Yuval Noah Harari, Sapiens'te insanı “biyoloji tarihinin en yırtıcı türü” olarak ta-nımlar. Ona göre insanlığın ekolojik sicili sanayi çağından çok önce, Homo sapi-ens’in yeryüzüne yayılmaya başladığı günlerde bozulmuştur. Büyük memelilerin ve sayısız türün yok oluşu, insanın doğaya bıraktığı ilk büyük imzasıdır adeta.
Bu tespit ilk bakışta karamsar gelebilir. Ne de olsa yeryüzündeki türleri yok eden de onları korumaya çalışan da insandır. Avrupa'nın son yıllarda “biyoçeşitlilik” konusuna gösterdiği ilgi bu tarihsel vicdan muhasebesinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Öyle ki, kurtların yaşam alanları, arı popülasyonları, sulak alanlar, göç yolları ve orman ekosistemleri üzerine yürütülen tartışmalar, geleceğin Avru-pa'sını şekillendiren başlıklardan biri hâline geldi.
Merkez Bankaları Araştırma Birliği (Central Bank Research Association – CEBRA), dünyanın önde gelen merkez bankası araştırmacılarını ve akademisyenlerini bir araya getiren bağımsız bir araştırma ağı. Birliğin Kopenhag’da düzenlenen yıllık konferansına, Avrupa bankalarının biyoçeşitlilik risklerine karşı ne kadar dayanıklı olduklarını inceleyen bir çalışmayı değerlendirmek üzere davet edildim.
Trump yönetiminin 2026 başında Paris İklim Anlaşması’ndan resmen ayrıldığı bir dönemde, iklim krizi ve biyoçeşitlilik üzerine çalışmanın başlı başına bir tercih an-lamı taşıdığını düşünüyorum. Bazı akademisyenler açısından bunun, kariyer hesa-bıyla açıklanamayacak bir sorumluluk olduğuna inanıyorum.
Oysa, 1845 yılında genç bir Amerikalı düşünür, medeniyetin gürültüsünden uzak-laşarak bir göl kıyısındaki kulübeye iki yıl yerleşip deneyimini Walden adıyla kitap-laştırmıştı. Henry David Thoreau için doğa, insanın fethedeceği bir alan değildi. İnsan, doğanın efendisi rolüne soyundukça kendi özgürlüğünden de uzaklaşıyor-du. Walden'ın sayfalarında ağaçlar, kuşlar ve göl insanın kendi vicdanıyla konuşa-bildiği sessiz bir cumhuriyettir adeta. Bugün Avrupa'nın biyoçeşitliliği gündemine alması, Thoreau'nun Walden kıyısında sorduğu soruların siyasal alandaki devamı gibi okunabilir.
Avrupa'dan gelen göçmenlerin kurduğu ABD, 4 Temmuz’da 250. Yaşını kutlaya-cak. Thoreau'nun doğa anlayışı ile bugünün Amerikan iklim politikaları arasında ciddi bir mesafe bulunduğu çok açık. Buna karşın Avrupa, Harari'nin sözünü ettiği o uzun yıkım tarihine karşı özeleştirel bir siyasal ve ahlaki cevap üretmeye çalışı-yor. Alman ekonomistlerin çalışmalarında da izleri görülen bu yaklaşım, doğadaki çeşitliliğin de toplumdaki çoğulculuk gibi korunmaya değer olduğu fikrinden bes-leniyor.
Demokrasinin özü çoğulculuktur. Farklı düşüncelerin, inançların, yaşam biçimleri-nin ve kimliklerin bir arada yaşayabilmesidir. Doğadaki biyoçeşitlilik de benzer bir ilkeye dayanır. Darwin'in bize öğrettiği gibi, doğa farklılıklar sayesinde ayakta kalır. Tür çeşitliliğinin azaldığı ekosistemler hastalıklara, iklim değişikliğine ve dış müda-halelere karşı daha savunmasız hâle gelir. Bunun nedeni, değişen koşullara uyum sağlama kapasitesinin zayıflamasıdır. Aynı durum toplumlar için de geçerlidir. Farklı seslerin susturulduğu, tek tip düşüncenin hâkim olduğu toplumlar ilk bakışta güçlü görünse de aslında sosyal olarak son derece kırılgandır.
Avrupa’daki bu tartışmalar uzaktan bakıldığında çevre politikası gibi görünebilir. Oysa burada söz konusu olan, toplumların hangi değerler etrafında örgütlendiği-dir. Türkiye’de uzun zamandır başka tartışmaların içindeyiz. Günlerimiz koltuk he-saplarıyla, parti içi çekişmelerle ve siyasi manevralarla geçiyor. Bir ülkenin siyasal olgunluğu bir bakıma hangi konuları tartıştığıyla görünür hâle gelir. Ormanını, kuş-ları, böcekleri ve ağaçları korumayı öğrenemeyen toplumlar, zamanla farklı fikirle-ri, farklı hayatları ve farklı insanları korumakta da zorlanırlar.
Çoğulculuk, geleceğe bırakabileceğimiz en değerli mirastır. Doğanın çeşitliliğini koruyamayan toplumların, düşüncenin çeşitliliğini koruması da kolay değil. Avru-pa'nın bugün vermeye çalıştığı sınavla bizim de er ya da geç yüzleşeceğimiz açık. Demokrasinin görünmeyen kökleri, meclislerde değil, ormanlarda filizleniyor.
1)Arlt et al. (2025) “A Biodiversity Stress Test of the Financial System”