Zafer Arapkirli

Demokrasi tahammüldür

22 Ocak 2021 Cuma

Bu filmi daha önce tekrar tekrar izledik.

Öğrencilik yıllarımıza tekabül eden 1970’lerde olup bitenleri hatırlamaktan da öte, bizzat yaşadık.

Kanlı günlere, nefretin sokaklarda kol gezdiği ve bir aşamada her gün neredeyse bir düzine canın yitirildiğine tanık olduk.

Genellikle mağdur bizdik. Neden? Çünkü faşizmin sadece sokakta değil, bizzat “şoför mahallinde” olduğu bir ülkede, demokrasi mücadelesi veren insanlar hep baskının, şiddetin mağduru, hep itilip kakılan, hep kurşunun hedefi olandır da ondan.

Ama her kesimden her siyasi görüşten insanların annelerinin gözyaşları sel olup aktı o yıllarda. 70’lerde kanlı bir vuruşma döneminden geçti bu ülke.

Bizler, yani demokrasiyi, özgürlükleri savunan; sömürüye karşı, eşitsizliğe karşı, adaletsizliğe karşı sesini yükselten; emekten, alınterinden yana olan; güçlünün güçsüze hâkimiyetine karşı mücadele eden insanlara hep sopalar, hep namlular doğrultuldu. Bir dönem, her sabah yataktan kalktığımızda “Acaba bugün hangi arkadaşımızın, hangi yoldaşımızın ölüm haberini alacağız. Kimin cenazesini kaldıracağız?” diye bir endişe ile giderdik yüzümüzü yıkamaya. Adeta omuzlarımız çürümüştü her Allah’ın günü tabut taşımaktan. Sultanahmet’teki morgdan (Adli Tıp) sırtladığımız tabutları mezarlıklara taşımaktan, oralarda defalarca “Faşizme karşı mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz” diye ant içip dağılmaktan yorulmuştuk.

Ama inancımızı hiç yitirmeden, (maalesef belki de ertesi sabah) bir sonraki cenazede buluşmak üzere dağılırdık.

Faşistler onca kanı dökmekle kalmadı. Bir de darbe yapıp idam sehpaları kurdu memleketin dört bir yanında. Kana doymamışlardı çünkü.

Üstelik, bundan daha elim ve daha vahim olmak üzere, ülkenin tüm demokrasi güçlerinin elini kolunu bağlamak amacı ile örgütlülüğünü dağıttılar demokrasi cephesinin. İşçinin, memurun, öğrencinin, akademisyenin demokrasiyi daha yüksek sesle ve daha etkin savunabilmesinin yegâne silahı olan “kitle örgütlerini, sendikalarını, derneklerini” dağıttılar. Örgütlenmeyi adeta bir “terör eylemine” dönüştürdüler kitlelerin gözünde.

Ve, itiraf edelim ki aradan geçen yaklaşık 40 yıl içinde maalesef bu tabloyu tersine çevirmekte başarısız kaldık.

Bugün ülkemiz, demokrasinin en az 40 yıl önceki koşullar kadar acımasız bir şiddetle boğazlandığı günlerden geçmekte. O gün sokaklara salınan faşist çetelerin yine aynı kararlılıkla ve aynı acımasızlıkla kan dökmek üzere harekete geçirildiklerine tanık oluyoruz. Eline sopayı ve silahı alan, gösterilen hedefe yönelip demokrasiden yana olanları, muhalifleri, düzene karşı çıkanları susturabilmenin hayalini kuruyor.

“Hayalini kuruyor” diyorum, çünkü bunun bir “hayal” olduğundan habersiz robotlardan bahsediyoruz burada. Akıllarınca, sopayı vurup, silahı sıkınca, biz “haklıdan yana, emekten yana, adaletten yana, insan haklarından yana, laiklikten, ATATÜRK ilkelerinden ve inkılaplarından yana, sömürüye ve baskıya yani faşisme karşı insanları” yıldıracaklarını sanıyorlar.

Bugün bir siyasetçiye, yarın bir akademisyene, öteki gün bir gazeteciye ama sıkça da gazetecilere yönelik bu şiddet, hiç şekil değiştirmiyor.

NEDEN GAZETECİ HEDEFTE?

Çünkü, kamuoyunu bilgilendirmek, haber vermek, demokratik hakların farkındalığının artması için çaba göstermek, bilginin, fikrin, muhalif görüşün dillendirilmesini, eleştirinin yaygınlaşmasını ve meşrulaşmasını sağlamak, gazetecinin görevi.

Her Allahın günü aldığımız tehdidin ve sosyal medyada işittiğimiz hakaretin, yandaş, besleme ekranlardan arkamızdan sallanan küfürlerin haddi hesabı yok. Benim ne “İngiliz çipi takılmışlığım”ı bırakıyorlar, ne “bunak bilmemne”liğim, ne “Kirli Arap”lığımı. “Seni yaşatmayacağız” mesajlarının sayısını tutamadım bugüne kadar.

Demokrasiyi, bırakın özümsemek ya da öğrenmek, duymak bile istemiyorlar,

Demokrasinin “tahammül” demek olduğunu, “birlikte var olabilmek, tartışabilmek, diyalog” olduğunu anlamak istemiyorlar.

Bir de faşizmin bu gezegenden er ya da geç silineceğini, bizlerin galip geleceğimizi, istedikleri kadar saldırsınlar, istedikleri kadar vursunlar, öldürsünler, emperyalist uşaklarının bir gün yok olacaklarını artık kavramalarının zamanıdır.

Çare yok.

Demokrasi kazanacak.

Siz “tarih” bile olmayacaksınız.

İnsanlık, sizin “Delete” tuşunuza basacak, er ya da geç.

Nefret, bu topraklardan ilelebet def olup gidene dek ant içmişliğimiz var çünkü.

Gücümüz, içimizdeki insanlıktan ve demokrasi aşkından kaynaklanıyor. Belimizdeki silahtan, içimizdeki kan kokulu nefretten değil.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Tercihini yap... 16 Nisan 2021
Kutuplaşma 9 Nisan 2021
Saymeyoz... 2 Nisan 2021
Yetti gari!.. 26 Mart 2021
Çıkmaz yol 19 Mart 2021