Yıllar hızla geçiyor, her şey değişiyor, kimi şeyler hiç mi hiç değişmiyor. Dün ve önceki gün bu sayfalarda Türkiye Yayıncılar Birliği’nin verdiği Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri haber ve yorumlarını okudunuz. Onur Ödülünü alanlar arasında Cumhuriyet gazetesinin bulunması hepimizi gururlandırdı.
Ödül töreninde beni çok duygulandıran ANT Dergisi’ni çıkaran, ANT Yayınları’yla bizleri zenginleştiren 1971’de askeri faşist darbe nedeniyle ülkeden ayrılıp bir daha dönemeyen Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul Özgüden’in ekrandan mesajlarını dinlemek oldu.
Sosyalist düşünce dergisi
1967- 71 Yıllarında çıkan Ant Dergisi, ilk gençliğini yaşayan bizler için eşsiz bir yol göstericiydi. Sosyalist düşüncenin yayılması için sayısız yazarın hem bilimsel, hem edebi yazılarına yer verirdi. Eşitlik, bağımsızlık, sömürüye karşı çıkış, toplumsal adalet kadar düşünce ve ifade özgürlüğünün de sözcülüğünü yapardı.
Ant Yayınları’nın kitapları hala kitaplığımda... Yaşar Kemal’in kitaplarını ilk onlar bastılar. Che Gueva, Nehru, Castro’nun anılarını da... Sosyalist öğretinin nice kaynağını da... Onları dinliyorum: “Ant, Türkiye’de sosyalist düşüncenin yayılması ve de örgütlenmesi sürecine gerçekten militanca bir uğraşla katkıda bulunmaya çalıştı.
Dergimizin ve kitaplarımızın hazırlanışında sadece düşünce planında değil, aynı zamanda estetik planda da Türkiye yayın yaşamına yenilikler getirmeyi görev bildik. Antimuanlı kurşun kokusu taşıyan tüm yayınlarımızda mürettiplerimizin, baskıcılarımızın ve de ciltçilerimizin katkısıyla tekniğin ve estetiğin sınırlarını zorladık... Babıâli sokaklarını kan ter içinde arşınlayarak sayfa kalıplarını dizgiciden baskıcıya taşıyan hamal dostlarımızı, dergimizin ve kitaplarımızın dağıtımını tüm tehditlere meydan okuyarak, sıkıyönetim koşullarında dahi sürdüren dağıtımcı dostlarımızı asla unutmuyoruz.”
Baskıya karşı
40 yılı aşkın bir süredir birlikte çalışan, birlikte mücadele veren bu çifte karşı, yazdıkları ve yayımladıklarından dolayı 50’den fazla dava açıldı. 300 yılı aşkın hapis cezası istemiyle tehdit edildiler. 71’de ülkeyi terk ettiler.
12 Eylül darbesinden sonra 1982’de Türk vatandaşlığından çıkarıldılar. On yıl sonra bu iptal edildi. Ancak Dışişleri Bakanlığı , Türkiye’ye dönerlerse, tutuklanmayacakları konusunda yazılı güvence vermeyi reddetti. Dönmediler.
Gepegençtiler. Şimdi saçları kırlaşmış, ekrandan ortak mesajlarını dinliyorum:
“Yayın dünyasındaki kavgamız sadece Ant’la da sınırlı değildi. İlerici yayınevlerinin iktidardan gelen baskılara, dağıtım tekellerine karşı var olabilme kavgası bizim de kavgamızdı.”
Bu amaçla yayınevlerini örgütlemeye çalışmışlar, girişimler başlatmışlardı. Ancak 1971 darbesi bunun gerçekleşmesine olanak vermedi.
“Bu darbeden 15 yıl sonra, 1985’te, Türkiye Yayıncılar Birliği’nin kurulmuş olduğunu 3 bin kilometre öteden görmenin bizi ne denli mutlu kıldığını bilemezsiniz. Bugün diğer değerli meslektaşlarla birlikte bu iki basın-yayın emekçisini, bizleri de anımsamış olmanız yıllardır uzak düştüğümüz ülkemizden gelen en büyük armağanlardan biri... Tekrar yürekten teşekkür ediyor, tüm meslektaşlarımızı başarı dilekleriyle kucaklıyoruz.”
Biz de size teşekkür ediyoruz İnci ve Doğan Özgüven. Solun yolunu açtığınız için, düşünce ve ifade özgürlüğü meşalesini her daim başınız dimdik tutuşturduğunuz için... (Belge Yayınları’ndan 2 ciltlik Vatansız Gazeteci’yi okuyabilirsiniz.)