Köşe Yazısı

A+ A-
Zülal Kalkandelen

Esir pazarı ve karşı kamp

14 Ekim 2018 Pazar

Geçen hafta Fransa’da bir toplantıda canlı hayvan ticaretinin içyüzünü anlatacağımı duyurmuştum. Bugün o toplantıdan söz etmek istiyorum.
Clermont-Ferrand kentine gitmeme neden olan davet ilginçti. Bana orada Uluslararası Hayvancılık Fuarı’nın düzenlendiğini ve bu yıl Türkiye’nin onur konuğu olduğunu bildirdiler.
Beni davet edenler, elbette hayvancılık endüstrisinin kodamanları değildi; bu fuara yanıt olarak aynı yerde kamp düzenleyen türcülük karşıtı aktivist grup Earth Resistance’dan davet aldım. Orada Türkiye’nin de ana aktörlerden biri olduğu canlı hayvan ticareti hakkında konuşmamı istediler.
Çünkü Fransa’da halk, hayvansal ürünlerin insan sağlığı ve çevreye zararları ile neden olduğu zulüm konusunda bilinçlendikçe, bu ürünleri daha az tüketmeye başladı. Hayvancılık endüstrisi de bu durumda yurtdışı pazarlara daha çok yöneldi.
Kampa bir gece vakti vardık. Aktivistlerin pazarlarda ortalığa dökülen sebzeleri toplayarak pişirdiği yemekten ikram ettiler. Birbirimizi ilk kez görüyorduk ama ortak bir amacımız vardı: Hayvan Özgürlüğü.

Demokrasi mi dediniz?
Kampa ulaştığım gün, Hayvancılık Fuarı’nın düzenlendiği dev kongre merkezinde Türkiye ile Fransa arasındaki bir toplantı sırasında, güvenlik görevlileri aktivistlere sert şekilde müdahale etti. Aktivistler, herhangi bir şiddete başvurmadan hayvan ticaretini protesto etmek istediyse de, salondan ite kaka çıkarıldıkları yetmezmiş gibi hepsinin kimlikleri saptanarak olay yargıya intikal ettirildi.
Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Mustafa Aksu, basına yansıyan habere göre, “hayvan hakları savunucuları tarafından yapılan protestonun Türkiye’ye yönelik olmadığını, grubun hayvanlara yönelik eziyete ilişkin olarak tavır sergilediğini ve ülke olarak bu konuda hassas davrandıklarını” söylemiş. Hayvan hakları konusunda Türkiye, uzun zamandır yüz kızartıcı bir utanç içinde. Canlı hayvan ticaretindeki zulümleri ise iktidar dışında duymayan kalmadı...
Clermont-Ferrand’daki protesto sırasında bir Türk yetkilinin, “Hayvan haklarının demokrasi ile ne ilgisi var?!” diye bağırması ise, fuarın katılımcıları ile aktivistler arasında “Biz” ve “Onlar” diye iki ayrı dünya olduğunun kanıtıydı. Hayvanların da duyarlı ve bilinçli canlılar olduğunu anlamak istemeyen insanlar ile şeklen benzesek de düşüncelerimiz ve ruhlarımız çok farklı.

Ürkütücü bir manzara
Fuarın yapıldığı alanı zorunlu olarak dolaştığım günün Dünya Hayvanları Koruma Günü olması da tam bir trajediydi. Bildiğiniz bir gerçekle yüzleştiğinizde daha sert vurur ya, zincirlenmiş hayvanları gördüğümde o duyguyu yaşadım.
Her satılık hayvanın bulunduğu yere kilosu, cinsi ve adının yazılı olduğu plakaları asmışlar. Sattıkları hayvanları sergileyen besiciler, alıcılara o hayvanların etinden yapılan salam ve sucukları tattırıyordu. Lucy adlı ineğin ayaklarının ucunda kendi doğurduğu buzağı yatıyordu. Biraz ileride kasap vitrinlerindeki gibi derisi yüzülmüş bir hayvanın bedeni sergilenirken, aynı anda insanlar mezbahada çekilen kesim videosunu izliyordu...
Benim için en çarpıcı gözlem ise binlerce insanın çocuklarıyla fuarı gezmeye gelmesiydi. Sanki kasabada büyük bir eğlence varmış gibi, herkesin esir pazarına akın etmesi, absürd olduğu gibi ürkütücüydü. Bu manzarayı gördüğümde önce güçsüz hissettim ama her aktivist gibi oradan bilenerek çıktım.

Nerede ‘Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik’?
Kampta çadırlarda kalan 75 kadar barışçıl aktivisti tehlikeli bulan güvenlik güçleri, sürekli havada dolaşan helikopterler ve etrafta gezen polisler ile sindirme amacını güdüyordu.
İşin en acayip yanı, mottosu “Eşitlik, Özgürlük ve Kardeşlik” olan bir ülkede, yargının, fuardaki şiddetsiz protesto nedeniyle aktivist başına 10 bin Euro ceza belirlemesiydi. Bu da gösteriyor ki; türcülük karşıtı hareket, her türlü baskıya karşın güçleniyor!

Tümü Zülal Kalkandelen - Son yazıları

Adalet ve özgürlük mücadelesi devrimcidir 22 Eylül 2019 Paz
20 Eylül’de iklim grevindeyiz! 17 Eylül 2019 Sal
Asıl vandallar kim? 15 Eylül 2019 Paz