Köşe Yazısı

A+ A-
Olaylar ve Görüşler

‘İmar barışı’ ve ‘dönüşüm’

12 Şubat 2019 Salı

İmar barışı ile sağlanan gelirler dönüşüm amacıyla kullanılacak. Kamu yararını göz ardı eden bir uygulamadan, kamu yararına sorumluluk üstlenilen bir işleyişe kaynak aktarılmakta. Politikanın tutarlılığı, her iki kesimden de açığa kaynak çıkarılmasında.

İmar Yasası’na geçici bir madde ile Nisan 2018 tarihinde yürürlük kazandırılan “imar barışı” düzenlemesi, 2018 öncesinde yapılmış ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yapıları kayıt altına alarak yasal kimlik vermekte. Taşınmaz sahiplerinin beyanlarına göre belirlenen parasal cezalar ile aykırılıklar tanınmaktadır. Başvurular ikinci kez, 15 Haziran 2019 gününe uzatıldı. Günümüzde yaklaşık on milyon başvuru 17 milyar TL kadar gelir sağlamış. Düzenlemeye göre, elde edilen bilgi ve gelirler kentsel dönüşüm uygulamalarında kullanılacak. Ancak gelirlerin bir bölümünün ilgili belediyelere aktarılması, oluşturulan veri tabanının da belediyelere ve sigorta kuruluşlarına iletilmesi düşünülmemiş. Düzenlemenin kimi kiminle barıştırdığı da anlaşılır değildir. Yönetimlerle suçlu durumdaki bireyler mi, yasalara uyanlar ile uymayanlar mı, doğal ve kültürel çevreler ile bunlara zarar verenler mi barışıyorlar? Bu düzenlemenin çıkar gözetmeyen bir “barış” getirdiği değil, bedel karşılığı bir “bağışlama” olduğu yaygın görüştür.

‘Dönüşüm’ yasası
“Dönüşüm” Yasası (6306) ise, afet riski altındaki alanlarda yapılaşmanın topluca yenilenmesini, yıkılma olasılığındaki tekil yapıların ise güçlendirilmesini ya da yıkılıp yeniden yapımını sağlama amacındadır. Bu tepeden inme düzenleme, yönetimleri güçlü yetkiler ve büyük kaynaklarla donatmıştır. Ne var ki uygulamaların, yasanın amacı doğrultusunda tehlike ve risk gösteren alanlarda değil, yönetimlere yüksek rantve yarar sağlanan yerlerde öncelik kazandığına ilişkin sayısız örnek vardır.
Deprem tehlikesi karşısında “dönüşüm” yasası ile yönetim, can ve mal koruma sorumluluklarını anımsamıştır. Bu uğurda birey hakları aşılarak, üst yaptırımlara başvurulmakta. Riskli alanlar belirlenmekte, taşınmazlara el konulmakta, kentsel yoğunluklar altüst edilerek kent çevrelerinin biçimlenmesi belirlenmektedir. Büyük kaynaklar sağlanırken, bireylerin hak aramaları önlenmektedir. Karşı konulmaz yetkilere ve dev parasal olanaklara sahip bu güçlü uygulama, toplumun korunmasında kararlılık gösterisi gibidir.
İmar barışı uygulamasına gelince bu tutum bir yana bırakılmıştır. Bireylerin kaçak olarak yaptıkları, yapı tekniğini bile tanımayan davranışları meşru kimlik kazanmakta. Ruhsatlı yapılarda taşıyıcı sistemi bozan, kolonları kaldıran davranışlar anımsanınca, aykırı yapılaşmada deprem dayanıklılığının hiç düzeyinde olduğuna inanılır. Ne var ki, düzenlemede “yapının depreme dayanıklılığı hususu malikin sorumluluğundadır” denilerek vatandaş kendi başına ve doğanın insafına vurdumduymazlıkla bırakılmaktadır. Bir yanda çağdaş bir sorumluluk görüntüsündeki “dönüşüm” yasası ile vatandaş sözde öz çıkarı için zorunlu uygulamalara sokulurken, diğer yanda “ne haliniz varsa görün” anlamında şaşırtıcı bir tutum sergilenmektedir.

Karşıt mı, tutarlı mı?
T.C. Anayasası’nda kanunların anayasaya aykırı olamayacağı (md. 11) öngörülmüştür. Devletin vatandaşları korumakla yükümlü bulunduğu anlayışı ise, açık bir sorumluluk olarak tanımlanmamış da olsa, anayasa başlangıç metninde ve temel haklara ilişkin ödevlerin tanımlandığı (md. 5) bölümlerde bulunabilir. Ayrıca yönetmeliklerin ilgili yasa hükümlerine aykırılığı önlenmektedir (md. 124). Ancak yasaların amaç ve uygulamalarında birbirlerine karşıt olamayacağına ilişkin bir yargı bulunmuyor. Yasa yapıcı, böylesine karşıt iki düzenlemeyi adeta bu boşluktan yararlanmakla uygulayabilmektedir. Bu aykırı politika karşıtlığının bir düşünce karışıklığından doğmuş olduğu ileri sürülebilir. Ancak başka bir değerlendirme ile, bu iki tutum arasında sağlam bir tutarlılık bulunduğunu tartışmak da olanaklıdır. Her iki düzenlemenin de kaynak yaratma, kimi kesimlerden gelir sağlama amacına hizmet ettiği, bunların ortak yönünün toplumsal “rant madenciliği” olduğu ileri sürülebilir. Doğal kaynaklar nasıl talan edilip yarar sağlanıyorsa, burada da kentsel çevre ve toplum talan edilmektedir.

Politikanın tutarlılığı
İleri sürüldüğüne göre, imar barışı ile sağlanan gelirler dönüşüm amacıyla kullanılacak. Kamu yararını göz ardı eden bir uygulamadan, kamu yararına sorumluluk üstlenilen bir işleyişe kaynak aktarılmakta. Riskleri artıran bir uygunsuzluktan, riskleri saklayan bir başka uygulamaya aktarma var. Deprem tehlikesi ile baş başa bırakılan bir kesimden sağlanan kaynakla kimileri depremden korunuyor. Politikanın tutarlılığı, her iki kesimden de açığa kaynak çıkarılmasında. Buna benzer çok sayıda yakışıksız uygulama örnekleri düşünülebilir. Diyelim, kimi ülkelerde olduğu gibi, uyuşturucu kullanımını vergileyip yasallaştıralım. Sağlanan gelirlerin bir bölümü ile ise, bu düşkünlükten kurtulmaya çalışanlar için sağlık evleri işletelim. Her iki tarafta da kaynak akışı sağlayalım. Hem depreme kurban edilmesi göze alınanlardan, hem de depremden korunanlardan kaynak çıkarmakla, “köprüden geçseniz de geçmeseniz de ödersiniz” dayatması arasında bir tür koşutluk yok mu? [email protected]

Murat Balamir / E. Prof. Dr. ODTÜ

Tümü Olaylar ve Görüşler - Son yazıları

Çöken binaların düşündürdükleri 18 Şubat 2019 Pzt
‘Beka’ ikliminde bir gezinti 18 Şubat 2019 Pzt
Artan gıda fiyatlarında asıl sorun gizleniyor 17 Şubat 2019 Paz