Silivri davalarının sonuç değil, süreç odaklı olduğunu ortaya koyan olguların başında casusluk davası geliyor.
Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ, Necati Özkan, iş insanı Hüseyin Gün’le tanışmış olmakla casusluk faaliyeti içine girmişler!
Neymiş bu faaliyetler?
İddianameye göre İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) “İstanbul Senin” uygulamasındaki verileri yabancı bir ülkeye iletmek.
Niçin iletmişler?
Seçim kazanmak için!
Bu faaliyetin seçim kazanmaya nasıl etkisi olmuş?
Seçimler manipüle edilmiş.
Nasıl edilmiş?
Veriler kullanılmış!
Bu verilerde nasıl bir casusluk belgesi var?
Kişisel veriler!
Gizli bilgi mi?
Değil ama bu verilerle seçimi kazandılar!
İBB merkezli bu verilerin tutuluş tarihi ne zaman?
2009! İmamoğlu’nun seçimleri kazanmasından 10 yıl önce!
Cep telefonundan iki defa ayakkabı modeli baksanız, on dakika sonra karşınıza ayakkabı reklamının çıktığı bir dünyada yaşıyoruz. Böyle bir iletişim ortamında kişisel verilerle casusluk üretmek olsa olsa Aziz Nesinlik bir hikâye olur!
***
Neresinden tutsanız buram buram dökülüyor. Bu kadar da değil. Hüseyin Gün önceki gün savunmasında eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay imzalı yetkilendirme yazısını mahkemeye verdi. Yazıyı kaleme aldığımız saatlere dek, bu belgenin doğru olmadığını iddia eden bir açıklama yapılmadı.
İmamoğlu, seçimleri kazanmak için örgüt kurmuş! İddianamenin ruhuna bakarsanız CHP Beylikdüzü İlçe Örgütü bile “örgüt” faaliyetine giriyor!
Ne yapmış örgüt?
Yolsuzluk yapmış...
Aylardır devam eden soruşturma, ardından iddianame ile kamuoyunda buna ilişkin bir kabul sağlayamayınca biraz daha ürkütücü bir suçlamanın etkili olabileceğini düşündüler. Ancak bunun da ters etki yaptığı görünüyor. İktidar kanadından eser miktarda vicdan sahibi bile casusluk için “bu kadar da olmaz” diyor.
İddianamenin trajikomik yanlarından biri de Merdan Yanardağ’ın kimi odaklardan talimat aldığı. Merdan’a RTÜK bile talimat veremiyor!
Siyasetçi, gazeteci ve siyasal iletişimci toplumun her kesimiyle temas kurar, kurmazsa görevini tam anlamıyla yerine getiremez. Yanardağ da Tele1’in her bakımdan güçlü olması için kamuya da açık biçimde toplumla doğrudan temas kurdu. Bunlardan suç üretmek, insanların akıl sağlığıyla oynamak gibi bir şey!
Necati Özkan, dünkü savunmasında dünyada casusluk davalarının gelecekteki iktidar liderini etkisiz hale getirmek amaçlı olduğunu, bunun ters teptiğini örnekleriyle anlattı.
***
Casusluk davası aklımıza Hitler’in propaganda bakanı Goebbels’in bir sözünü getirdi. Şöyle diyor:
“O kadar büyük bir yalan söyle ki kimse karşı çıkamasın!”
İmamoğlu, Yanardağ ve Özkan’a casusluk suçlaması ne kadar büyük bir yalan ayrı konu... 160 sayfalık iddianamede yalan üretmekte bile zorlanmışlar. İddianame Hüseyin Gün’ün albümü ve özel arşivi gibi! Gün’ün ifadelerinde “casusluk faaliyeti” iddiasına konu olacak hiçbir şey yok. Bu çıkarımı savcı yapmış!
Girişte vurguladığımız “sonuç değil süreç odaklı” tanımının açılımı şu:
İmamoğlu’nun kazandığı seçimleri suç ve casusluk faaliyeti sayıp yeni seçim kazanmasını engellemek... Yanardağ’ın kurup büyüttüğü Tele1’i dava bitmeden bitirmek...
Böylesi zorlamalarla tarihin olağan akışını değiştirmek çok denenmiş bir davranıştır ama başarılı olamamıştır.
AKP bir kez daha deniyor. Deneyim çok öğretici bir okuldur ama çok pahalıdır.
İktidar ülkeye pahalıya mal olacak bir deneme içinde!