Köşe Yazısı

A+ A-

‘Yeni Türkiye’ Baskını

Paylaş
instela'da paylaş
15 Aralık 2014 Pazartesi

AKP hükümeti bir yıl önce 4 bakanını istifa ettirmek zorunda kaldığı büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun yıldönümünde harekete geçerek beklenen karşı operasyonunu nihayet başlattı. 17 ve 25 Aralık soruşturmalarının ‘yolsuzluk’ değil ‘darbe’ olduğu senaryosu doğrultusunda düğmeye basıldı ve aralarında çok sayıda meslektaşımızın da olduğu 32 kişi hakkında soruşturma açıldı, bu isimlerin bir kısmı da gözaltına alındı.
Kamuoyundaki genel algı, bu operasyonun hukuki değil, muhaliflere yönelik sindirme ve yıldırma amacı taşıyan siyasi bir operasyon olduğu şeklinde. Polis şeflerinin yanı sıra yine gazetecilerin ve yazarların hedef alınması siyasi operasyon tezini güçlendiriyor. Çünkü AKP döneminde yürütülen Ergenekon, Balyoz ve KCK davaları, daha sonrasındaki süreçlerde görüldü ki hep iktidarın muhaliflerini tasfiye amacını taşıyan siyasal nitelikli davalardı. Ortaya böyle bir algı çıkması son derece doğal. AKP ağzından hiç düşürmediği demokrasi ve hukuk devleti söyleminde samimiyse, bir an önce bu davaların siyasi değil hukuki olduğunu kanıtlamak zorunluluğu ile karşı karşıyadır.

***

Ancak AKP hükümetlerinin ‘hukuk devleti’ konusunda bugüne kadarki sicili hiç parlak değil. 17 Aralık sonrasında “İktidar tekerime çomak sokanı en ağır şekilde cezalandırırım” mantığıyla, önce yolsuzluk operasyonlarını yürüten yargı ve emniyet mensuplarını hedef aldılar. Savcılar ve polisler görevlerinden alındı, ihraç edildi, cezaevlerine kondu. Dün ise hedefte yolsuzluk operasyonu üzerine yazan cemaat medyası vardı. Gazete yöneticileri, yazarlar ve hatta dizi yönetmenleri ve oyuncuları terörist oldukları savıyla gözaltına alındılar. Operasyonla iktidarın o hep övündüğü ‘yeni Türkiye’nin resmi de bir defa daha ortaya çıktı. AKP, icraatlarını eleştiren medya düzenine hiçbir şekilde tahammül edemediğini bir kez daha gösterdi.

***

Bir yıl öncesine kadar AKP ile hareket eden ve haksız-hukuksuz soruşturmalarla (Odatv, Ergenekon, Balyoz, KCK) çok sayıda insana iktidar ile birlikte mağduriyetler yaşatan Gülen Cemaati’nin hedef alınması, özellikle o mağduriyetleri derinden yaşayan kesimlerin bir bölümünde operasyona karşı farklı hisler yaratmış olabilir. Belki de sırf bu yüzden, basın özgürlüğüne karşı yürütülen bu kabul edilemez operasyon karşısında toplumun tüm kesimleri bir arada yer almadı. O davaların mağduru olan ve dava süreçlerinde yaşanan hak ihlalleri ve hukuksuzluklara en fazla yer veren yayın organı olan Cumhuriyet’in bugün durduğu yer çok net. Bugün operasyon yapılan basın kuruluşlarının geçmişte başka haksızlıklara destek vermiş olması, bugün onlara yapılan hukuksuzluğa karşı çıkmamızı engellemiyor. Basın ve ifade özgürlüğüne yönelik her tür baskı ve zorlamaya, hangi dönemde, kimden ve hangi amaçla gelirse gelsin, karşı çıkmayı, özelde gazeteciliğin, genelde ise demokratlığın bir gereği görüyoruz.
Biz Cumhuriyet olarak demokrasiyi, hukuk devletini, evrensel insan haklarını ve bunların olmazsa olmazı basın özgürlüğünü savunmaya korkmadan, yılmadan devam edeceğiz.
Basın özgürlüğünün korunması konusundaki kararlılığımızı, yolsuzluklar konusunda da aynen sürdüreceğiz. Bu ülkenin yurttaşlarının emekleriyle yaratılan ulusal zenginliğimizin, yolsuzluklarla bir kısım çevrelere peşkeş çekilmesine karşı da denetleme ve halkı bilgilendirme görevimizi inatla ve ısrarla yerine getireceğiz.