Zülal Kalkandelen

Erdoğan’dan laikliğe öldürücü darbe

03 Aralık 2019 Salı


Geçen hafta yapılan 6. Din Şûrası, CHP’deki kumpas skandalının gölgesinde kaldı. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kapanışta yaptığı konuşmayı dikkatle dinlediniz mi?

Birçok şey söylemiş, ama bazı sözlerinin üzerinde durmak gerekli. 

Önce İslam dininin hayatın tüm alanlarını kuşatan kurallar ve yasaklar manzumesi olduğunu vurgulamış; “ticaretten beşeri münasebetlere, eğitim öğretimden evliliğe, temizlikten kılık kıyafete, yaşantının her safhasını düzenleyen bir dine inanıyoruz” demiş.

Ve şu sonuca varmış: 

İslam bize göre değil, biz İslama göre hareket edeceğiz. Nefsimize ağır gelse de hayatımızın merkezine dönemin koşullarını değil, dinimizin hükümlerini yerleştireceğiz.

Bir kişi, hayatının merkezine dini koyup tüm alanları ona göre düzenleyerek yaşayabilir. Hayatını nasıl yaşayacağını yetişkin bir insana kimse dikte edemez, etmemelidir. 

Farz edelim ki Erdoğan, bir vatandaş olarak sadece kendi hayatını düzenlemeyi kastetti... Ama aynı konuşmada, devletin başı olarak, din görevlilerini “sıradan bir memur gibi değil, peygamberlerin vaizleri gibi hareket etmeleri” için görevlendiriyor. 

Din Şûrası’nda konuşan Erdoğan, herhangi bir vatandaş değil, bu ülkenin Cumhurbaşkanı. Onun “İslam’a göre hareket edeceğiz” demesi laikliğe öldürücü darbedir!


* * *  

Hayatın her alanının dine göre şekillendirilmesi, ancak ŞERİAT hukukunun benimsenmesi ile olur.

İnsanların medeni ilişkilerini, mülkiyet ilişkilerini, hak ve borçlarını düzenlemek için öncelikle Medeni Hukuk’u kaldırmanız gerekir. 

Yürürlükteki Ticaret Kanunu’nu kaldırıp faizi yasaklamanız gerekir. 

Resmi nikâhı kaldırıp sadece dini nikâhı geçerli saymanız gerekir.

Eğitim ve öğretimi İslama göre düzenlemek için laik eğitimi kaldırıp, karma eğitim kurumlarını yok etmeniz gerekir. 

Kadınları türban ve çarşafa sokmanız gerekir!


Eğitimdeki dinci çember 

AKP döneminde pıtrak gibi çoğalan imam hatipler, anaokullarına kadar inen dini eğitim sınıfları, kız ve erkek öğrencilerin ayrıldığı okullar ile eğitim giderek dinselleştirildi.

Din görevlileri müftü ve imamlara nikâh kıyma yetkisi verildi. 

Türban serbestisi ilkokula kadar indi. 

Bunların hepsi laikliğin içini boşaltmaktır! 

Türkiye’de “Devletin dini, İslam dinidir” maddesi, 10 Nisan 1928’deki değişiklikle  anayasadan çıkarıldı ve laiklik ilkesi 1937’de anayasaya girdi. İnsanlığın en önemli kazanımlarından biri olarak 82 yıldır anayasada yer alıyor. 5 Şubat 2020’de 83. yıl olacak.

Temel ilkelerinden biri laiklik olan CHP’nin ana muhalefet partisi olarak Erdoğan’ın Din Şûrası’ndaki  konuşmasına gereken yanıtı vermesi ve sesini yükseltmesi gerekmiyor mu? 

15 yıl önce Erdoğan...

Bir de Erdoğan’a şunu hatırlatmak lazım. Kendisi, 2004’te ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman, Büyük Ortadoğu Projesi görüşmeleri kapsamında "Ilımlı İslam devleti modelini” dile getirdiğinde böyle tepki göstermişti:

Anayasa'da belirtiliyor. Türkiye, laik, sosyal hukuk devletidir. Devletimizin adı bu. İslam farklı bir şey. Müslüman’ın dinini yaşaması da laikliğin güvencesindedir. Bu güven arz ediyor. Devlet de bireyin inancı da burada güçleniyor. Bu sadece Müslüman için önemli değil, ülkemizde yaşayan diğer dinler için de, Hıristiyan, Musevi, diğerleri için de güvence, farklı mezhepler için de güvence. Bu nereden kaynaklanıyor, laiklikten kaynaklanıyor. Onun için bizim devletimizin adı İslam değil.

Bu sözlerinden 15 yıl sonra, bir Cumhurbaşkanı olarak, “hayatın tüm alanlarında İslama göre hareket edeceğiz” dediğinde, bu ülkenin farklı din ve mezheplere inanan ya da inançsız vatandaşları ne olacak? 

Onların din, inanç ve inanmama özgürlüğünün güvencesi nereden gelecek?