Köşe Yazısı

A+ A-

‘Gezi’den grevlere...

Paylaş
instela'da paylaş
01 Haziran 2015 Pazartesi

Renault işçilerinin eylemiyle başlayan grev dalgasıyla, “sanayi işçisi, uzun bir aradan sonra ilk kez kendi varlığını toplumun algı alanına soktu”.
Sanayi işçisinin böylece, kritik bir konjonktürde yeniden görünür, sesi duyulur olması, hemen bir başka kitlesel hareketlenme deneyimini, “Gezi Olayı”nı çağrıştırdı.
Evet, bunlar çok farklı ekonomik, kültürel biçimler sergileyen kitlesel hareketlilikler ama, her şeye karşın, en temel varlık düzeyinde paylaştıkları ortak bir özellikleri de var: Her iki kitlesel hareket de işçi sınıfına ama, kapitalizmin farklı dönemlerinde doğmuş kesimlerine ait hareketler.
Gezi’yle grevler arasında böyle bir bağ olduğu için birinin kitlesel eylemi bize hemen diğerinin kitlesel eylemini anımsattı. Ancak bu kopuk bir bağdır. Kopukluk da bir boşluktan kaynaklanıyor.

İki dönem, iki kesim
Bu grev dalgası, kapitalizmin önceki yapısal krizinden II. Dünya Savaşı’yla çıkarken şekillenen “Fordist” (otomotiv sektöründe doğduğu için) sermaye birikim rejimini oluşturan iş sürecinin, iş mekânı düzenlemelerinin, bunların teknolojilerinin üzerinde gelişmiş emek/çalışma biçimlerinin ifadesi bir sanayi işçisinin eylemidir.
“Gezi” “olayı” ise karşımıza çok farklı kültürel, ekonomik, teknolojik özellikleri içeren bir “çokluğun” eylemi olarak çıktı. Bu “çokluğun” içinde, varlığı en yoğun biçimde hissedilen gruplar, bunların sanayi proletaryasından farklarını vurgulayan özelliklerine atıfla, “yeni orta sınıf”, “prekaria” gibi ifadelerle tanımlandılar.
Gerçekteyse “prekaria”, “yeni orta sınıf”, kapitalizmin Fordist sermaye birikimi rejiminin krizi içinde, bu rejimin dağılan parçalarının, sermayenin krize tepki olarak geliştirmeye çalıştığı teknolojilerin, çalışma biçim ve mekânlarının, buralarda oluşan yeni emek biçimlerinin ifadesi kitlelerden oluşuyordu. Diğer bir deyişle, kapitalizm kriz içinde değişirken işçi sınıfı içinde başlayan “çözülme” ve “yeniden şekillenme” süreçleri de karşımıza yeni sınıf kesimleri çıkarıyordu. İşçi sınıfının bu yeni kesimleri, Türkiye’de, tarih sahnesine ilk kez “Gezi Olayı” ile çıktılar.

Kopukluk ve boşluk
İşçi sınıfının, iki farklı dönemde doğan kesimleri arasında, siyasi temsil ilişkileri açısından da önemli farklar var. Fordizmin kitlesel işçi sınıfını siyasal düzeyde, sendikaların da katkısıyla, sosyal demokrat, sosyalist, komünist partiler temsil ediyordu. O dönem bu sendikaların, partilerin yapıları, kültürleri, temsil ettikleri sınıfın çalışma, yaşama özellikleriyle uyum halindeydi. O sınıf değişmeye, dağılmaya, yeniden şekillenmeye başlarken, söz konusu sendikaların, partilerin sınıfın yeni oluşmaya başlayan özelliklerine uyum sağlayamadıklarını, zayıfladıklarını, giderek etkisizleştiklerini gördük. Eski biçimlerde ısrar etmek, liberal demokrasinin kültür ve pratiklerini benimsemek bu çürüme sürecini hızlandırdı.
Söz konusu sendikalar, siyasi partiler etkisizleşirken işçi sınıfının temsil ilişkisinin olduğu yer boşaldı. “Gezi Olayı”nın sergilediği örgüt biçimleri bu “boşluğu” iyice hissettiriyordu.
Bir toplumsal “olay”, “yeni öznelliklerin / insanın” doğuşunu da içeren, yeni olasılıkları yaratırlar. Bu yeni olasılıklar, “yeni insan”, yeni bir tarihin başlayabileceğini söyler. Ancak bu “yeni tarihin” başlayabilmesi için, “yeni insanı” koruyacak, geliştirecek, siyasileştirecek, eylemini koordine edecek, kalıcılaşmasını, “kendinin bilincine varmasını” sağlayacak yapılanmalar gerekiyor.
Dün “Gezi”de ve sonrasında bu yapılanmalar inşa edilemediler, edilemedikleri için de bugün işçi sınıfının iki farklı kesimini birbirine bağlamak mümkün olamıyor. Her iki kesimin de var olan örgütlenme biçimlerine karşı tavırlı olması da ayrıca dikkate değer. Bu “boşluğu” doldurmaya niyetli olanların öncelikle iki farklı dönemde doğan iki farklı sınıf kesiminin tepki verme biçimleri arasındaki, ekonomik, siyasi, kültürel, teknolojik farkları, eskinin çürümesinin sonuçlarını (sendikaların tavrı, solun eyleminin dayanışma alanında kalmış olması), yeni olanın özelliklerinin getirdiği sorunları çok iyi kavramaları, bu iki kesimin arasındaki bağın kurulmasına yardımcı olacak çalışma biçimlerini geliştirmeleri gerekiyor.

Tümü Ergin Yıldızoğlu - Son yazıları

Sömürge savaşlarına hoş geldiniz! 21 Ağustos 2017 Pzt
Venezüella üzerine... 17 Ağustos 2017 Per
Arturo Ui’nin kolaylaştırıcıları 14 Ağustos 2017 Pzt