Ege ekimizin sürekli ve dikkatli okurları ayırdındadır; deniz mevsimi yaklaştı mı kıyıların işgali konusu öne çıkar. Yaz döneminin yaklaşmasıyla birlikte Ege’de, Akdeniz’de ve daha birçok kıyı yöresinde, deniz kıyısı işgalleri başlar. Hemen her yaz mevsimi ve deniz sezonu için, kıyı kentlerde artık bu durum neredeyse klasikleşmiş ve adeta sezonun olmazsa olmazı haline gelmiştir.

Çıkar amaçlı hareket eden ve kendi çıkarlarını toplumun, kentinin çıkarları üstünde gören kimileri, kıyılara el atarlar. Kumsalları işgal ederler. Yasadışı olarak işgal ettikleri yerlere “gecekondu” örneği büfe, kafeterya, plaj kondururlar. Hele şezlong ve şemsiyeler koyarak ticari amaçlı kıyıları işgal edenler, kıyı kentlerinde yaşayıp özgürce denizden yararlanmak isteyenler için önemli bir engeldir.
EGE KIYILARI
Tabi kıyı işgali yalnızca geçici çıkarsal amaçlı yapılanlarla sınırlı değildir. Aynı zamanda daha büyük gruplar, inşaatçılar, beton tacirleri kimi zaman kuralları zorlayıp, bazen de onu bile gözetmeden bakir koyları, kıyıları işgal ederler. Oraları inşaata ve betonlaşmaya açarlar. Bu işleri de hep kılıfına uydururlar!
İzmir’de Çeşme, Urla, Karaburun gibi cazip kıyılarda böylesi hamleler son dönemlerde iyice arttı. Yerel yönetimlerin, Kent Konseyleri’nin ve çevrecilerin bütün engellemelerine karşın, gerektiğinde merkezi yönetime bağlı birimler üzerinden dolanarak, kıyılara inşaatlar kondurulmaya çalışılıyor. Bunlardan en çarpıcı örneği Çeşme Aya Yorgi Koyu oluşturuyor. Doğal güzelliği ile bilinen koyda bakanlık tarafından yapılan ve iki kez mahkeme tarafından iptal edilen imar planları 3. kez askıya çıkarılıyor. Çeşme’de tam bir “betonlaştırma” inadı yaşanıyor!
MUĞLA’DA DURUM
Ege’de kıyı işgallerinin en çok görüldüğü yörelerden biri de belki de en başta geleni Muğla yöresi oluyor. Buralarda inşaat lobileri yerel yönetimleri her fırsatta aşmaya çalışıyorlar. Başta Muğla Büyükşehir Belediyesi olmak üzere Muğla’daki yerel yönetimler, bu lobilere ve çıkar odaklarına karşı etkin bir mücadele yürütüyorlar.
Örneğin Fethiye-Göcek özel çevre koruma bölgesinde bulunan Osmanağa Koyu’nda benzeri bir yapılaşma girişimi yapıldı. Muğla büyükşehir başkanı Ahmet Aras ile Fethiye Başkanı Alim Karaca ve yerel dinamikler bu girişime karşı doğayı ve çevreyi savunanlara destek verdiler. Doğal sit alanı kabul edilen bu koylara iş makineleri ile girmeyi anlamak ve kabullenmek mümkün değildir.
KARŞI KIYILARDA
Kıyı işgali denilince biz Egelilerin aklına ve gündemine ister istemez Ege denizinin karşı kıyılarındaki durumla bizim kıyılarımızdaki durumu karşılaştırmak düşüyor. Pek çok Egeli yurttaş adalara sıkça seyahat ediyor ve oradaki durumları da gözlemliyor. Aslında Ege adalarında bize göre daha iyi bir durum vardı. Orada görece kurallar daha iyi uygulanıyordu.
Ancak bu mevsim Yunanistan daha da sıkı önlemler almış ve yeni düzenlemeler yapmış. Yunanistan hükümeti, yaz sezonu öncesi aldığı kararla Natura 2000 koruma ağındaki 251 plajda şezlong, şemsiye ve müzik kullanımını tamamen yasakladı. Biz kıyı işgallerine karşı CHP’li belediyelerin ortak bir tutum almasını ve hiç olmazsa kendi denetimlerindeki plajlarda ortaklaşa davranmalarını bekliyoruz. Örneğin CHP’li belediyeler, kendi kontrollerindeki hiçbir plajı ve yazlık tesisi, ihaleyle başkalarına vermemeli. Kendileri işletip halkın kullanımına açmalılar. Kısacası, halktan yana ve halkçı uygulamalar ortaklaştırılıp yaygınlaştırılmalı.
***
52 yıllık mücadelenin sergisi
zmir Barosu’nun kamuoyunda tanınan üyelerinden Av. Senih Özay, 52 yıllık meslek yaşamının uğraşılarını bir sergiye dönüştürdü. Bu ilginç sergi, İzmir Darağacı’nda izlenime açıldı. Serginin açılışına başta İzmir Barosu Başkanı Av. Sefa Yılmaz olmak üzere meslektaşları ve dostları katıldı.
Klasik bir müze ve sergi formatının ötesine taşan sergide; Av. Senih Özay’ın mesleki uğraşıları ve dosyaları bağlamında, bir dönemin sorgulanıp tartışılması hedefleniyor. Özay’ın kişisel arşivi, ülkemizde yaşananları ve hukuk sistemini de izleyicilere sorgulatıyor.
AV. SENİH ÖZAY DENİNCE
İzmir’de bilinen bir avukat olan Senih Özay, bizim de sevdiğimiz bir dostumuz, yakınımız. Aslında onunla birçok ortak yönümüz var. İkimiz de aynı coğrafyanın insanlarıyız. Gediz havzasında yan yana ilçelerde, bağlar bahçeler içinde doğup büyümüşüz.
Senih Özay denilince bizim usumuzda çok yönlü mücadelenin çiçekleri boy veriyor. Tabii en başta da hak-hukuk-adalet mücadelesinin... O, ezilenlerin, haksızlığa uğrayan insanların olduğu kadar; aynı zamanda doğanın, çevrenin, ağacın, börtü böceğin de savunmanı.
ÇEVRECİ AVUKATLAR
İzmir’in, Ege’nin; ülkemizde çevre bilincinin, duyarlılığının gelişmesinde çok önemli bir konumu var. Bir anlamda ülkemizde çevre mücadelesi İzmir’den, Ege’den başladı denebilir. Bu mücadelenin öncüleri de 1990’lı yıllarda siyanürlü altın madenine karşı direnen Bergama köylüleriydi. İşte bu mücadelenin en önemli savunucuları ve destekçileri de “Çevreci Avukatlar” oldu.
Eski İzmir Barosu başkanlarından, erken yaşta kaybettiğimiz Av. Noyan Özkan ile Av. Senih Özay’ın da içinde yer aldığı Çevreci Avukatlar hareketi, İzmir Barosu için bir onur abidesidir. Çünkü onlar hukuk alanında örnek bir duyarlılıkla güçlü bir gelenek oluşturdular. Günümüzde birçok genç hukukçu onların açtığı yoldan yürüyor.
‘SOLCU’ VE ‘ADİGE’
Senih Özay dostumuz, kendisini çoğunlukla “solcu” ve “Adige” olarak tanımlıyor. Sergisiyle ilgili olarak da darbe dönemlerinden çeşitli davalara kadar uzanan geniş bir arşivi sergiye dönüştürdüklerini ifade ediyor. “Bütün bu sergilenenler bir mücadelenin izleri. Duvarlarda davalar, direnişler ve hatıralar var” diyor.
Yıllar önce Adige Cumhuriyeti’nin başkenti Maykop’a gitmiştik. Orada bile Senih Özay dostumuzun bilindiğine, tanındığına tanık olmuştuk. 52 yıllık mücadelesinin izlerini taşıyan sergisi; gerçekten önemli anlamlar taşıyor ve bilgilendirmeler yapıyor. Kendisini ve sergisini içtenlikle kutluyoruz.
***
Hıdırellez ve ‘Üç Fidan’
Hıdırellezin İzmir ve Ege’de çok köklü bir geleneği var. İzmirliler, Egeliler Hıdırellez akşamlarında deniz kıyılarına çıkarlar. Mahallelerde, sokaklarda ateşler yakılır, bu ateşlerin üstünden atlanır.

Bu yıl da İzmir’de, Ege’de birçok yerde Hıdırellez etkinlikleri yapıldı. İnsanlar umutlarını, beklentilerini dileklerine yansıtmaya çalıştılar.
İZMİR’DE HIDIRELLEZ
Bizim ilk gençlik yıllarımızın İzmir’inde; sahil boyları tam bir şenlik alanına dönüşürdü. İnsanlar dilek tutarlar ve dileklerini yazdıkları kâğıtları denize atarlardı. O dönemlerde adeta bir sokak karnavalı yaşanırdı. Günümüzde ekonomik ve sosyal sorunların ağırlığı nedeniyle, geçmişteki gibi olmasa da yine de yerel yönetimler çeşitli etkinliklerle Hıdırellez geleneğini yaşatıyorlar.
Hıdırellez ateşlerinin yalımında şair dostumuz Hüseyin Yurttaş’ın dizeleri yankılanıyor: “İmbatı dök yazıya / şiir olur / söz renk değişir / serin mavi / İzmir olur // adı İzmir olsun / Hıdırellez ateşlerinden atlayan / o haşarı çocuğun”
‘ÜÇ FİDAN’ UNUTULMAZ
Ancak Hıdırellez günlerine denk gelen 68 kuşağı devrimci gençliğinin önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın darağacına çıkarılışının gölgesi düşer bu görüntülere. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde, birçok ilerici-yurtsever insan; “Üç Fidan”ın koparılışının acısını yüreklerinde duyumsar!
Biz de onların anısını yüreğimizde duyumsuyor ve bilincimizde yaşatıyoruz. Tertemiz mücadelelerini Attilâ İlhan’ın dizeleriyle selamlıyoruz: “Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı / Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı / Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı / Gittiler akşam olmadan ortalık karardı”