Kayıp Edebiyat
Tolga Aydoğan
Son Köşe Yazıları

Kayıp Edebiyat

08.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

3 Kasım 1951 günü Nurullah Ataç Ankara’dan İstanbul’daki Yaşar Nabi’ye bir mektup gönderir ve bir defterden bahseder. “Azizim Yaşar Nabi Bey” diyerek başladığı mektubuna şöyle devam eder:

“Size bu mektubumla birlikte Orhan Veli’nin defterini de gönderiyorum, çok geç oldu ama kabahat yalnız bende değil. Ben bu defteri kitapların arasında bir yere koymuştum, görmek istemiyordum. Biliyorsunuz, Orhan Veli’nin şiirlerini severim ama kendisini sevmezdim, nefretimi ölümü dahi büsbütün gideremedi. Neyse o ayrı iş. (…) Bugün başka bir kitabı ararken defteri buldum, önce sevindim, sonra kızdım. (…) Defter bu haliyle bana Orhan Veli’nin verdiği gibidir, (…) Siz bir okuyun, bilmediğiniz, yani kitaba almadığınız parçalar varsa onları yazıverin. Zaten olsa bile pek azdır. Sonra defteri geri gönderirseniz iyi edersiniz.”

Hemen şunu sorup devam edelim: “Ataç’ın bahsettiği Orhan Veli’nin bu defteri bugün nerede? İçinde hangi öykü/yazılar vardı?”

Tabii “Kayıp öykü, kayıp defter” deyince son günlerde edebiyat dünyasını meşgul eden bir tartışma söz konusu. Tanpınar’ın kayıp olduğu düşünülen “Bu Her Akşam Böyledir” adlı öyküsü meğerse kayıp değilmiş, biliniyormuş, 2000 senesinde Kitap-lık dergisinde yayımlanmış. Bu konu edebiyat dünyasında ve sosyal medyada epey yazıldı, çizildi. Ben bu noktada “Gerçekten de ortaya çıksaydı?” sorusunu soracağım ama önce örnekler sunmak isterim.

Örneğin Üç Nal Lokantası’nın kayıp defteri var. 1940’lar Ankara’sında edebiyatçıların müdavimi olduğu bu meyhaneye gelenler o deftere şiirler, yazılar yazarmış, misal Orhan Veli “Üç Nal’a gelen dört nala gider” diye karalamış. Edebiyatçıların notlar aldığı o defter de günümüzde kayıp.

Orhan Veli ile ilgili bir kitap hazırlarken bilgi aldığım kişi Orhan Veli’nin güzel resim yaptığını söylemişti. Bugün müzayedelerde, sahaflarda Orhan Veli’nin çizdiği resimler çıkıyor karşımıza, hatta Aşık Veysel’i de çizmiş. Zamanla gün ışığına çıkıyor.

Geçenlerde gazetemizin değerli okuru Emel Hanım Eskişehir’den bir kargo gönderdi bana. Zarfın içinden Arif Hikmet Koyunoğlu’nun vefatından önce senaryolaştırılmak üzere daktilo ile yazdığı bilinmeyen bir öyküsü çıktı. Şimdi bana emanet.

1996 senesinde yine tesadüfen Sultanahmet’te bir evde Necip Celal Andel’e ait notalar bir bavulda bulundu ve Cihat Aşkın’ın çabasıyla albüm olarak yayımlandı.

Benzer şekilde Amerikalı polisiye yazarı Mickey Spillane’in yazdığı “Mike Hammer” kitaplarını Kemal Tahir 1950’lerde tercüme etti. Sonra da “F.M. İkinci” müstear adıyla “Mike Hammer” kitapları yazdı. Karakteri ve diyalogları da Türkleştirdi. Döneminde çok sevildi. Kitaplar 2000’lerin başında “Kemal Tahir” ismiyle yayınlandı ama yazıldığı dönem kadar ilgi gördü mü, işte orası şüpheli…

Ama şu kesin, ileride gerçekten de kayıp öyküler, resimler, romanlar çıkmaya devam edecek.

GÜNÜMÜZDEKİ DURUM

Nazım Hikmet 1929 senesinin Haziran ve Temmuz aylarında görkemli mazileri olan gelenekçi şairlere başkaldırdı. Resimli Ay mecmuasında “Şair-i Azam” olarak bilinen Abdülhak Hamit Tarhan ile “Milli Şair” olarak bilinen Mehmet Emin Yurdakul’a karşı “Putları Yıkıyoruz” başlığını attı. Eski şiirin yerine yeni bir şiir anlayışının gelmesi gerektiğini ifade etti.

1937’nin yaz aylarında Ankara Özen Pastanesi’nde Orhan Veli ve Oktay Rifat’ın ilk adımlarını attığı Garip Hareketi 1941 senesinde kitaplaştı. Kanık önsözde "Edebiyat tarihinde her yeni cereyan şiire yeni bir hudud getirdi. Bu hududu azami derecede genişletmek; daha doğrusu şiiri hududdan kurtarmak bize nasib olsun istedik" diyerek hedefini koydu. Garip, Türk şiirine bir yenilik getirdi.

Bu tarz yeni şiirler, geleneksel şiir anlayışına karşı bir duruştu. Türk milleti tarafından bu şiir anlayışı sevildi ve benimsendi.

Öte yandan son Ankara kitap fuarında gördük ki “Wattpad” adı verilen bir tür önemli edebi eserlerin önünde ilgi görmekte. Bugün de bir değişim söz konusu. “Popüler Edebiyat” olarak ifade edilen, edebiyat kaygısı olmadan sokak ağzıyla yazılan bu kitaplar geniş kitlere, özellikle de gençler arasında yayılmış durumda. Bir wattpad yazarının imza günü için fuara sabahın erken saatlerinde gelen gençler yerlerde oturarak sıraya giriyor. Yüzbinler satan bu kitaplar karşısında bugün Tanpınar’ın ya da Orhan Veli’nin kayıp öyküsü ortaya çıksa aynı ilgi görecek mi?

Nazım Hikmet, Orhan Veli gibi isimler bir önceki kuşağa karşı çıkarken yerine kendi şiir anlayışlarını koymuşlardı. Peki bugün “Wattpad - Popüler Edebiyat” eskinin yerine ne koymakta ve ne vaat etmekte? Gençleri gerçek edebiyata nasıl yönlendireceğiz? Tartışılması gereken edebi sorunların başında bu geliyor. Yoksa “kayıp öyküden” hareketle “kayıp bir edebi gelecek” bizleri mi bekliyor?