Cizreli çocuklar, bugünlerde en çok “keskin nişancı” diye anılan devlet memurlarıyla yan yana anılıyor.
Başbakan, Cizre’de hiç sivil ölmediğini AKP’ye yakın kanalda söyleyedursun, ilçede bulunan milletvekilleri, vurulmuş çocuk fotoğraflarını paylaşıyor art arda.
HDP Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp, Irak’ta çalışan kocasına telefon etmeye evin önüne çıkmışken kucağında bebeğiyle birlikte vurulan annenin fotoğraflarını çekti.
HDP Şanlıurfa Milletvekili Ziya Çalışkan, Cizre Devlet Hastanesi Dahiliye Servisi’nde çektiği fotoğrafları paylaştı dün sosyal medya hesabından:
“Bunlar da devletin yaralı olarak ele geçirdiği çocuklarımız!”
Hastaneye ulaştırılabildiği için şanslı saymamız gereken çocukların üçü de her ne hikmetse sol bacağından vurulmuştu.
Cizre deyince bugünlerde vicdan sahibi olan, kalbi kanayan herkes, uluslararası nitelikteki bir savaşın bile ahlakının olduğundan söz ediyor.
Kuşatma altına alınan kentlerde sivil halkın korunup gözetildiğini... Silahsız, sivil insanlara rastgele ateş açılmadığını...
“Sokağa çıkma yasağı” önlemi altındaki Cizre’de “kurşun değmeyen ev kalmadığı” bildirilirken bu ahlakı beklemek fazla naif, öyle değil mi?
O yüzden bırakın yargı önüne çıkarılmalarını, çocukları bir kuş gibi avlayan “keskin nişancı”ların kimliğini bile, öğrenememe ihtimalimiz yüksek.
Halk anlamına gelen “kamu” güvenliğini sağlamakla görevli olan “keskin nişancı”lar, birer devlet memuru polis olduğu için değil sadece.
Devlet söz konusu olduğunda Türkiye’de, onunla hesaplaşma değil, ömür tüketen bir “cezasızlık” kültürü hâkim olduğundan.
Devleti kutsayan bürokrasinin ve onu korumakla kendini yükümlü sayan yargının, bu hesaplaşmayı kolaylaştırmak yerine engel olduğu bir ülkede yaşıyoruz.
Hangi katliamda, yaşam hakkını ihlal eden hangi olayda, faciada kamu görevlilerinin yargılandığını ya da yargılansalar bile adil sonuç çıktığını hatırlıyoruz?
Sivas’ta mı, Maraş’ta mı, Çorum’da mı, 1 Mayıs’ta mı, Roboski’de mi, Gezi’de mi, Soma’da mı?
Hangisinde, soruşturma izni verildi, hangisinde takipsizlik çıkmadı, hangisinde dava zamanaşımına uğramadı?
“Cezasızlık” kültürü bugünün değil, rejimin sorunu.
“Bu bağlamda 1990’lı yıllara geri mi dönüyoruz” sorusu anlamsız.
Her iktidar, devleti kutsayan, devlet çıkarlarını mağdurun haklarının önünde tutan rejim zihniyetini işine geldiği gibi tepe tepe kullandı çünkü.
Peki, sadece rejim mi? Tabii ki değil.
“Cezasızlık” kültürünün tahkim edilip kalıcılaşmasında, medyanın da büyük payı var.
Haberi “görmemek”, görülecekse resmi devlet dilini kullanmak, gerçeği ortaya çıkaracak, topluma duyuracak unsurlara yer vermekten, mağdura ulaşıp konuşmaktan şu ya da bu nedenle korkuyor olmanın sorumluluğu da medyanın omuzlarında.
Ama korkunun ecele faydası yok.
Korku, daha da vahimi bu kayıtsızlık sürdükçe, “kamu güvenliği” denile denile kamunun bir parçası olan çocukların bir kuş gibi avlanacağını ve giderek bizi bir arada tutan birlikte yaşam umudunun çürüyeceğini görmemiz gerekiyor.
Türkiye’de “cezasızlık” kültürünü sona erdirecek gerçek bir hukuk devleti inşasına ihtiyacımız var.
Bunun yolu da önce korkmamaktan geçiyor...
Korkmayın, devlet kutsal filan değil.
‘Kamu güvenliği’ diye diye öldürmek
Yazarın Son Yazıları
Hoşça kalın
O fayansın talimatı kimden?
Bakan düzeyinde 2018’de biteceği açıklanmış ilk metro hattında işlerin planlandığı gibi gitmeyeceği, herhalde baştan belliydi ki, İETT yarım milyar TL’lik bir otobüsle taşıma ihalesini yapıverdi. Otobüsle taşıma seçeneği zorunluysa, özel taşımacılık şirketlerine kaynak aktarmak zorunlu muydu? Otobüsle taşıma işini İETT’nin organize edip gerçekleştirmesi daha mı pahalı olurdu?
‘Enflasyonla topyekûn mücadele’
Bankalara ne oluyor?
Tek hane hedefi
Boykot ve adanmışlık
Otağ Merkezi ve bütçe
Cevapsızlığın şiddeti
Türkiye’nin Uluslararası Yolsuzluk Algı Endeksi’ndeki sırası 81’inciliğe düştü. “Vergi Barışı” tebliği, uluslararası yükümlülükleri hiçe sayıp Türkiye’yi kara para aklayan ülkeler konumuna sokabilir. CHP’li Utku Çakırözer, yurtdışındaki paraların ülkeye transferini yapanların sorgulanmamasını sağlayan düzenlemeyle kimlerin korumaya alındığını sordu.
2019 bütçesinde KÖİ garantileri
Devletin dövizli sözleşmeleri
Türkiye kara para cenneti midir?
İstanbul metrolarının geleceği
Müteahhit kriterleri
3. Havalimanı’na nasıl gidilir
Matrah artırın, yoksa…
Melen Barajı 11 Ağustos’ta açılacak mı?
Tarım alanına santral yaparsanız
Tarım alanlarına Danıştay’dan destek
Yap-işlet-devret yöntemiyle yapılacak Kanal İstanbul büyük bir rant yaratacak. Ancak Kanal İstanbul’un mühendisliği ne kadar mükemmel olursa olsun, çarpık kentleşmiş, betona boğulmuş, neredeyse her gün yeni bir felaket yaşayan ve deprem beklenen bir metropolde doğayla oynanacak. Giresun’da 82 yaşındaki Yusuf Topal, gittiği aile hekimliğinde doktorla tartıştı. Doktorun “beyaz kod” alarmı vermesi üzerine hastaneye gelen polisler, yaşlı vatandaşı gözaltına aldı. Gözaltına alınmasına tepki gösteren Topal’a polislerce biber gazı sıkılıp ters kelepçe takıldı. CHP’li Gülizar Biçer Karaca, Meclis’te milletvekillerini uyardı: “Bu projeyle İstanbul’da milyonlarca metreküp toprak taşınacak. Güzergâh üzerindeki Sazlıdere Barajı yok edilecek. Hafriyatla ekolojik sistem değişecek, sular kirlenecek.”
Büyük ihalede itirazlar dinlendi
Devlet şişmanlıyor ‘Yeni devlet’ darmadağın ve çok başlı
Şehir hastanelerinde ‘kur’ virüsü
Berberoğlu kararı ve ‘kapsayıcı Meclis’
TCDD’nin mali yüküymüş!
SGK neden Sayıştay’dan kaçırıldı?
Torba teklif dönemi
‘Ses ve öfke’
Perhizler ve turşular
Madde 104 yokmuş gibi davranmak
1 numaralı kararname
Ucuz hayatlar
Kişiye özel elbise
‘Yeni’ Meclis dalsız bir çınar gibi
‘Helalinden yüzde 31’
Yüksek enflasyonda dolarlı ihale
Sahip çıkma becerisi
Sonuna dek beklense ne olurdu?
Asıl sorudan kaçmak