Köşe Yazısı

A+ A-

Nereye gidiyordu o TIR’lar?

Paylaş
instela'da paylaş
27 Şubat 2016 Cumartesi

Anayasa Mahkemesi malumu ilan etti. Can Dündar ve Erdem Gül hakkında soruşturma açıldığı andan itibaren malum olanı. Yapılan, bir ifade ve basın özgürlüğü ihlaliydi. Sağ olsun savcı bey de bu konuda ikircikli olanların şüphelerini, hazırladığı iddianame olduğu iddia edilen metinle gidermişti.

Bırakın hukuk eğitimi almayı, hayatında bir sayfadan uzun bir şey okumuş kimsenin o iddianameyi gördükten sonra söz konusu olanın ifade ve basın özgürlüğü ihlali dışında bir şey olduğunu ileri sürmesi mümkün değildi.

Hukuk güvenliğinin aşındığı, kuvvetler ayrılığının hoyratça ezildiği bir memlekette Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar elbette umut verici. Ancak bunun zaten verilmesi gereken bir karar olduğu, aksi bir karar çıkmış olsaydı memleketimizin kâğıt üzerinde dahi demokrasi olarak nitelenemeyeceğini de asla unutmamak gerek.

Sabahın üç buçuğunda Silivri Cezaevi’nin önünde Can Dündar ve Erdem Gül’ü karşılarken şüphesiz hepimiz çok mutluyduk. Kasvetli zamanlardan geçerken çok uzun süredir yüzümüzü güldüren bir gelişme olmuştu. Ancak yine buna sevinirken unutmamız gereken bir şey var. Bunca insanı sabahın köründe bir cezaevinin nizamiyesinde sevinçle bekleten bir memleket, işlerin yolunda gittiği bir yer değildir.

Duruşma salonlarında, cezaevleri kapılarında bu sahnelerin benzerlerini cemaat- iktidar işbirliği döneminde de çok yaşadık. O vakitler de memleket işlerin yolunda gittiği bir yer değildi, bugün daha da öyle.

Bir cemaat liderinin ya da bir siyasetçinin işine öyle geldiği için, onun siyasi stratejisine öylesi uygun olduğu için ya da sadece keyfi öyle istedi diye insanların aylarca, senelerce, delilsiz, temelsiz ve hukuka aykırı bir şekilde içeri atılabildiği bir memlekette yaşıyoruz.

Bu, biraz onur sahibi her vatandaşın derin bir utanç duyması gereken bir durum.

Hele o insanlar akıl almaz suçlamalarla cezaevlerine konmuşken hapishane hücresi reklamı yapanlar ve Anayasa Mahkemesi üyelerine gözdağı vermeye çalışanlar varken, onurlu hiçbir vatandaşın utanç duymaması düşünülemez.

Bu memleketin utanç kaynakları bellidir. Onlarla mücadele etmek sadece bir gazetecilik değil, aynı zamanda ve belki daha da önemli olarak bir vatandaşlık görevidir.

Libya’dan o silahları kim, nasıl ve kimlerle el ele getirdi? O silahlar o TIR’lara yüklenerek kime gidiyordu?

O ve başka TIR’ların götürdüğü o silahlarla Suriye’de ne yapıldı? O silahların gitmesinin sınır bölgelerindeki istikrarsızlığa nasıl bir etkisi oldu? O istikrarsızlığın bugün yaşadığımız göçmen dalgalarındaki payı nedir?

O silahların gölgesinde serpilen ortamın, memleketin yaşadığı canlı bomba saldırılarıyla ilişkisi nedir?

İşte bunların hesabı vallahi de billahi de sorulacak.

İşte bu onun ya da onların yanına bırakılmayacak.

Şayet bunu yapamazsak onursuz ve iradesiz insanlardan ibaret kalırız.

Can Dündar ve Erdem Gül hoş geldi. İyi ki o haberleri yaptılar ve iyi ki ne olup bittiğini biraz olsun aydınlatabildiler.

Darısı hâlâ içeride olan diğer gazetecilere.

Şimdi tekrar ve ısrarla soralım. Nereye gidiyordu o TIR’lar? Buna kim karar vermişti? Bunun sonuçları ne oldu?

Can Dündar ve Erdem Gül özgür. Sıra memleketimizi de özgür kılmakta.

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Can Dündar