Köşe Yazısı

A+ A-

Putin ‘Deli Petro’nun İzinde

Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
20 Mart 2014 Perşembe

Moskova’ya ilk 1992 Noeli’nde gitmiştim… Sokakta dilenen insanlar vardı. Eczanelerde ilaç yoktu. Bir kutu Aspirin, ortalama maaşın dörtte biriydi.
Rus halkı bir yandan komünist rejimin güvencelerini yitirmenin gerilimini yaşarken bir yandan da yürek burukluğuyla Sovyet imparatorluğunun çözülüşünü izliyordu.
Bu “kâbus senaryosunda” gezdiğim kentte, bir kilise çıkışı rastladığım bir Rus kadının bana söylediği sözleri hiç unutamam…
Bir öğretmen olan kadın bana, “Biz büyük ve çok özel bir ulusuz!” demişti: “Elbette bu günler geçecek. Rusya başını gururla mutlaka yeniden yerden kaldıracak!” Bitkinliğin ve sefaletin içinde… kadının bu taviz vermeyen özgüvenine çok şaşmış ve etkilenmiştim.
Kremlin’in şaşaalı Georgievsky/St. George salonunda önceki gün “Kırım’ın ilhakını” ilan eden Putin’in konuşmasını dinlerken Moskova’da ’92 kışında tanıdığım o yaşlı kadını andım. Eğer hâlâ hayattaysa, “çarlar” gibi baştacı edilen Rus liderin konuşmasını o da, “Rusya, Rusya!” tezahüratlarıyla karşılayan kalabalıktadır diye düşündüm.
Vaktiyle II. Katerina’nın yaptığı gibi Kırım’ı Rus topraklarına yeniden katan Putin’in, “dünyaya bu ilhakı” ilan için seçtiği mekân dahi anlamlı...
Kremlin Sarayı’nın en görkemli salonu olan Georgievsky, boydan boya Rus İmparatorluğu’nun bu fetihlerini simgeleyen sütunlarla kaplı… Sütunların her birinde bu fetihlerin tarihleri yazılı.
1472 Urallar’dan, 1553’te Kazan’dan başlayıp, 1828’de Ermenistan ilhakına dek yüzyıllar boyu bir bir ilhak edilen yöreleri simgeleyen sütunlar bunlar…
Sütunlardan birinde de nitekim “1783 Kırım’ın fethi” yazıyor…
Sembol yüklü böyle bir mekânda yapılan “bir tarihi hata düzeltildi ve Kırım anavatana döndü” konuşmasının, Rus halkının nasıl büyük coşkuyla karşıladığını tahmin etmek güç değil.

İmparatorluklar çağının farkı
Ama yıl “1783” değil, “2014”… 231 yıllık bu fark; “büyük imparatorluklar çağı” olan 18. yüzyıl dinamiklerinin; 21. yüzyılın “küresel çağı” ile nasıl bağdaşacağına ilişkin büyük sorular açıyor.
Eski usul bildiğimiz “yayılmacı klasik emperyalizm”in… başka deyişle “küreselleşme”nin postmodern çarkıyla çalışıp çalışmayacağı meçhul.
Tarihi yanlışı” bir Deli Petro vizyonuyla” adeta… düzeltmeye kalkışan Putin’in, örneğin Kırım ekonomisini ülkesine yaptırımlarla kafa tutan dünyaya meydan okuyarak ayakta tutması lazım…
Bunun anlamı “Rusya’yı seçen”Kırım halkını öncelikle, yüksek maaşlar ve cömert sosyal hizmetlerle hoş tutmaktan geçiyor…
Kırım’a el koymak için halihazırda -işgal vs.!- 50 milyar Avro’ya yakın para harcadığı söylenen “son çar”ın bütçeden her yıl ayrıca muntazaman en az 600 milyon Avro gibi rakamı ayırması lazım…
Kırım’ın Rusya Federasyonu ile fiziki tek bağını kuracak olan doğudaki Kerç Limanı’ndan, Rusya’nın Azak kıyısındaki Port Kavkaz kentine yapılacak “çılgın proje” köprüsünün, gene en az 3 milyar dolar götüreceği de bir gerçek. Elektrik ve su için Ukrayna “hinterland”ına bağlı olan yarımadaya, Kiev’in bundan böyle vermeyeceği altyapı harcamalarını hiç saymıyorum bile
Putin’in bu masraflara üstelik ruble ve ekonomik büyüme oranlarının tepetaklak olduğu, yabancı sermayenin gözünün korktuğu gergin yeni şartlarda katlanması gerekiyor.
Ama “büyüklük tutkusu” uğruna Karadeniz kıyısında sıfırdan Odesssa’yı yaratan II. Katerina ve Neva bataklıklarının yanına St. Petersburg’u konduran Deli Petro gibi Putin de, ecdadı olan Rus çarları ve çariçelerinin yolunda belli ki rasyonel hesap kitabı bir yana bırakacak. “Emperyalizmin şanından” olsun!
Ama tüm bunların Rus ekonomisine etkisi arkadan görülecek.

Batı’nın ‘kırmızı çizgisi’
“Kırım ilhak”ıyla çıkan ikinci soru; bir tamam mı, devam mı… sorusu. Putin kısaca Kırım oldubittisiyle yetinecek mi? Yoksa bunu Ukrayna’nın doğusunu ele geçirmek mücadelesi mi izleyecek?
Dünyanın “yeni Soğuk Savaş” evresine girip girmeyeceği, bu soruya bağlı.
Batı’nın Rusya’yı “G-8”den atmak ve Putin’e yaptırım uygulamak tehditlerinin kalıcılığını, bu sorunun yanıtı belirleyecek.
Batı’dan gelen kınama ve tehditlerin gerisinde, Moskova ile bir yandan da “diplomasi” ve “diyalog” trafiğini çaktırmadan yürütmenin telaşı var.
Yükselen bağırış çağırışa rağmen Batı’dan gelen altyazı şöyle; “Kırım’ı hadi teselli ödülü olarak aldın diyelim! Sakın ola Ukrayna’nın gerisine sulanmaya kalkma!”
Öyle anlaşılıyor ki Batı Kırım Yarımadası’na, çok ciddi stratejik önem atfetse de bu yöreyi “büyük devletlerin yaşamsal güç dengesinde” belirleyici değerde görmüyor. Kırım’ın ilhakını dolayısıyla “damardan tehdit” şeklinde algılamıyor.
Ancak “tehdit” algısı; Rusya’nın Ukrayna’nın içlerine, yani Kıta Avrupası’na girmesiyle artıyor.
Henüz adı böyle tam konmayan bir “kırmızı çizgi” var.
Putin, “deli Putin”likte ısrar edip bu kırmızı çizgiyi de aşmaya kalkmazsa, Soğuk Savaş retoriğine set çekmek için hâlâ umutlar var.

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

Sisi ve Mısır’ın sırları 29 Mart 2018 Per
Üst akıl: Cambridge Analytica 25 Mart 2018 Paz
Fransa’nın utancı Sarkozy 24 Mart 2018 Cmt