Kim anlattı, hatırlamıyorum. Kritik bir maç. Takım küme düşme korkusu içinde. Protokol tribünü. İlkyarı 0-2 bitiyor. Herkes mutsuz. Devre arasında mağlup takımın başkanına birisi çiçek gönderiyor. Üzerinde bir not: “Başkanım her zaman göreve hazırım.” Altında, yılların değil ama kıt hafızaların eskitmeyi başaramadığı bir teknik adamın imzası var. Başkan, zaten yenik durumda olmanın verdiği depresif ruh haliyle, fırlatıyor çiçekleri, istifasını şu sözlerle ilan ediyor: “Bu şerefsizlerin olduğu ülkede başkanlık yapılmaz.”
Yanılıyor başkan. Aslında bu ülkede en rahat başkanlık yapılabiliyor. Onun durduğu yer yanlış, yoksa bu kurumlar tam da bu ilişkilerle, tıkır tıkır yürüyor. Artık sporumuzun geldiği ‘kıvam’ bu. Boşa değil, Kulüpler Birliği de, kulüplerin genel kurulları da hep oybirliğiyle karar alıyor. Yani tüm kurumlar ‘uyumla’ çalışıyor. Çünkü artık herkes aynı dili konuşuyor. Çünkü bu memleketin eski deyimle ‘akidesi’, soyal bilimci ağızıyla söylersek ‘ethos’u, yeni kültürel DNA’sı bu!
Sadece yönetenler yüzünden mi peki? Kabahatin çoğu onlarda ama asla yalnız değiller! Milli Takım’ın son üç kaptanından ikisi Arda Turan ve Emre Belözoğlu. İkisi de gazetecilere saldırmakla namlı. Japonya’da doğsalar dünya iyisi insanlar olurlardı muhtemelen. Burada öyle değiller. Sanırım kariyerinde böyle çirkinliklere imza atmayan futbolculara artık kız vermiyorlar bu ülkede. Daha bunun ‘evinden aldıranlar’ı var, ‘taraftarın kafasına kundurasını basanlar’ı var, ‘takım arkadaşının kafasına silah dayayan’ı var, ‘belediye otobüsünün şoförünün üzerine yürüyen’i var… “Patronun federasyon başkanıyken sen nasıl yazarsın” diye sansür kovalayan, bir dolu insana küfreden, gazetecilere saldıran oyunculardan kurulu bu takımı nasıl tutacağız acaba? Sözde hepsi ‘efsane’ futbolcu! Çocuğunuzun duvarına asla fotoğraflarını astırtmayacağı kahramanlar ülkesi burası.
Bitmiyor. En saygın, en ilkeli teknik direktörler, en özel futbol insanları dediklerimizin yerle bir olması için beş dakika yetiyor. Efsane dediğimiz isimler, “yapmaz” dediğimiz ne varsa yapıyor. Andy Warhol bir zamanlar “Herkes bir gün 15 dakikalığa ünlü olacaktır” buyurmuştu. Bu ülkenin futbol dünyasında bu süreyi biz rezil olmak için kullanıyoruz.
Sadece futbol değil! Öyle olsa salgın hastalığı bir yerde sınırladık diye seviniriz. Her yerde nüksediyor. Güreşi de böyle yönetiliyor, judosu da… Şöyle anlatayım: Ragbi Federasyonu’na kayyım atandı bu ülkede! Evet, ragbi! Türkiye’nin en köklü basketbol takımı saçma sapan gerekçelerle sahadan çekildi geçen hafta. Üstelik koçlarının onayı bile olmadan!
Aktörler kötü de bunu seyredenler iyi mi peki? Son yılların en heyecan verici atmosferlerinden biri olacak beklentisiyle izledik son play-off maçını. İki köklü takım, iki kurt hoca, iki muhteşem tribün, harika bir stat! Ama bu ne meşaledir, bu ne abartı sis bombasıdır, bu ne şiddet bu celaldir be arkadaş! İşin tadını kaçıracak kadar hem de!
Bütün bunların üstüne bir de işin ‘parasal’ yönü, daha doğrusu kirli ticareti var. Dönen rakamlara bakın, kulüplerin düştüğü hale bakın. Bir transferden kaç taşeron para yiyor? Ortadaki pasta nasıl yağmalanıyor? Kamu kaynakları nasıl heba ediliyor? Hepimiz görüyoruz, biliyoruz, duyuyoruz. Hırsızlığın bu kadar alenileştiği başka bir sektör yok. Ama ne gam! Takip eden yok, soruşturan yok. UEFA zorlamasa bırakacağız yapacaklar, bırakacağız geçecekler!
Diyeceksiniz ki bu ipliği pazara çıkarılasıcalar arasında basın niye yok. Sırası değil de ondan. Biri birine saldırınca yapılması gereken son şey ‘ama o da…’ diye başlamaktır. Yoksa bizim de yatacak yerimiz yok, o kesin. Ama şimdilik dursun kenarda.
Neyse ki istisnalar var. Emeğiyle, çabasıyla, yaptıklarıyla örnek alınacak insanlar. Öyle olmasa bu ortamda durabilmek için bir neden kalmayacak. Bu bir avuç namuslu, çalışkan, sebatkâr insan sayesinde tutunuyoruz hayata. Ama akide’yi, ethos’u onlar belirlemiyor. Öyle olmasa Premier League’de oynarken ‘haza beyefendi’ gibi duran van Persie, Türkiye’de bir anda bu hale dönüşür müydü? Bu toprakların dili neyse gelen herkes de onu konuşuyor işte! 80’ler, 90’larda nasıl hayali ihracatçılar sardıysa futbolu, bugün de zorbalık, hukuk tanımazlık, saygısızlık belirliyor. Yani yönetim adabı neyse oyun da o! Ne ekiyorsak onu biçiyoruz.
Ülke neyse futbol da o!
Yazarın Son Yazıları
Futbolun yeni gerçekleri
Bu sezon o sezon değil
Herkes biliyor
Vurdulu kırdılı
Ses var görüntü yok
Pratik dersen sallanmakta
Beni kategorize et
Sporun detoks etkisi
Asparagas dönemi bitiyor mu?
Formalar öksüz kaldı, yaşasın Tour de France
Zafer takı üç renkli
Serena Williams, bugün 8. Wimbledon zaferi için kortta
İki ters bir düz
İyimser olmayan umut
Reyting de mi gol değil!
Bu iş ikinci tura kalırsa…
Kötü Dünya Kupası yoktur
Beynelmilel bahar karşılama
Bir ihtimal daha yok
Dipten gelen dalga
Zamanı gelmişti
Yıldırım mı, Koç mu?
Olsun, yola devam...
Kazanan Mehter değil İzmir Marşı
Bu işi en iyi bilen o
19 Mayıs’ta da neşe dolsa insan
Haftaya İzmir Marşı
Wenger değil zaman farklı
Hem taktik hem bam bam
Öteki futbol ligleri
Kara göründü
Madem kumpas, ortaya çıkarsanıza
Hedef Antalya değil Beşiktaş
Kapatıp açsak düzelir mi?
Rakip sert Fener granit
Öğrenmezsem hiç soramam ki!
Futbol hamili karta bakmaz
Devrim deyince kızıyorsunuz
Bu toprakta kalır adın
Sezonun en iyi futbolu