Mektup (Kafka’ya) - Buğra Gökce
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Mektup (Kafka’ya) - Buğra Gökce

17.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

10 aydır mektup yazmak, yanıtlamak ve hatta mektup beklemek en önemli direnç ve yaşama bağlanma biçimi oldu adeta benim için. Eminim ki cezaevine ve burada mekânın içine sıkışmış zamana, 1970’li 80’li yıllarda kalmış teknolojiye erişim dünyasında mektuplar epeyce önemli şeyler haline gelivermiştir. Tüm bu acı deneyimi yaşayan kader mahkûmları ve mağdurları için…

Silivri Cezaevi’ne geldiğimden beri “parmak” yerini tekrar “el”e bıraktı. Mektup da cep telefonundaki mesaj ve arama seçenekleri yerine tekrar “el”in öne çıkış araçlarından birisi. ByungChul Han, “El emeğin ve eylemin organıdır. Parmak ise buna karşın seçimin organıdır. Geleceğin elsiz insanı, kendi gereksinimlerini tatmin etmek adına yalnızca parmaklarını kullanır. Yaşamı onu eylemlerde bulunmaya zorlayan bir drama değil bir oyundur. Bu sebepten herhangi bir şey sahibi olmaktansa tecrübe etmek ve tadını çıkarmak ister. Geleceğin elsiz insanı parmaklarıyla akıllı telefonun ekranını kurcalayan ‘Phono Sapiens’e yaklaşır” diyor.

KUYUNUN DİBİNDEKİ TAŞ 

Cezaevinde bulunmanın sağladığı “teknoloji detoksu” sayesinde Phono Sapiens’ten tekrar eli, emeği ve eylemi ile var olan Homo Sapiens’e dair işlerle yaşama tutunmaya çalışma anlamındaki bir kazanım içinde olduğumuz söylenebilir. Bunu içinde bulunduğumuz cezaevi koşullarından memnun olma ve burayı olumlama anlamında anlatmıyorum. Aksine buradaki tecrit ve insan onuruna aykırı “kuyunun dibinde taş” olma durumunu, zulmü aylardır anlatıyorum.

Tüm olumsuzluklara rağmen yaşama tutunmak için yaptığımız tüm iş ve eylemleri mutlu olabilmek, bunu zorlayabilmek için ürettiğimiz her şeyi ve tüm çabamızı bir direniş ve yaşama tutunma eylemi olarak tanımlıyorum. Ancak teknoloji detoksu ile “el”i, eylemi, emeği ve hatta en zarif ifade biçimlerinden olan mektubu da ağır tecrit ve zulmün istemeden bize getirdiği özellikle üzerinde durulması gereken bir unsuru olarak görüyorum. Hal böyle olunca mektup konusunda biraz okuma ve düşünme fırsatı da buldum. Sanırım mektup konusundaki en önemli ve şaşırtıcı söylemlerden birisini Kafka gerçekleştiriyor.

Kafka Milena’ya yazdığı bir mektubunda “yaşamının bütün talihsizliğinin mektup yazmaktan kaynaklandığını” belirtiyor. Kafka’ya göre bu talihsizliğin nedeni mektupların ruhlarda korkunç bir yıkımı da oluşturmasıdır. Ona göre, uzaktaki bir insan düşünülebilir, yakındaki biri ise dokunulabilir, geri kalan her şey ise insan gücünü aşmaktadır. Bu haliyle mektup yazmak hayaletlerin değiş tokuşudur.Hayaletler postadan sonra telgrafı, telefonu da icat etmiş ve insanlığı mahvedeceklerdir.

KAFKA’NIN HAYALETLERİ 

Günümüz dijitalleşmesinin üzerinden bakılırsa sanırım Kafka bu hayaletlerin internet, e-posta ve cep telefonu icatları ile insanlığa karşı nihai bir zafer elde etmiş olacaklarını insanlığın ve ruhların ağır yıkımına neden olacağını söyleyebilirdi. Bu haliyle yaşadığı dönem içinde Kafka mektup yazmak zorunda olmanın onda yarattığı yıkımı ve ruhundaki tahribatı hayaletler diye tanımladığı o dönemin duygu ve iletişim araçları olan olanaklara fatura ediyor görülmektedir.

Oysa parmak ve seçimleri üzerinden Phono Sapiens’i deneyimleyerek ve giderek neredeyse telefonu ile bütünleşik yaşamak zorunda kalma ve bundan dolayı eleştirilme durumundan, 70-80’li yılların iletişim ve teknolojisine ve hatta duygusal erişim anlamında elinde yalnızca mektup yazma ve okuma olanağı kalmış bir Silivri sakini (!) olarak Kafka’dan ayrılıyorum belki de haddim olmadan… Zira burada mektup duygu demek, ruh demek, dostluk demek, aile demek, sevgili-eş demek, yaşam demek...

Tıklayan işaret parmağına ve onun her şeyi tüketilebilir kılan seçebilir haline karşın, burada tekrar mektup yazan elin, duygu dünyamızın eylem ve emeğini sevdiklerimizle buluşturma olanağı ile bir bütün oldum. Kafka Milena’ya yazdığı mektupları kendi adına “talihsizlik” olarak nitelese de ben Filiz’imle yazışmalarımı acısıyla-tatlısıyla bir mücevher gibi değerlendiriyorum.

‘PHONO SAPİENS’ 

Kafka, dokunarak, yaşayarak sevgiyi doğrudan hissetmek yerine bunu dolaylı olmaya zorunlu kılan mektupları, telgraf, telefon ve benzeri olanakları bu duyguları “insanlığı yutan bir nevi hayalet” olarak anlatmayı seçiyorsa da ben dijital çağın ‘Phono Sapiens’ini deneyimledikten sonra -zorunlu olarak en az iletişim ile- mektubu, sevdiklerine ulaşma şansını görüp yaşama mecburiyeti ile burada annemden, eşimden, ailemden, dostlarımdan gelen mektupları neredeyse kutsal belgelermiş gibi sarıp sarmalıyorum. O yüzden uzaktan, tanıdığım hatta tanımadığım tüm insanların, yurttaşlarımızın mektuplarına en kısa sürede yanıt veriyor, mutlu oluyor; o iletişim ile kendimi yaşama bağlıyor, kıymetli hissediyorum.

Byung-Chul Han’ın hitabın dahi “ortadan kalkar” diye tarif ettiği dijital iletişim ortamının “Öteki bilhassa aranmaz, aramak yerine mesaj yazmayı tercih ederiz; çünkü metinsel olarak ‘ötekine’ daha az maruz kalırız. Böylece ses olarak öteki kaybolur” dediği ve buraya girmeden önce benim de bu ruh halinde hissedip yaşamaya her gün yaklaştığım günlerden sonra sanki “geleceğe dönüş”ü yaşayıp geçmişe geri geldiğim, 80’lerin iletişim olanakları ortamında mektubu bağrıma basar ve onunla mutlu olur hale geldim.

Elbette buradan çıktığımda mektup yerine modern iletişim olanakları ile haberleşeceğim sevdiklerimle ama eğer böylesi bir zorunluluk ortamı varsa altüst olmuş yaşamımız içinde elde olanın kıymetini gayet iyi bilmekle kalmıyor; onun duyguların tertemiz anlatım yollarından biri olduğunu da yaşayarak görüyorum. Mektup kâğıdı ile, kalemi ile, emekle yazılmış el yazısıyla ya da dijital olarak yazılsa bile size çıktı alıp avukat, aile ya da posta ile iletilme gayretiyle...

YAŞAMIN DEĞERİNİ ISKALAMADAN 

İnsan sesine hasret kaldığım, insan sohbetlerinin yasak olduğu bu kuyunun dibinde bana ses, soluk, sohbet olan, beni yaşama bağlayan her türlü mesaj, mektup ve gönderinizle “insan” olduğumu daha iyi anlıyor, yaşıyorum. Mutlu oluyorum. Ruhum inceliyor, yüreğim hafifliyor; emeğin ve yüreğin gücüyle aşabileceklerimin inancıyla doluyorum. Umut buluyorum, unutulmamış olduğumu hissediyorum. Nesne-şey olmayıp insan ve kıymetli olduğum duygusu beni geleceğe ve yaşama bağlıyor.

Buradan çıktığımda telefon, e-posta ve internetle yaşamak zorundayım biliyorum; yadsımıyorum, reddetmiyorum da ama artık bu acı deneyim elimi, emeğimi, yüreğimi, duygularımı, sevdiklerimi ve hatta yaşamın değerini ıskalamaksızın yaşama gerekliliğini de hafızama ve yüreğime kazıdı. Daha başka bir iletişim ile yaşamaya çalışacağım çıkınca. İnsanımıza, yüreğimize, ruhumuza, sevdiklerimize bir de bu gözle bakarak başka türlü değer vereceğim. “Elimden” geldiğince… “İnsan” olmaya çalıştığım bir ömürlük gayretimi bu yönleri ile de büyüteceğim. Homo Sapiens duygusuyla, yüreğiyle insan ve değerli. Phono Sapiens’e de asla teslim olmayacağım; zulme olmadığım gibi.

Bu mektup hem Kafka’ya hem de özeleştiri yapmak isteyen teknoloji bağımlısı haline gelmiş modern insana…. Hadi el’imizi, yüreğimizi, duygularımızı ve yaşamımızın güzel gerçeklerini yeniden keşfedelim.

Saygıyla….

SİLİVRİ 

BUĞRA GÖKCE

İPA BAŞKANI, ŞEHİR PLANCISI

Yazarın Son Yazıları

Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026
Asya üretim dengelerinde yeni dönem - Gözde Dizdar

Bangladeş’te bugün yapılacak genel seçimler, yalnızca iç siyaseti ilgilendiren bir gelişme değil; güney ve güneydoğu Asya’daki üretim ve ticaret dengeleri açısından da yakından izlenen bir sürece işaret ediyor.

Devamını Oku
12.02.2026
Şiddet sarmalındaki çocuklarımız - Mustafa Gazalcı

Şiddete uğrayan, sömürülen çocuklara geçen günlerde bir de acımasızca öldürülen çocuklar eklendi.

Devamını Oku
12.02.2026
Başkanların serüveni… - Celal Ülgen

Ülkemizde daha önce eşi görülmemiş bir belediyeler krizi yaşanıyor.

Devamını Oku
11.02.2026
Kamusal aklın kurumları - Serhat Saatci

Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları uzun süredir siyasal tartışmaların merkezinde yer almaktadır.

Devamını Oku
10.02.2026
Grönland iklimi - Hakan Reyhan

2015 yılından bu yana (Paris İklim Zirvesi’yle başlayan süreçte) küresel ısınma sorununun çözümü için dünya ülkeleri açısından büyük bir uyanış yaşandığı düşünülüyordu.

Devamını Oku
10.02.2026
'İktidarın kara düzeni dağılacak!'

“Reform yılı” hayırlı, uğurlu olsun. İktidarın açıkladığına göre 2026, “reform ve şahlanış” yılı olacakmış.

Devamını Oku
09.02.2026