Gelip geçenler...

Gelip geçenler...

04.05.2024 13:35
Güncellenme:
Takip Et:

Sezgin Kaymaz’ın “Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir” romanında, yepyeni bir mahalleye taşınan Musa’nın ilkin yaşadığı evde karşılaştığı sıradışı olaylara tanık oluruz. Oturduğu eve daha önce kendisi gibi bekâr kiracılar taşınmıştır. Ama hiçbiri değil o evde, o semtte bile barınamamıştır. Kendisini kimseye göstermeyen ruh, cin, peri, ne adını verirseniz evdeki bir kadının varlığından söz edilmektedir. Dahası bütün mahalle evdeki bu alışılmadık hâli konuşmakta, Musa’nın bir an önce o evden kurtulmasını salık vermektedir. Derken kadın bir gece Musa’nın karşısına çıkar. Uhrevi bir yerden geldiğini söyleyince işler iyice karışır. En sonunda roman akla gelmeyecek sürpriz bir sonla biter. Ne o evin ne de o mahallenin dünyamızdaki gerçekliği şüphelidir. 

Uzun zamandır yaşadığımız günleri ağır kasvet içinde tüketirken, karanlığın ortasında debelenirken, yaşam ve ölüm arasındaki ince karşıtlığı sorgularken gerçekliğimizin nerede başlayıp nerede bittiği konusu sınırlarımızı fazlasıyla aşıyor. Bundan yıllar önce bir ilkbahar günü yurtdışında ülke özlemiyle çökmüş öylece duruyor; bir tahta merdivene oturmuş uzağa bakıyordum. Kalbim Ali Şir Nevai’nin bir dizesi gibiydi: “Bahar geldi lakin gül meyli kılmadı gönlüm.” Halimi görmüş olacak, kaldığımız yerleşkenin getir götür işini yapan siyahi Milton şöyle bir soru sordu: “Bugün arabayla yola çıkarsak iki gün sonra Türkiye’de olur muyuz?” İlk başta eyaletinden başka bir yer görmeyen, dolayısıyla dünyanın kendi yaşamlarına eş olduğunu düşünen, cehaletin sıradanlaştığı bir yere özgü bu soruya güldüm, geçtim. Ancak zamanla bu soru mıh gibi içime oturdu. Son zamanlarda sosyal medyada sıkça karşılaştığımız, “Gezegenleri sayar mısınız” ya da “Beş tane başkent söyler misiniz” sorularına verilen içler acısı cevaplarla bir bu yaklaşım aslında gerçeklik algısı daraltılan, gittikçe yaşadığı alana hatta evine hapsolan, hemen herkesin kendi gibi yaşadığını düşünen, bir çeşit zombiye dönüşecek insanlığın başlangıç noktasını oluşturuyor. Dolayısıyla gerçeklik algısı bilgiyle genişliyor, cehaletle her saniye daha da daralıyor. 

Buna karşın hayatlarını, belki de bütün hayatları yaşama isteğine denk tutarak zenginleşmeye, okurlarını/izleyenlerini zenginleştirmeye çalışan, dünyayla alışverişini üretmeyle diri tutarak sıkılaştıran, böylesine büyülü bir atmosfere bizleri de sürükleyerek yazınla, müzikle, tiyatroyla düşünsel yanımızı geliştirenlerle araya konulan mesafe de gerçekliği dar bir alana hapsediyor. Ne olursa olsun, sanat eserleri her şeyden önce insanı ele alır; onca kinin ve nefretin karşısında muazzam bir dayanışmayla hemen herkesin eleştirel düşünceye sahip olmasını sağlar. Her biri soluk aldığımız dünyaya ait sorular ortaya atmaktan, “kışkırtıcı” olmaktan hiç çekinmez. Zaten yaşadığımız dünyaya dair düşünce üretmek her şeyden önce sorumlu yurttaşlığın gereğidir. Yazar Mario Vargas Llosa, öncelikle “Edebiyat asi ruhu besler, bununla birlikte hayatta çok fazla şeyi ya da çok az şeyi olan insanların sığınağıdır” der. Öyleyse insan daha çok mutsuzluğunu yenmek, makûs kaderini kısa bir süreliğine de olsa tersine çevirmek için sanata sığınır. 

*

Hâlâ ve ne iyi ki inatla arzu ettiğimiz bir dünyaya ulaşmak adına çabasından, ilkeli duruşundan, çevresini bilgilendirmeyi ve bilinçlendirmeyi amaç edinenlerin ısrarından ve inadından vazgeçmeyişi nedeniyle ayakta kalıyoruz. Önceki gün hayatını kaybeden Paul Auster de yazma evreninde bize bambaşka dünyaları sunarken olağanüstülüğü olağanlaştırdı. Ölümüyle cam kenti tuzla buz oldu. Ondan kurmacanın olanca hünerinin aşkın sınırsızlığını gördük, bizleri nerelere kadar sürükleyeceğini öğrendik. New York’un alacalı haline kapıldık. Olmadık yerlere, hatta gerçekliğin yanılsamaya dönüştüğü başkaca yerlere göçtük. 

Ülkemizde ise halk tiyatrosu geleneğini sürdüren isimlerden biriydi Mert Egemen. Politik hicivi ustalıkla taşıyanlardandı. Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar gitmiş, tiyatroyu onlara sunmuştu. Aynı zamanda yapmış olduğu uyarlamalarıyla, yazdığı oyunlarla da kıymetli bir yerde duruyordu. Nice baskıya ve sansüre direndi. Ne yazık ki tiyatrodan başka bir şey düşünmeyen kendi kuşağının kaderini paylaştı. Önceki gün onu da kaybettik. 

Bizi yazdıklarıyla bilgilendiren, ufkumuzu genişleten gazetemizin yazarı Barış Terkoğlu’na iki yıl hapis cezası verildi. O ise “Umutluyuz, çünkü insanlığı biliyoruz. İnsanlık her türlü zorbalıkla, her hukuksuzlukla, her yolsuzlukla baş etmeyi tarih içinde öğrendi” demekle yetindi. Bize dünya tarihinde gerçeklik algısını genişletenlere yeri geldiğinde yapılanları anımsattı. 

Sezgin Kaymaz, “Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir” romanında içinde olduğumuz boyutların sınırlarını eğlenceli bir biçimde tartışırken hayatın beklenmedik sürprizlerini de gösterir. Musa yeniden dünyaya döner. Uzunharmanlar’da ise Musa yeniden dünyaya döndüğü için muazzam bir sevinç vardır. Biz, bir yerde onca acıdan kurtulurken birileri de acı çekmemize seviniyordur, kim bilir? Gerçeklik önce kişinin algısına göre biçimlenir. 

Yazarın Son Yazıları

Hani ‘emperyalizm’ modası geçmiş bir sözcüktü bayım!

1999’da Antonio Negri ve Michael Hardt’ın kaleme aldığı “İmparatorluk” yayımlandığı zaman tartışmaların odağı olmuştu.

Devamını Oku
10.01.2026
Acının sonunda aydınlık pencere...

Yüzyıllardır özgürlüğün ne olduğunu anlatmaya çalıştı aydınlar.

Devamını Oku
03.01.2026
A. Kadir’i düşünelim

1940 kuşağının gözde şairlerinden biriydi A. Kadir. Subay babası genç yaşta dünyayı terki diyar eyleyince ailesi yoksulluğa düşmüştü.

Devamını Oku
27.12.2025
Rıfat Ilgaz Sempozyumu

Rıfat Ilgaz’ı üç kere gördüm.

Devamını Oku
20.12.2025
Yayıncılık krizi kapıda...

Yayıncılık krizi kapıda...

Devamını Oku
13.12.2025
Kapitalizmin laneti futbolda şike...

Sam Shepard’ın yazdığı “Aç Sınıfın Laneti” vahşi Amerikan rüyasının çöküşünü bir çiftlikte yaşayan dört kişilik ailenin hikâyesi üzerinden anlatır bize.

Devamını Oku
06.12.2025
Erhan Gökgücü Ödülleri

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanında aklımda ellenmeden duran bir bölüm vardır.

Devamını Oku
29.11.2025
Çocuk Mezarlığı

Geçtiğimiz hafta Urfa’da marangoz atölyesinde çalışan bir çocuk işçi cezalandırılmak maksadıyla önce soyuldu.

Devamını Oku
22.11.2025
Evler...

Gülten Akın “Evler” şiirinde dediği, “Odaları şarkı tutan ev/ biri mistik biri güncel biri öyle eski/ pancursuz, yeşile gizli, çekilmiş yarışmalardan, melâli hüzünden ayıran ev/ işte o ev”di bizim ev de...

Devamını Oku
15.11.2025
Bizi Öldürdükleri Yer: İlhan Erdost Mezarlığı

12 Mart’ın hemen sonrası.

Devamını Oku
08.11.2025
Otel odalarında…

Otel odalarında…

Devamını Oku
01.11.2025
Bir Davanın Düşündürdükleri: Toplumsal Cinayet

Golding’in “Sineklerin Tanrısı” romanı, dünyanın en güzel adalarından birinde geçer: Mercan.

Devamını Oku
25.10.2025
Kitabın onurunu korumak

D.H. Lawrance “Kitaplar” adlı denemesinde, “Bir kitap iki kapaklı bir yeraltı kovuğudur. Yalan söylemek için eşi bulunmaz bir yer...” diyor.

Devamını Oku
18.10.2025
Okan Toygar’la Ataol Behramoğlu söyleşisi: ‘Hayatımız Güzeldir’

Yıl: 1983. Tren iki saat kadar rötar yaptığı Kapıkule’den ayrılmak üzere.

Devamını Oku
11.10.2025
Bir kadının hikâyesi

Kardeşim Zeynep Altıok’la birlikte geçtiğimiz haziran ayında Kadıköy Belediyesi’nin katkılarıyla Asım Bezirci üzerine bir panel gerçekleştirmiştik; şimdi de Bezirci için o panelden yola çıkarak hazırlayacağımız bir kitap çalışması için kolları sıvadık.

Devamını Oku
04.10.2025
Dil Derneği’nin Dil Bayramı’nda Yaşar Kemal

“Çocukluğum cennetimdi.” Annemle birlikte Türk Dil Kurumu’nun merdivenlerinden tırmanır...

Devamını Oku
27.09.2025
Çizgi roman denilince...

90’lı yıllarda Ankara’da bir üniversite öğrencisiyken ders çıkışı sınıf arkadaşımla sahafları dolaşırdık.

Devamını Oku
20.09.2025
Hangi 12 Eylül?

Yıllar önce okumuştum Yiğit Bener’in yazdığı “Eksik Taşlar” romanını.

Devamını Oku
13.09.2025
Kültürün demokratikleşmesi için festivallerin yaygınlaşması

Son yıllarda “kültür politikası” üzerine çok sayıda çalışmanın karşımıza çıktığı bir gerçek.

Devamını Oku
06.09.2025
Yanı başımızda oluşan nefret dili

Coetzee’nin çok sevdiğim romanı “Utanç”a, bir “modern diller” hocasının, Cape Town Teknik Üniversitesi’nde “romantik şairler” konulu bir ders verirken öğrencisiyle yaşadığı rahatsızlık verici ilişkiyi sorgulayarak başlarız.

Devamını Oku
30.08.2025
İki deprem: Sındırgı depremi ile siyaset depremi

“Hadi, gelin de dikkatle seyredin bu korkunç yıkıntıları,/ Küllerini şu talihsizin, şu döküntüleri, şu kalıntıları...”

Devamını Oku
16.08.2025
Gazze’de katliam, dünyada ikiyüzlülük

Geçtiğimiz günlerde son on beş yıldır Gazze’ye gönüllü olarak giden İngiliz doktor Nick Maynard’ın İsrail’de devam eden gaddarlığı anlattığı haberler yansıdı basına.

Devamını Oku
02.08.2025
Adalet terazisi

Paris’te bir sonbahar günüydü...

Devamını Oku
26.07.2025
Attila Jozsef dosyası

“Notos” dergi bu ayki sayısında Sevgican Yağcı Aksel’in hazırladığı Attila Jozsef dosyasıyla okurla buluşuyor.

Devamını Oku
19.07.2025
Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Devamını Oku
12.07.2025
Bir yangının külü...

Yanıyoruz. Hem de birer ikişer değil, azar azar değil, biner biner...

Devamını Oku
05.07.2025
Bilimden yana edebiyata doğru

Bizlerin yaşam döngüsü tam otuz iki yıldır ortaçağ karanlığı olarak nitelendirdiğimiz Sivas katliamının yaşandığı o kara günde saklı...

Devamını Oku
28.06.2025
Nükleer savaş dersleri

Bazı kitaplardan bazen bir duygu tohumu, bir im kalır geriye.

Devamını Oku
21.06.2025
Siz Nihat Genç deyin ben abi…

Gökbilimciler, iki yıldızın evrende çarpışmasını “birleşme” olarak yorumlar...

Devamını Oku
14.06.2025
Cezaevi kapısında...

Bugün bayramın ikinci günü. Canımız sıkkın, yüreğimiz buruk. Düşünceleri nedeniyle kırk kilit altına alınanlarla özgürce buluşuncaya kadar tadımız tuzumuz yok!

Devamını Oku
07.06.2025
Sarıyer Edebiyat Günleri

Geçtiğimiz hafta pazar günü Sarıyer Belediyesi’nin düzenlediği “12. Sarıyer Edebiyat Günleri”nde “Öykücülüğümüzün Yüz Yılı” başlıklı bir panelde Sadık Aslankara, Özcan Karabulut, Hürriyet Yaşar’la birlikte konuşmacıydım.

Devamını Oku
31.05.2025
Bir Aydınlanmacı: Refik Ahmet Sevengil

Elimde uzun süredir Cemal Ünlü’nün kaleme aldığı “Söylemenin Vakti Var: Bir Yirminci Yüzyıl Bilgesi: Refik Ahmet Sevengil” kitabı var.

Devamını Oku
24.05.2025
İç sıkıntısı

Umutsuzluk ölümcül sayılabilecek bir hastalıktır. Büyük iç sıkıntıları daha çok geçmişle değil gelecekle ilişkilidir. İnsan geçen günlerden çok gelecek günlere ilişkin kaygı duyar.

Devamını Oku
17.05.2025
Dün, bugün, yarın

Dün, bugün, yarın

Devamını Oku
10.05.2025
Bir ‘örgü’ meselesi

Bir ‘örgü’ meselesi

Devamını Oku
03.05.2025
Yazarın masası

Yazarın masası

Devamını Oku
26.04.2025
Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Devamını Oku
19.04.2025
İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

Devamını Oku
12.04.2025
‘Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!’

‘Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!’

Devamını Oku
05.04.2025
Hüzünlü bir tiyatro günü

Hüzünlü bir tiyatro günü

Devamını Oku
29.03.2025