‘Düzenin tabutuna son çivi mi?’
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

‘Düzenin tabutuna son çivi mi?’

06.11.2023 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

Dünya ekonomisinin zirvelerinde “Bir kırılma noktasının” kıyısına gelindiğini düşünenler artıyordu (31/08). Hamas’ın saldırısı, İsrail’in Gazze’de soykırıma dönüşen cevabı üzerine “III. dünya savaşına doğru mu sürükleniyoruz” (Wall Street Journal), “1945, 1989 benzeri bir andayız” (New York Times) ve “Gazze’deki savaş Batı egemenliğindeki dünya düzeninin tabutuna çakılan son çivi oldu” (Der Spiegel) gibi saptamalar belirsizliklerin arttığını gösteriyor.

‘III. DÜNYA SAVAŞI ÇIKAR MI?’

Bu soru, ilk bu somutlukta İsrail Hamas savaşı bağlamında gündeme geldi. Friedman, New York Times’da durumu, ABD hegemonyasının sorunlarını açısından betimliyordu: “Ukrayna NATO’ya katılmak istiyordu, Rusya müdahale etti. İsrail, Yeni Ortadoğu’ya katılmak istiyordu, İran müdahale etti.” Gerçekten, Hamas saldırısının zamanlaması, etkileri ABD açısından çok sorunlu gelişmelere işaret ediyor.

İsrail ile Arap Emirlikleri arasında bir süredir gelişen ekonomik ilişkiler diplomatik bağlantılara dönüşüyordu. Suudi Arabistan İsrail ile ilişkilerini resmileştirmeye hazırlanıyordu. Filistin sorununu bir kenara iten bu süreç, ilerledikçe bölgede İran’ın etkisi azalacaktı.

Lübnan, Suriye, Irak, Yemen, Gazze’deki ilişkileriyle (vekilleri) gerçek bir “Stratejik Derinliğe” sahip olan İran’ın bu “Yeni Ortadoğu” projesi karşısında sessiz kalması beklenemezdi. İran tüm bu alanlar üzerinden AB ve İsrail’e karşı vekâlet savaşları başlatma olanağına sahipti.  Yemen’den, Lübnan’dan gelen, Husi ve Hizbullah roketleri Suriye’de, Irak’ta ABD varlıklarına yönelik saldırılar; İran’ın bu olanağı kullanmaya başladığını gösteriyor. Rusya’nın lejyoner ordusu Wagner’in Lübnan’da Hizbullah’a hava savunma hizmeti sunacağına ilişkin söylentiler (WSJ) gerçekleşirse, İsrail’in dinci faşist hükümeti, kimi sağcı akademisyenlerin “İran’ı vurmak için en uygun zaman”, kimi bakanların “nükleer seçenek” (Haaretz) öğütlerini ciddiye alırsa, savaş hızla bölgesel sonra küresel bir düzeye sıçrayabilir. 

Çoktan başlamış saflaşmalar böyle bir sıçramayı da rahatlıkla kucaklayabilir: Malezya ve Çin saflarını Filistin tarafında belirlerken Hindistan’daki faşist Hindu yönetimi İsrail’den yana tutum aldı. İsrail saldırısı altında her gün biraz daha derinleşen soykırım karşısında, “Küresel Güney” çoğunlukla “ateşkes” çağrısı yaparken ABD, İngiltere, AB bu çağrılara katılmıyor. Arap ülkeleri ister istemez, İsrail ile yakınlaşma sürecini askıya alıyorlar. ABD’nin Ortadoğu’dan çekilerek dikkatini, güçlerini Çin ile rekabet alanına kaydırma hesabı bozuluyor.

‘TABUTUNA SON ÇİVİ’

ABD ve Batı’nın “yumuşak güç” kapasitesinin tükenişini sergileyen gelişmeler Spiegel’in o saptamasını destekliyor. ABD ve Batı’nın Gazze’deki soykırım karşısındaki tutumu, “Küresel Güney”in halklarında, “belli ki beyaz yaşamlar daha önemli” algısını, ABD ve Batı’nın ikiyüzlülüğüne inancı güçlendirdi. Kimi yorumcular “Batı kendi kurduğu kurallara uymayabiliyor” saptamasıyla bu ikiyüzlülüğün altını çiziyorlardı. The New Statesman’da Munchau, “Ülkeler Batı’nın yaptırımlarına katlanabiliyorlar ama ahlak dersi vermesine hiç dayanamıyorlar” diyordu.

Bu sırada, iki şey oluyordu: Birincisi, ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Katar’dan, El Cezire’nin Gazze haberlerini sınırlamasını, İsrail Başbakanı Netanyahu’dan, kısa bir insani ateşkes aralığına izin vermesini istiyor ama başarılı olamıyordu. Blinken Ortadoğu ülkeleri başkentlerini gezerken dışişleri bürokrasisinde, “İsrail’e adeta açık çek verilmiş” olmasına karşı adeta bir isyan başlamış (Foreign Policy). Avrupa halklarının, genel olarak “Küresel Güney” ülkeleri yönetimlerinin, özellikle, Asya-Pasifik bölgesinde Malezya’nın, ateşkes istemeleri “soykırım”dan söz etmeye başlamaları bakanlık uzmanları arasında büyük kaygı yaratıyormuş. İkincisi, Hamas-İsrail savaşı, Gazze’de soykırım, hem Birleşmiş Milletler’in etkisinin çok zayıflamış olduğunu hem de ABD’nin BM’yi yönlendirme kapasitesini tamamen kaybetmekte olduğunu ortaya koydu.

Şimdi, “yumuşak gücü” kaybetmekte olan ABD-Batı blokuna, verili düzeni korumak için şiddet kullanmaktan başka çare kalmıyor. Bu olasılık da “III. Dünya Savaşı” korkusunu besliyor. 

Yazarın Son Yazıları

'Önce yavaş yavaş...'

Çağımızdaki savaşlar, egemen ekonomik model, yapay zekâ, özellikle geçen hafta açıklanan Palantir “Manifesto”su üzerine tartışmalar bana Ernest Hemingway’in Güneş de Doğar romanını anımsattı.

Devamını Oku
27.04.2026
Çin şoku 3.0

“Çin şoku 2.0 ya da kriz dinamikleri” başlıklı yazımda, Çin kapitalizminin ileri teknoloji alanındaki üretim kapasitesinin Batı merkezli dünya ekonomisinin dengelerini sarsmaya başladığını vurgulamıştım.

Devamını Oku
23.04.2026
‘Çin Şoku 2.0’ ya da kriz dinamikleri

Tarihin en büyük enerji krizine, küresel bir resesyon riskine, “geçim sıkıntısı krizinin” daha da derinleşmesine yol açan İran savaşının, gerçek nedeninin (İsrail bir yana) ABD ekonomisinin finansal yapısını ayakta tutan “petro dolar” sistemini korumak olduğuna ilişkin yorumlar var.

Devamını Oku
20.04.2026
‘Adam’ gitti! Yenisi geliyor

Pazar gecesi Budapeşte sokaklarında büyük bir coşkuyla tarihsel bir kırılma anı yaşanıyor gibiydi.

Devamını Oku
16.04.2026
Savaştan sonra

Washington-Tahran görüşmeleri bir belirsizlik içinde koptu.

Devamını Oku
13.04.2026
Orbán: ‘Madendeki kanarya’

Demokratik sistemleri öldüren “adamlar” iktidarda kalmaya devam etmek için genelde tankları değil “sandık mühendisliğini” tercih ediyorlar ama bir yere kadar! Pazar günü, Macaristan seçimleri bu bağlamda önemli bir deney olacak.

Devamını Oku
09.04.2026