Türkiye 12 Nisan’dan bu yana Eskişehir’den Ankara’ya uzanan madenci eylemini konuşuyor.
Doruk Maden işçileri hak aramanın çok zor olduğu bir dönemde mücadelelerini doruk noktasına çıkardılar. Seslerini duyurma yöntemleri işe yaramayınca sessizlik çığlığına büründüler. Bedenlerini ortaya koydular.
On gündür açlık grevindelerdi.
Karşılaştıkları tavrı tanımlamanın zor olduğu bir tabloda, biber gazıyla kahvaltı yapıp güne copla devam ettiler.
Dağı delen madenciler, iktidarın vicdanında gedik açamadılar.
Yerin metrelerce derinine inmeyi başaran madenciler, herhangi bir bakanlığın kapısından içeri girmeyi başaramadılar.
Bağır bağır...
Hepsi sağır!
Baretlerini ete kemiğe büründürüp onun çıkardığı sesle başkentteki koruma kalkanlarını delmeye çalıştılar.
Nihayet dün akşam saatlerinde bakanlık ve patronluk katlarıyla sonuç alma olasılığı olan bir temas hattı oluşturabildiler.
***
Doruk madencilerinin yaşadığı durum AKP iktidarında Türkiye’nin geldiği noktanın bir kesiti:
- Madeni işletenler iktidarla iç içe olmanın rahatlığı içinde işçilerle ilgili her türlü tasarrufta bulunma hakkını kendilerinde görüyorlar.
- İktidar, Cumhuriyetin temel birikimleri üzerinde özelleştirme adı altına istediği gibi oynamanın tadını çıkarıyor. İşçiler sesini olağanüstü yükseltmezse sorun yok!
- Gerek iktidarın yarattığı korku iklimi gerekse genel duyarsızlık nedeniyle farklı sendikaların hak arama mücadelesindeki dayanışma ruhunun erozyona uğradığını bir kez daha gördük.
Bütün bunlar bir yana ne kadar korku salarsanız salın bir yerde alın teri barajının çatladığını yaşadık. Bağımsız Maden-İş Sendikası Koordinatörü Başaran Aksu’nun şu sözleri gerçeğin ta kendisi:
“Biz haklarımızı sonuna kadar almaya kararlıyız. Ancak gerçek çözümün bugün haklarımızı almaktan geçmediğini biliyoruz. Yaratılan soygun düzeninin ortadan kaldırılmasından, ülkenin kaynaklarının bu ülke insanları arasında hakça paylaşılmasından geçtiğini biliyoruz. Bizim bu mücadelemiz büyük mücadelenin kıvılcımı olsun...”
***
Bir yıldır alamadıkları maaşları için, alın terinin karşılığı için bedenlerini koyan maden işçileri gerek ülkeminiz gerekse dünyanın tarihinden kesitler anımsattı.
4 Ocak 1991’de Zonguldak’tan Ankara’ya başlayan büyük madenci yürüyüşünün 35. yılındayız. Genel Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Şemsi Denizer’in öncülüğünde başlayan büyük yürüyüş 8 Ocak’a dek Ankara’yı sarstı. Maden işçileri Ankara’ya kadar gelemediler ama seslerini Ankara’ya duyurdular. 24 Ocak-12 Eylül 1980 sürecinden itibaren uğradıkları büyük kayıpların önemli bir bölümünü almayı başardılar. Böylece hem on yıllık büyük kaybı durdurmuş hem de çalışma yaşamında varlıklarını kanıtlamış oldular.
Daha derin bir tarihsel açıdan bakınca 10 bin yıl öncesinde insanın madeni kullanmaya başlamasıyla birlikte, kalay ve bakırdan ürettiği tunçla yeni bir çağ açtı.
O günden beri madenler gelişmişliğe katkı sağlıyor ama madenciler hep hor görülüyor. Sömürge döneminde Latin Amerika’da bir maden işletmesinde çalışan işçinin ortalama ömrü 35’ti. Madende verimli çalışma süreci 7-10 yıldı, daha sonra ölebilirdi! Güney Afrika Cumhuriyeti’nde altın madeni işletmelerinde işçilere, bilinçlenmesin diye iş güvenliği ve üretim için gerekli olan sadece 50 kelimenin yazılışı ve okunuşu ezberletiliyordu.
Avrupa’da Sanayi Devrimi’nin emekçisi maden işçilerinin ortalama günlük çalışma süresi 15 saatti.
Geleceğin teknolojisinde kullanılan nadir toprak elementleri de madenciliğin türevi.
Bütün bunlar için hâlâ emek en yüce değer!
Bu değerin hakkını vermiyorlarsa almak gerek!
Madencileri kutluyoruz.