Köy Enstitülerinin kurulmasıyla, bakan buyruğuyla “öğretmen okulu”na dönüştürülmesi birkaç ay içinde gerçekleştirildi. Bu, Milli Eğitim’de bir yıkım yaratmıştır.
Çağdaşlığa ayak uydurmanın başlangıcı olan Köy Enstitüleri, eğitimde uygarlığa açılan bir bilgi atılımı olmuştur.
Bu gelişimin özünü kavramak için Kemal Kocabaş’ın yazdığı Köy Enstitüleri’ndeki Ekrem İmamoğlu’nun yazısına göz atmak yeter.
“Köy Enstitülerinde mesleki eğitim vardı. Ziraat, demircilik, marangozluk, balıkçılık, dikişnakış gibi meslekler öğretilirdi. Her öğrenci yılda 25 klasik kitap okurdu. Her öğrenci mandolin, akordeon, keman ya da bağlama enstrünmanlarından birini çalmak zorundaydı.”
PROF. DR KEMAL KOCABAŞ GERÇEĞİ
Köy Enstitüleri kitabının (2022) yazarı Kocabaş, “önsöz”de aydınlatıcı bilgiler veriyor:
“Köy Enstitüleri ‘bilimsel mitoloji’ ile kurulmuştur. Arkasında Mustafa Necati’nin döneminde kurulan Köy Muallim Mektepleri, eğitmen kursları ve Köy Öğretmen Okulları gibi uygulamalar var. Ayrıca 1940’lı yıllardaki acil gereksinimlerin etkisi de vardır.
O nedenle İsmail Hakkı Tonguç’un ‘canlandırılacak köy’ öngörüsüyle nüfusun yüzde 85’inin köyde yaşadığı, okuma yazma oranının çok düşük olduğu ve adeta ortaçağ yaşayan köylere uygarlığı, teknolojiyi ve Aydınlanma düşüncesini, eğitim ve sağlık hakkını köyün kendi çocuklarıyla taşımayı amaçlamıştır.”
Bu konu, neredeyse yaşamının erdemi sayan Kemal Kocabaş, yazdığı neredeyse yüzlerce kitapla konuyu güncel tutmayı başarmıştır. O, bu yönüyle yalnızca iyi bir bilim insanı, öğretmen değildir; yaşadığı çağı kendi emeğiyle de yaratmaya yönelmiştir.
Beş yüzü aşkın sayfasıyla Kocabaş’ın Köy Enstitüleri kitabı, eğitim tarihinin yansıtmak için yaratılmıştır. Başta okulda eğitim görenler olmak üzere, nice bilim insanının da çabası vardır bu çağdaş atılımda.
DİCLE AYDINLIĞI
Şu anda masamda Köy Enstitülerinin en son açılanı olan Kemal Kocabaş’ın Dicle Aydınlığı (Besseray yayınları, 2026) var. Bu kitapta da Dicle Köy Enstitüsü’ndeki yeniliklere değiniliyor. Kitabın 100- 105 sayfalarında Adnan Binyazar’ın Köy Enstitüsüne girişiyle ilgili bilgiler yer alıyor.
Kocabaş soruyor: “Dicle Köy Enstitüsü’ne öğrenci olmak sürecini anlatır mısınız?”
Binyazar yanıtlıyor: “Aile parçalanmasından dolayı annem, beni kardeşimle birlikte İstanbul’daki babamın yanına gönderdi. Babam bir süre sonra ortadan kayboldu. Ben 8’indeydim, kardeşim 6’sında. Kardeşim Darülâceze’ye (Çaresizlerin Yuvası) alındı. Ben de bir aşçının çırağı oldum. Yıllar sonra Elazığ’ın Ağın ilçesine döndüğümde 14 yaşındaydım. 7 yaşındayken dayım bana kitap okumayı öğretmişti. Gitiğim günün sabahı beni ilkokula götürdü. O gün 3’üncü sınıf öğrencisi oldum. İki yıl sonra okulu bitirmiştim.
Bir gün, Ağınlı öğretmen Latif Bey’in, Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki Dicle Köy Enstitüsü’ne götürmek üzere çocuk aradığını duydum. O gün otuz çocuktan biri de ben olmuştum.”
Olayı şöyle bağlıyor Kemal Kocabaş: “Bir meydanında bizi arabaya doldurup Diyarbakır’ın Ergani ilçesinin güneyindeki tren istasyonununa yakın bir yere kurulan Dicle Köy Enstitüsü’ne götürdüklerini ifade ederek Dicle Köy Enstitüsü’ne gidiş sürecini de aktarır.”