Yetenek Afrika’dan servet Avrupa’dan
Tuğrul Akşar
Son Köşe Yazıları

Yetenek Afrika’dan servet Avrupa’dan

03.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

2026 Dünya Kupası kadroları incelendiğinde, 26 kişilik ekipler içinde Afrika kökenli oyuncuların belirgin ağırlığı dikkat çekiyor. Fransa’da bu oran 21 oyuncuyla yüzde 80.8’e ulaşırken, İngiltere’de yüzde 57.7’ye, Hollanda’da ise yüzde 53.8’e çıkıyor. Bu tablo, merkez ülkelerin çevre bölgelerden yetenek devşirme pratiğini nasıl sistematik biçimde sürdürdüğünü ve özellikle Afrika kıtasından yoğun şekilde beslendiğini açıkça ortaya koyuyor. Benzer bir eğilim diğer Avrupa ülkelerinde de görülüyor. İsviçre’de 11 oyuncuyla yüzde 42.3, Belçika’da 9 oyuncuyla yüzde 34.6 ve Almanya’da 9 oyuncuyla yüzde 34.6 oranında Afrika kökenli futbolcu bulunuyor. Bu dağılım, çevre ülkelerden merkez ülkelere doğru güçlü ve süreklilik arz eden bir yetenek akışının varlığına işaret ediyor.

‘EŞİTSİZ İLİŞKİ’ FUTBOLDA 

Ortaya çıkan bu veriler, küresel futbolun anatomisi açısından değerlendirildiğinde; yalnızca sportif değil, aynı zamanda yapısal ve ekonomik dinamiklerini de son derece çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor. Bu durum, klasik merkezçevre teorisinin futbol alanındaki yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Dünya sistemi yaklaşımı çerçevesinde merkez konumundaki Batı Avrupa’nın büyük kulüpleri ve federasyonları ile çevre konumundaki, başta Afrika olmak üzere gelişmekte olan bölgeler arasındaki eşitsiz ilişki futbol üzerinden yeniden üretiliyor. Afrika, adeta bir “yetenek üretim merkezi” gibi işlev görürken; fiziksel kapasite, yüksek motivasyon ve rekabet arzusu gibi unsurlarla donatılmış genç oyuncuları yetiştirerek, işlenmiş ve ticarileştirilmiş ürün haline gelmiş yıldızları Avrupa futboluna sunuyor. Buna karşılık elde edilen kazanımlar ise sınırlı transfer gelirleri, kısıtlı altyapı yatırımları ve sembolik prestij unsurlarıyla sınırlı kalıyor. Ekonomik değerin büyük bölümü ise UEFA, büyük kulüpler ve yayıncı kuruluşlar tarafından paylaşılıyor.

‘YETENEK GÖÇÜ’ VAR 

Bu süreç aynı zamanda belirgin bir “yetenek göçü” dinamiği yaratırken, Afrika ülkeleri kendi milli takımlarını güçlendirebilecek oyuncu havuzunu sistematik biçimde kaybediyorlar. Nitekim Fransa kadrosunda yer alan birçok oyuncu, Senegal, Fildişi Sahili veya Kamerun gibi ülkelerin milli takımlarında oynayabilecek nitelikte olmasına rağmen Fransa’yı tercih ediyor. Bu durum spor alanındaki beyin göçünün somut bir yansıması olarak ortaya çıkıyor. Genç oyuncuların henüz 12- 15 yaş aralığında Avrupa akademilerine transfer edilmesi, çevre ülkelerin sürdürülebilir altyapı sistemleri kurmasını zorlaştırırken; Afrika milli takımları çoğu zaman “potansiyel” düzeyinde kalıyor. Avrupa ülkeleri ise çok daha yetenekli kadrolarla sportif başarı elde ediyor. Üstelik bu başarıların ekonomik getirileri de büyük ölçüde merkez ülkelerde yoğunlaşıyor.