Kılavuz, kimilerinin zannettiğinin aksine yabancı değil Türkçe kökenli bir sözcüktür. Kökende “kıla-“ fiilinden gelir; gören, izleyen, yol açan demektir. Yol açan önder olur; yol kapatansa ancak engeldir. Yol kapatanların ne kılavuzu olabilir ne de önderi! Bugün bu kavramı, doğru yolu gösteren, rehberlik eden kimseler ya da nesneler için kullanıyoruz.
Eğitimde öğretmenlerin bir dersi nasıl işleyeceğine ilişkin ciddi her ülkede olduğu gibi ülkemizde de öğretmen kılavuz kitapları yayınlanır. Doğal olarak bu kılavuzlar bakanlık bünyesindeki öğretmenler ve uzmanlar tarafından hazırlanır. Fakat bugün bakanlık, kendi bünyesinde olmayan kimselerin hazırladığı başka başka “kılavuzlar” da koyuyor öğretmenlerin önüne. Bizzat bakanın “sivil toplum örgütleri” olarak nitelediği birtakım köktendinci yapılanmaların hazırladığı bu kılavuzların kullanılması için baskı üstüne baskı yapılıyor!
İşte, son günlerde medyada yer alan ve mecliste de gündeme gelen “Muallimin Manevi Rehberi” adındaki sözde kılavuzlar da bunlardan biri. Ne yazık ki, çok daha fazlası da var!
Bu sözde kılavuzların ne denli yanlış ne denli temelsiz olduğu ve bunları hazırlayanların laiklik ilkesine karşı nasıl bir anayasa suçu işlediği, hemen her eğitim platformunda dile getiriliyor. Ancak bu yanlışlar ve suçlar ne kadar gösterilirse gösterilsin, bakanlık köktendinci yapılarla hareket etmekten ve bu sözde kılavuzları savunmaktan vazgeçmiyor. Çünkü bugünkü sorunlarımız, kötü yönetilen bir bakanlığın ya da hükümetin yol açtığı sorunlar değil; karşıdevrim yapmaya kalkanların –hatta bunu başardıklarını sananların– yol açtığı sorunlardır. Karşıdevrim güçlerince ele geçirilmiş ülke yönetimimiz, bunları bile isteye, gayet maksatlı bir şekilde yapıyor. Ve gayet ısrarlı bir şekilde devam edeceklerinden de kuşkumuz yok.
YENİ BİR NESİL YÜKSELİYOR
Peki, bu sözde kılavuzlarla birlikte anayasanın gün be gün çiğnenmesinin, yasallık zemininin her alandan tek tek kaldırılmasının okullarımızdaki, öğretmenlerimizdeki, öğrencilerimizdeki yankıları neler? Skandal üzerine skandal üreten MEB yüzünden cumhuriyet karşıtı, köktendinci, kindar nesiller mi yetişiyor okullarımızda? Yoksa hâlâ cumhuriyet ilkelerine sadık nesiller mi?
Pek çok yerde bu soru gündeme getiriliyor ve “kindar nesil” projesinin başarıya ulaşıp ulaşmadığı merak ediliyor. Yanıt verelim: karşıdevrimin tüm aktif ve pasif destekçilerine rağmen, okullarımızda hâlâ cumhuriyet ilkelerine sadık nesiller yetişiyor. Bakanlığa rağmen ve bakana rağmen oluyor bu. Öyle ki, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne ilk kez bu denli kararlı bir şekilde cumhuriyet ilkeleriyle büyüyor öğrencilerimiz!
Nasıl korkmamız gerektiğini salık verenlerin aksine; karşıdevrim başarısız oluyor, her geçen gün başarısızlığıyla yüzleşiyor!
Çünkü, bugünün öğrencileri, bugünün gençleri, bir zamanlar sadece dile getirilmesinin yeterli olduğu sanılan ilkelere en yaşamsal noktada temas ediyor. Bugünün öğretmenleri en kararlı şekilde cumhuriyeti anlatıyor, cumhuriyeti yaşatıyor.
Gençlerimiz, ilkeleri, daha önceki birkaç nesilde olduğu gibi kendi kendine bizi koruyan “süper varlıklar” olarak değil, uzun uzun düşünülüp sahip çıkılması gereken varlıklar olarak yaşıyor ve kavrıyor. Ve kendilerinden önceki birkaç neslin yapmadığını yapıp sorguluyorlar. Okulları bir özgürleşme kapısı değil, bir teslimiyet ikonu yapmaya çalışan; sorgusuz sualsiz itaat talep eden, toplumu totaliter bir politik bedene dönüştürüp her tür özgürlük alanını yutmak isteyen dogmatik zihinlere karşı nasıl mücadele edebileceklerini sorguluyor, düşünüyorlar. Cumhuriyet ilkelerinin sadece nostaljik söylemler olmadığını, toplumca savunulması gereken ilkeler olduğunu daha önceki birçok nesilden çok daha iyi bir şekilde anlıyorlar.
Kendilerine karşı dilsel bariyerler örüp, kripto lehçeler üreten, bilgileri sadece aracıların çözümleyebildiği, mistik ve tekinsiz bir yüksek hakikat alanı olarak gören, işittiklerinde anlamadıkları, anlamadıkça huşu duymalarının istendiği yapay dillere karşı, kendi dillerini inşa ediyorlar. İyi, doğru ve güzele ilişkin mutlakçı tanımlar yapan anlam kartelleriyle alay ediyorlar!
Her türlü suistimale açık bir ülkede nasıl bir toplum duygusu inşa edebileceklerini düşünüyorlar. Birbirleriyle, birlikte yaşama kültürünü nasıl geliştirebileceklerine kafa yoruyorlar. Çünkü öğretmenlerinin derhal fark ettiği gibi onlar da fark etti çoktan: cumhuriyet, yukarıdan dayatılan bir rejim değil, yan yana yürürken ilkelerle yaşanan bir sözleşmenin var ettiği bir rejimdir.
CUMHURİYET KILAVUZU
İlkelerle yaşamak, onlar sayesinde var olan olanakları sürekli olarak geliştirip genişletmek üzerine kurulu bir çabayla yaşamak demektir. İlkeler, bir ufuk gibidir; siz onlara doğru yaklaştıkça uzarlar ve genişlerler. Bu ufka doğru yol almak için kılavuz gerekir, çünkü kılavuz olmayınca yürümek zorlaşır.
Türkiye Cumhuriyeti, her gerçek cumhuriyet gibi ilkeler üzerine kurulmuş bir cumhuriyettir. Ve bu ülkenin okullarının, öğretmenlerinin ve öğrencilerinin önderi de kılavuzu da bellidir: cumhuriyet!