Hangi vitesle?

05 Mart 2021 Cuma

2000’li yıllara merdiven dayadığımız günlerde, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok sözü edilen bir kitap vardı: “Megatrends 2000”.

21. yüzyıla girmeye hazırlanırken olan bitene pop kültürünün sınırlarını taşmadan ve “Amerikan Rüyası”na güveni sarsamadan değinen, John Nasbitt ile Particia Aburden’in kaleme aldıkları Turgut Özal’ın da Başucu kitabı olan bu eserin bir yerinde şöyle bir tümce vardı: “İngilizcenin uluslararası bir dil olma konusunda en büyük avantajı kötü konuşulmasının kolay olmasıdır.”

Herkesin kafasını gözünü yararak yalan yanlış “İngilizce!” konuşmaktan çekinmediği turistik kültür dünyasına mizah dolu hoş bir dokunuş değil mi?

Bunun gibi, akla gelecek, hoş çağrışımlar yapabilecek birçok tümce vardır. Örneğin sürücü ehliyet sınavlarında sorulan şu soru: “Yokuş hangi vitesle inilir?” 

Bu sorunun yanıtı ise “hangi vitesle çıktıysan o vitesle inilir”dir. Çok hoşuma gitmesinin nedeni de bu basit sürücülük kuralının başlı başına bir yaşam dersi içermesidir. 

***

Gerçekten bir toplumsal sorunun çözüm süreci, yumağın oluşma aşamasının hızıyla orantılıdır. Arada, kimi çözülmesi için acele edilen durumlarla karşılaştığımda bu kuralı anımsar ve kendi kendime “Unutma! Yokuş çıktığın vitesle inilir” diye düşünürüm. 

Son günlerde, siyasetten ekonomiye, etnik sorunlardan korona salgınına, toplumsal gerilimlere kadar birçok alanda bir normalleşme umudu içinde olan toplumun, “eee hadi ama ne zaman normalleşeceğiz?” nakaratını diline doladığını görünce, bir kez daha ehliyet sınavındaki “yokuş hangi vitesle inilir” sorusu ile yanıtı geldi aklıma, elimde olmadan mırıldandım:  

- Daha dur bakalım! Unutma, yokuşu hangi vitesle çıkmıştın?..

Her şeyden önce pandemi ile mücadele konusunda tünelin ucunda ışık falan görüldüğü yok. Tam tersine. Uzmanlar bu alanda açılmayı değil, tam kapanmayı öneriyorlar şiddetle. 

***

Siyasal ve ekonomik alanda ise 20 yıllık kâbusun sona ereceğinin garantisi değil, AKP’nin iflasının herkesin kafasına dank etmesi üzerine, 20 yıllık kâbusun sona ermesinin olasılığı belirmiş durumda.

Yani, toplumsal gelişmeler, muhalefetin, bir demokrasi cephesi oluşturmayı ve belirli koşulları, yerine getirerek seçime kadar sürdürebilmeyi becerebilmesi halinde, AKP’nin gidişine elverişli bir ortamı doğurmuştur. 

Ama bu demek değildir ki karşısındaki güçler ne yaparsa yapsın AKP kendiliğinden düşecektir. Eğer, muhalefet elverişli koşulları geliştirecek politikaları izleyerek geniş bir demokrasi cephesi yaratmayı ve bunu sandığa yönelterek, oylamaya kadar korumayı beceremezse ise AKP’nin gidişini hazırlayan koşullar, demokratik ortamı geliştirmek yerine kaosu doğurur.

“Benden sonrası tufan” politikasını şiar edinmiş olan AKP bu durumu gördüğünden şimdi muhalefeti, ortak zaaf noktaları üzerine çalışarak parçalamaya çalışıyor. Şu anda oluşturulmasına çalışılan ortak demokrasi cephesinin en zayıf noktası, özellikle Kürt oylarının temsilcisi olan HDP’yi siyasal yaşamdan soyutlayarak şiddetin sarmalı içine düşürmektir.

Eğer bu tuzak aşılabilirse, kimilerinin bu kez de parçalanmayı laiklik alanından zorlamaları beklenebilir.

Ama daha henüz, etnik konular alanındayız. Ve fezlekeler tartışılmaya başlandığında, HDP ile sağ muhalefetin (buna tabii ki İYİ Parti de dahil) etnik duyarlılıkları üzerinde oynanarak muhalefetin parçalanmasına çalışılacaktır. 

Şu anda, iktidara teslim olmuş bir yargı ile dokunulmazlığın kaldırılması oyununa katılmak en büyük yanlış olacaktır. 

İlk oylamada baskının sona erdirilmesi sürecinin başlaması mümkündür. 

Ama her şey otomatiğe bağlanmış değil. Daha alınacak çok yol var. Buraya bir günde varmadık, buradan bir günde çıkabilecek de değiliz. Unutmayalım yokuş çıktığın vitesle inilir!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları