Çağdaş Marksist düşünür, Fransız Komünist Partisi’nin bir dönem önde gelen akademisyen sözcüsü Louis Althusser’den (1918-1990) bir şey okumamış olmam, kendisi bugün bir zamanki popülerliğine sahip olmasa da kuşkusuz büyük eksikliktir.
Marx İçin, Lenin ve Felsefe, Kapitali Okumak, Sanat Üzerine Yazılar vb. yapıtlarına öncelik vererek bu eksikliğimi geç de olsa kapatmaya çalışmalıyım.
***
Taner Timur geçen hafta sözünü ettiğim yapıtının “Marx ve Felsefenin Dönüşümü” başlıklı bölümüne şu cümlelerle başlıyor:
“Marx’ın bir felsefesi var mıydı? (...) 1970’lerde Althusser ve çevresi, yıllarca süren bir arayıştan sonra, bu soruya ‘hayır’ yanıtını vermişti”
Buna karşılık yine Taner Hoca, Althusser çevresinden Etienne Balibar’ın (d.1942) Marx’ın Felsefesi adlı kitabı hakkında şunları söylüyor:
“Balibar eserinin daha ilk sayfalarında Marx’ın bir felsefesi olmadığını ilan ediyor fakat bir tutarsızlık izlenimi verecek şekilde, kitapta sık sık da ‘Marx’ın felsefesi’nden (hatta bazen de ‘felsefeleri’nden söz ediyor.”
Öyleyse... Taner Hoca’nın aracılığı ile Balibar’la devam edelim: “Marx bir ‘felsefi sistem’ geliştirmedi, felsefede ‘doktrinal’ bir bütünlük zaten Marx’ın düşünce tarzına aykırıydı. Bu haliyle Marx’ın düşüncesi felsefe dışı, hatta ‘anti felsefe’ bir olgu şeklinde somutlaştı.”
Taner Timur Balibar’dan devamla şöyle demekte: “Tarihsel ve toplumsal analizler ve siyasal eylem önerileriyle iç içe sık sık kulandığı felsefi ifadeleri (...) Marx’ı klasik anlamda ‘filozof’ yapmadı fakat onu, felsefe alanına o zamana kadar benzeri görülmemiş biçimde ‘müdahale eden’ bir düşünür statüsüne soktu.”
“Kısaca Marx’tan sonra felsefe artık eski tip felsefe olmaktan çıktı” (vurgu E.B.s.7). “İşte Marx’ı ancak bu bağlamda bir ‘filozof’ sayabilir, onu bir filozof olarak okuyabiliriz.”
Bütün bu değerlendirmelerin sonucu olarak, Marksizmin bir felsefesi yoktur ifadesi bana daha da kabul edilmez geliyor.
Marx felsefeyi değişmeyen bir dünya ve değişmeyen bir insan yorumu olmaktan çıkararak onu toplumsal ilişkilerin ürünü bir dünya, tarih ve insan yorumuna taşımış, Hegel diyalektiğini ayakları üstüne oturtarak (Engels’in sözü) felsefeye geri dönülmezce yeni bir ufuk kazandırmıştır.
Marksist öğreti, felsefe üstü bir felsefe, Marx çığır açmış bir filozof ve toplumbilimcidir.
***
Felsefeyle ilgili ifadenin yanlış anlamaya açık oluşu gibi, yine Althusserci çevrenin ve ülkemizdeki takipçilerinin bir zamanki “Marksizm hümanizm değildir” ifadesi de aynı ölçüde ve anlamda yanlış anlamaya açıktır.
Marksizm bilimsel bir sistem olarak elbette kuramsal anlamda hümanist değildir ama hümanizm karşıtı hiç değildir.
Balibar’ın deyişiyle “teorik hümanizmden uzaklaşma” (a.g.y. 14. sayfa), hümanist olmaktan uzaklaşma hiç değil, insani özün antropolojik anlamda değişmezliği fikrinden uzaklaşmak, bu özün “toplumsal ilişkiler”ce belirlendiği fikrine ulaşmak demektir.
Emeği en yüce değer olarak gören, emeğine yabancılaşmayı insanın kendisine yabancılaşması olarak kuramsallaştıran bir görüşün hümanizm karşıtı olması herhalde düşünülemez.
***
Marksizmi yeniden okumalara ihtiyacımız var. İnsanın emeğine, kendisine ve birbirine gitgide yabancılaştığı dünyamızda buna her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Kendi payıma ben bu okumaları sürdürecek, sonuçlarını, bana düşündürdüklerini zaman zaman sizlerle de paylaşacağım.