Ayşegül Yüksel

Nedret Güvenç: Görüntüsü, sesi ve seslenişiyle güzel

03 Ağustos 2021 Salı

1950’li yıllara girildiğinde henüz dokuz yaşındaydım. Çocukların yetişkinler için yapılan tiyatro oyunlarını izleyebilmesi için 12 yaşında olması gerekiyordu. Tiyatro meraklısı annemle babam yeni gördükleri oyunları tartışırken kulak kabartırdım. 

Bizimkilerin “Dram”da (İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun Tepebaşı’ndaki sahnesi) izleyip de günlerce sözünü ettikleri arasında, Jean Anouilh’un “La Colombe”, Türkçe başlığıyla “Beyaz Güvercin” adlı, Nedret Güvenç’in başrolde parladığı oyunu vardı. 50’li, 60’lı yıllardaki Nedret Güvenç’i belki bu yüzden -görmediğim bu oyunda, beyazlar giyip giymediğini bile bilmeden- hep beyaz giysiler içinde getirmiştim gözümün önüne. Onu eşi Okan Bilgütay’la sokakta yürürken gördüğüm zamanları anımsadığımda bile. Belki sonradan izlediğim başka oyunlar nedeniyle. Ne çok oyun, ne çok başrol... Yoksa Pirandello’nun “Kendini Bulmak” oyunundaki giysileri mi beyazdı?

SAHNE ALBENİSİ BÜYÜLEYİCİYDİ

Nedret Güvenç, eskilerin deyişiyle “anlamlı” (bana göre “çok güzel”) yüzü, zarif bedeni, dahası, duru, temiz sesi ve kusursuz diksiyonuyla -kendi deyişiyle- “47 sezon boyunca hiç ara vermeden” tiyatromuza emek vermiş bir sahne sanatçısıydı. Ona 1996-97 sezonunda Afife En Başarılı Kadın Oyuncu Ödülü’nü getiren Tiyatro İstanbul yapımı “Eskimeyen Oyun”u izlerken sahneye tüm bir yaşamı adadığı “oyuncu” varlığına sinmiş sevginin, saygının ve coşkunun -yıllar boyunca- nasıl titizlikle korunduğuna tanık olmuştuk.

Nedret Güvenç’i birkaç gün önce yitirdik. 91 yaşındaydı. 150 dolayında başrolde sahneye çıkmış, 100 dolayında sinema filminde çoğunlukla karakter rolleri oynamış ve yerli yabancı nice ünlü sinema yıldızına sesini vermişti. Tiyatroculuk, Ankara’daki Devlet Konservatuvarı’nda aldığı şan ve piyano eğitiminin ardından, bir yaşam biçimi olmuştu Güvenç için. İlk kez İzmir Şehir Tiyatrosu’nda sahneye çıkan sanatçı, 1950’lerin başından emekli olana dek İstanbul Şehir Tiyatrosu’na bağlı olarak birkaç kez de DT’de ve Tiyatro İstanbul yapımlarında yer aldı.

DENEYİM VE ANILARINI KİTAPLARDA PAYLAŞTI 

Güvenç’in emeklilik öncesinde ve sonrasında yazmış olduğu beş kitabı var. “Kum Zambakları” (1989) nefis bir anı kitabıdır. “Bir Zamanlar İzmir’de” (1991) yer yer tiyatrodan esintiler içerir. “Dinle Beni” (2003) deneyimli ve ünlü bir tiyatrocunun öykü tadı katılmış öğütlerinden oluşur. “Aşk Yoksunları” (2005) aşk konusunun çevresinde dolaşan öykü, anı ve denemelerle bezelidir. 2017’de çıkan son kitabı “Kendini Arayan Yıldız” ise sanatçının zengin tiyatrocu dünyasındaki arayışlarını sunar. 

Güvenç’in “Dinle Beni” başlıklı kitabı, tiyatrocu olarak gerekli estetik ve etik değerlere bağlı kalmanın önemini erken yaşta kavramış bir sahne emekçisinin, aldatıcı parıltıların ardına takılıp yolunu yitirmeye karşı genç meslektaşlarına yaptığı uyarılardan oluşuyor. Verilen öğütlerin önemli bir bölümü “düzgün” insan olmanın sırlarını da içeriyor.

Güvenç, “genç tiyatrocu arkadaş”ına ilk uyarısını şöyle yapıyor: Bir tiyatro oyuncusu ağır işçidir. Onun işi lüks değildir. Sahne kapısı, sınav kapısıdır. Sınavdan geçip geçmediğini en iyi oyuncunun kendisi bilir. Bu nedenle de bir rolü oynadığı sürece hiç durmadan daha iyiyi aramak zorundadır. Bir oyunda başarıyı yakaladıktan sonra gevşemeye de gelmez. Başarının üstüne yatmanın bedeli, zaman içinde, özensizce geçiştirilmeye çalışılan bir başka roldeki başarısızlıkla ödenir. “Şöhret” ise özveri ister, disiplin ister, ölçülü bir yaşam ve devamlı sorumluluk ister (...): “Şöhretin en büyük düşmanı şımarıklıktır, tembelliktir.”

TİYATRONUN PAYLAŞIM SANATI OLMA ÖZELLİĞİ

Nedret Güvenç, bir oyuncuya oynamayı özlediği rollerden hiçbirinin nasip olmayabileceğini de söyler. Önemli olan, verilen herhangi bir rolün hakkından gelmeyi başarmaktır. Oyuncunun işinin en zorlu yanı da budur. Sanatçı, öğütlerini, ezber sorunlarından role hazırlanma süreçlerine, karakter çözümlemesinden oyun metninin sesli okunmasına, tiyatro metnini seslendirirken Türkçenin sunduğu zenginliği değerlendirmekten, kulis ve prova terbiyesinden toplu çalışma kurallarına dek bir dolu “olmazsa olmaz”ı gerekçeleriyle açıklayarak sürdürür.

En çok vurgulanan da tiyatronun bir paylaşım sanatı olduğu, bu nedenle bireysel ilişkilerde dostluk ve uyumun, toplu çalışmada disiplinin ve sahne üstü dayanışmasının vazgeçilmezliğidir. Nedret Hanım, düşünsel, fiziksel ve estetik açılardan “çağdaş oyuncu” sayılabilmenin koşullarını tartışırken sahneyi gerçek bir “Darülbedayi” (Güzellikler Evi) olarak görme ülküsünü inançla savunmaktadır.

Nedret Güvenç, varoluşunu insana ve sanata ilişkin değerlerle donatabilmiş bir tiyatro ustasıydı. Onu sevgiyle, saygıyla uğurluyoruz. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları