Barış Terkoğlu

Hakan Fidan’ı esefle karşılayan Amerikalı

06 Ocak 2020 Pazartesi

Sizin de sıkça başınıza geliyordur. Biri yanaşıp isminizin hikâyesini sorar. Şimdilerde çocuklar anne karnında isim alıyor. Öyküsü ondan ayrı yazılıyor. Dede Korkut’ta “o zamanda bir oğlan baş kesmese, kan dökmese ad komazlardı” anlatılıyor. Bayındır Han’ın oğlu Boğaç’ın bir boğayı öldürdükten sonra isim alması gibi, insanın adını bazen kendi eylemi belirliyor.

Televizyonu açıyorum. Neredeyse çocuk programlarına indi. Herkes “FETÖ, FETÖ, FETÖ” diyor. Adını söylüyoruz da, FETÖ’nün İslami bir cemaatin ajan örgütlenmesine evrimleşmesiyle oluştuğunu unutuyoruz. Haliyle yaşadığımız hikâyenin İran’la alakasını da, cemaatleri yıllardır araç haline getiren ideolojiyi de anlayamıyoruz.

Ergenekon kumpası niçin yapıldı? Bana bir “an” sorsanız sizi 2002 Martı’nda Harp Okulu’ndaki toplantıya götürürüm. MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, “Türkiye’nin mümkünse, Amerika’yı göz ardı etmeden Rusya ve İran’ı da içine alacak şekilde bir arayış içerisinde olmasında fayda buluyorum” dediğinde karşı tezini de yaratmıştı. Sonrasını biliyorsunuz.

Peki, Erdoğan-FETÖ kavgasının başlamasının İran’la ilgisi yok mu?

Erdoğan’ın verdiği görevler

17-25 Aralık sonrası FETÖ’nün sızdırdığı tape’leri ikiye ayırabiliriz. Bir kısmı AKP’nin yolsuzluklarını içeren kayıtlardı. Fakat ikinci kısım Tevhid-Selam soruşturmasındandı. Yüzlerce kişi FETÖ tarafından İran yanlısı örgüte üye olduğu iddiasıyla dinlenmiş ve kayıtlar sızdırılmıştı. FETÖ, iktidardakilere İrancı suçlamasında bulunuyordu. Sızıntılar Acem Uşakları adlı hesaptan yapılıyordu. Tutuklanan polisler, tutuklayanlara “Acem Uşakları” diye bağırıyordu. Belden aşağı vuruşlarda “muta nikâhı” ithamları İrancılığa yapılmış ucuz göndermeydi.

FETÖ’nün operasyonunda dikkat çeken hedef Hakan Fidan’dı. Arşivlerde yüzlerce örnek var. Humeyni’nin yanındaki bir çocuğun fotoğrafının “Hakan Fidan’ın küçüklüğü” diye paylaşılması mı dersiniz, Hizbullah operasyonlarından çıkan Hakan Fidan ismi mi? FETÖ, sahte belgelerle sistematik olarak MİT’in başındaki ismi İran ajanlığı ile suçladı.

Peki, neden? Zor değil. ABD gizli belgelerinde yanıtını buluyorsunuz.

Hakan Fidan, 2003 yılında Beşir Atalay tarafından TİKA Başkanlığı’na getirilerek bürokrasiye adımını atmıştı. Abdullah Gül ile de Ahmet Davutoğlu ile de çalışarak Türkiye’nin yurtdışı açılımlarına zemin hazırladı. Aslında o yıllarda FETÖ ile kavgalı da görünmüyordu. Örnek olsun, Türkçe Olimpiyatları’nın 2007 yılındaki tertip heyetinde TİKA Başkanı olarak o da vardı.

Her şey eski asker olan Fidan’ın 2007’den sonra Erdoğan’ın özel temsilcisi olarak aldığı görevlerle başlamış görünüyor. Biri, PKK ile müzakereler. Öteki ise bürokrasiye girmeden önce nükleer silahlanma üzerine çalışan Fidan’ın İran krizindeki rolü.

ABD ile İran ayrışması

Kritik ABD kriptoları bu dönemde başlıyor. Amerikalılar, birçok belgede Fidan’ı, İran’a karşı sert yaptırımlar konu olduğunda ayak sürüyen kişi olarak tanımlıyor. Erdoğan’ın özel temsilcisi olması nedeniyle tanımı Erdoğan’a uzatmak zor olmuyor.

17 Haziran 2009’da Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu toplantısına katılan Fidan’ın, AB’nin yaptığı İran karşıtı açıklamaya katılmadıklarını söylemesi, “İran’ın nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanmaya hakkı vardır” ifadelerini kullanması ABD’nin tepkisini çekiyor.

Konuşmadan 5 gün sonra ABD’nin Türkiye Büyükelçiliği Maslahatgüzarı, Hakan Fidan’la buluştu. Kriptolarda Maslahatgüzar’ın Fidan’a karşı “esefle karşılıyoruz” üslubunu kullandığını okuyoruz. Fidan ise “İran’ın Batı’yla yakılmamış bir köprüsü kalsın istedik” diyerek, İran-ABD görüşmelerine aracılık teklif ediyor. Çok ilginç, Fidan ABD’lilere İran’ı vuracak sert adımlar yerine “İran’ın orta sınıfını güçlendirmeyi” ve bu yolla İran’ı dönüştürmeyi öneriyor. ABD’nin bu tekliflerden hoşlanmadığını okuyoruz. Daha sonra sızan ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) belgelerinde Fidan’ın “İran bağlantılı” olmakla itham edildiğini de görüyoruz.

Türkiye’nin aklı İran’la savaşmayacak

Nereden nereye geldik...

Fethullah Gülen’in İran alerjisini biliyoruz. “İran hep fitneler tarihi olmuştur. İran İslam’ı zorla kabul etmiş, mukavemeti entrikada bulmuştur” sözleri nefretini özetliyor. Soğuk Savaş döneminde antikomünizmi Batı’ya pazarlıyordu. Soğuk Savaş’ın ardından İran karşıtlıklarını Amerika’ya satarak ajan örgütlenmesine dönüştüler. Erdoğan-Fidan çizgisinin ABD’ye yaptığı, İran’ı vurmak yerine dönüştürme teklifi, FETÖ’nün “görev bizim” diyerek Türkiye’de iktidar değişikliğini zorlamasıyla karşılandı. İran müzakerelerinin diğer savunucusu Brezilya lideri Lula’nın ABD desteğiyle devrildiğini de hatırlatalım.

Şimdi İranlı generalin ABD tarafından katlinin ertesindeyiz. İlginç olan, bir zamanlar FETÖ’nün kumpaslarına tuzlukla yetişen Haksözcülerden, cezaevi ziyaretçisi Adil Öksüz olan Cübbeli Ahmet’e kadar neredeyse bütün İslamcı gruplar ABD füzelerine el açarak dua ediyor, “bu kez görev bizim” diyorlar. (Saadet Partisi, HÜDA PAR, Mustafa İslamoğlu Grubu gibi birkaç yapının farklı çizgi izlediğini not ediyorum.) Öte yandan Saray’da en etkili grup olan SETA’cılar da Türkiye’yi ABD yararına İran’a saldırı çizgisine çekecek yazılar ve konuşmalar yapıyor.

FETÖ dediğimiz bir isimden ibaret değilse, İslamcılığın emperyal elin başparmağı olmasıysa, bugün başka adlarla sürmeye devam ediyor. Türkiye, 380 yıl önce imzaladığı anlaşmanın ardından bütün yalpalamalara rağmen bir çizgi sürdürdü. Ne İran’ın kendi rejimini Türkiye’ye ihraç etmesine müsaade etti, ne de İran’a karşı kimi Batı’dan kimi Doğu’dan gelen “savaşın” ittirmelerinde piyade oldu.

Türkiye’nin SETA’cılar ya da İslamcılardan başka bir aklı varsa bu savaşın bir parçası olmayacak. Erdoğan’ın İran’a açtığı telefonla gelen işaretler gösteriyor ki, Türkiye, İran ile Batı’nın yeni müzakerelerinin “yakılmamış köprüleri”ni yeniden kurma rolüne oynayacak.

İsim değil zihniyet dedik ya...

Bir suikasttan çıkan ders: Emperyalizm dininin donuk tohumlarını yeniden yeşertecek kuluçka olmayı sürdürenlerin tasfiyesi için daha çok yolumuz var.

 




Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları