Sömürgecinin mektubu
Çiğdem Bayraktar Ör
Son Köşe Yazıları

Sömürgecinin mektubu

28.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

(Böl, Parçala, Yönet - Güncellenmiş Baskı)

Sömürgecilik kaba kuvvetle başlamaz. Önce zihinle başlar.

Silahla değil; kelimeyle, kavramla, duyguyla…

Önce insanın aklını, sonra vicdanını, en son da toprağını alır.

Sömürgeci, “Böl-Parçala-Yönet” siyasetini iki ana eksen üzerinden sabırla yürütür:

İlk aşamada; toplumları, halkları ve ulusları ruhen ayrıştıracak ne varsa itinayla kazır. Irk, etnisite, mezhep, inanç, cinsiyet, dil… Hangisi en hassassa, hangisi en kolay kaşınıyorsa oraya yüklenir. Amaç; bir devlet çatısı altında yaşayan insanların ortak vatan duygusunu aşındırmak, en sonunda da ortadan kaldırmaktır. 

Aidiyet zayıfladığında, o aidiyetin sembolü olan bayrak da yük haline gelir. Bir süre sonra o bayrağı indirmeyi “özgürlük” diye pazarlamak olası olur. Halbuki günün sonunda sömürgecinin vaadinin sadece kan, ter, gözyaşı olduğu yaşanarak öğrenilir. Ama iş, işten çoktan geçmiştir. 

İkinci aşamada ise ayrıştırılan gruplar aşırılaşmış hiziplere dönüştürülür.

Bu gruplara neden o ülkeden, o ulus kimliğinden nefret etmeleri gerektiği sistemli biçimde öğretilir. Medya, akademi, STK’ler, kültür endüstrisi, sosyal medya… Hepsi aynı dili konuşmaya başlar.

Sürekli bu ideolojik radyasyona maruz kalan birey, bir süre sonra gerçekten “ezildiğine”, “yok sayıldığına”, “başkalaştığına”, “ötekileştirildiğine” inanır.

Aidiyetini sorgular. Kendini apayrı bir evrene konumlandırır. Bulunduğu yerden kopmak ister.

Ama kopmak kolay değildir. Her ayrılık bir cesaret, bir irade ve hepsinden önemlisi bir ekonomik güvence gerektirir.

İşte sömürgeci tam da burada devreye girer:

Biz arkandayız. Korkma. Yürü” der.

Oysa gerçek şudur:

Sömürgeci kendinden başkasını düşünmez.

Bütünden koparmak istediklerini sadece geçici birer aparat olarak değerlendirir. Onlar, kullanışlı oldukları sürece değerli, işlevleri bittiğinde ise kolaylıkla vazgeçilebilir olurlar. 

Ulus-devletler bu yüzden hedef alınır.

Çünkü ulus-devlet; sınır demektir, egemenlik demektir, bir ulusun kendi özyönetimi ve özdenetimi demektir; kaynaklarını kendisi için kullanmak doğallığı ve zorunluluğu altında hesap sorulabilirlik demektir.

Ulus kimlikler ve devletler zayıfladığında; dış müdahale pratik bir alana taşınır, iç çatışmaları durdurma gibi bayat gerekçelerle meşrulaştırılır, iç kaynaklar aracıların açıktan rızası halinde transfer edilebilir hale gelir.

Sömürgecinin tek derdi kendi sürdürülebilirliğidir.

Ve her şey tarihten başlatılır.

Sömürgecinin mektubu da her zaman aynı cümleyle açılır:

SEVGİLİ BÖLÜCÜ

O da kim?

Sen zaten hep buradaydın.

Belki her yerde değildin ama bir yerlerde uzun zamandır vardın.

Nüfusça onlar fazlaydı ama sen de vardın ya… Bu yeterli.

Israrla şunu söyle:

Onlardan önce biz buradaydık!

Tabletlere bakma.

Kazılara, arşivlere, mezarlara bakma.

Israrla tekrar et. Yüksek sesle, durmadan.

Gerçeğin belgelenmiş olması önemli değil; tekrar, hakikatin yerini alır.

Onlar tarih boyunca savaşmış, devlet kurmuş, yönetmiş olabilir.

Sömürgecilere - yani bize - karşı defalarca mücadele etmiş, hatta büyük liderlerinin öncülüğünde tarihe geçen bir zafer kazanmış olabilirler.

Bunu inkâr edemeyiz, kabul.

Ama mesele zaten askeri zafer değildi.

Asıl sorun, zaferin toplumsal alanda sürdürülmesiydi.

Okullar açtılar.

Fabrikalar kurdular.

Uçak, silah, aşı ürettiler.

Kısa sürede, “geri bırakılmışlar dünyasında” köklü bir aydınlanma yarattılar.

Bu sayede sen de okuyabildin.

Meslek sahibi oldun.

Devlet kademelerinde yer aldın.

Ama sen bunları unut.

Israrla şunu söyle:

Bana haksızlık yapılıyor!

Merak etme. Biz duyarız.

Ne oluyor orada?” diye geliriz.

Osmanlı’da da böyle yapmıştık, hatırla.

Bir de dil meselesi var.

Sor bakalım: “Neden benim dilim resmi dil değil?

Herkes evinde, özel hayatında anadilini konuşabiliyor ama bu yetmez!

Okullarda olsun!” diye diret.

(Unutma: Amacımız kavga çıkarmak.

Kavga olmazsa gözler bize döner.)

Ulus bütünlüğü ortak dil gerektirir, biliyoruz.

Ortak dil; ortak gelecek demektir.

Ama sen bunları düşünme.

Biz seni; sadece senin dilinin konuşulduğu, dört tarafı düşmanlarla çevrili, sürekli bize muhtaç küçük bir alana kilitleyelim istiyoruz.

(Pardon… Bunu sana söylememeliydim.)

Bir şey daha:

Farklı ülkelerde “senin kimliğinde” yaşayanlarla aranda ortak tarih, ortak dil, ortak çıkar yok. Laf aramızda, kopmak istediklerinle çok daha esaslı ve kuvvetli ortak bağların var. Aynı ailelerin parçası olmuşsunuz zamanla, aynı sokaklarda oynamış, aynı okullara gitmişsiniz, aynı tarlanın soğanından yemişsiniz. Öyle lafta değil, gerçekten de bütünsünüz. Ama bunları unut şimdi. 

Yeni bir ülke kuracağız sana. Orada hiç tanımadığın, hatta dilinden bile anlamadığın insanlar olacak. Farklı geçmişlerden, bambaşka köylerden, sana yabancı kimseler… Bu da zamanı gelince; petrol, silah ve gelir transferleri paylaşılmaya başlayınca aranızda doğal olarak kavga, çatışma çıkaracak. O elli varil isteyecek, beriki yüz yirmi… Sen de arada kalacaksın: Hangi komutandı, beydi sizinki?  Bu konuşan ne diyor, diye soracaksın yanındakine. O da anlamayacak besbelli. Aklında tek bir soru yankılanacak: “Hani biz aynıydık? Hani geleceğimiz geçmişimiz gibi ortaktı?” 

Şimdikinden çok farklı bir yere evrilecek hissettikleriniz. Derken biz devreye gireceğiz. Aslında hiç çıkmayacağız da… İşte öyle. “Sizi biz var ettik! Bizi nasıl unutursunuz? Bize borçlusunuz!” diye çıkışacağız haklı olarak. Hayatınızın her alanına biz hükmedeceğiz ondan sonra. 

Asıl biz almalıyız şu malum varilleri, petrol borularından servet bize doğru akmalı, toprağın verimiyle birlikte; diyeceğiz. “Silahlanmadan da olmaz; malum dört bir yanınız düşmanla çevrili”, diye de hatırlatacağız. Kolay değil: Bir sürü devleti ve ulusu parçalamış olacaksınız o günlere gelmek için… Onlar da attığınız kurşunlara karşılık çiçek göndermeyecekler elbette açılışınıza. 

Çatışma, kavga ve kan… Sürekli bir kaos. İsrail’inkinden beter. Başkasının toprağına çiftlik kurmaya kalkarsan, komşunun çiftesini de saçmasını da bekleyeceksin. 

Ama sen şimdi bunları düşünme. Yıkmak istediğin ülkelerin meclislerine yerleştirdiklerimizin kürsüden neler söylediğini düşün. Sizinkiler çatışmalarda her an öldürülebilecekken, yaşamları ellerinden, önlerinden çalınırken; onların çocukları Avrupa’nın başkentlerinde okuyor diye kızıyorsun haliyle. Kız ama şaşırma. Senden gördüğün senden değil; çocuklarının suçu yok. Senin çocuğuna onlardan farklı bir hayat biçmelerini onlara biz tembihledik. 

Toprağın ekilemiyorsa, feodal yapıdan değil. Terörden değil. Ağalıktan, töreden, çokeşlilikten, kontrolsüz nüfustan hiç değil.

Hepsinin sorumlusu seni ulusunun bir parçası gören devlet olsun.

Yirmi çocuklu sofralardan aç kalkmak acı verici, biliyorum.

Ama nüfus kalabalık görünürse, “Biz hep buradaydık” demek kolaylaşır.

Kimse eski kayıtlara bakmaz.

İnsanlar araştırmayı sevmez. Bu bizim için avantaj.

Ve son olarak…

Altında yaşadığın bayrak var ya…

İndir onu.

Bana hizmetin daha kolay olur.

Silahı da arkadan göndeririz zaten hep yaptığımız gibi. Senin bizden başkasına gereksinimin yok! Aslansın, kaplansın! 

Biraz övgü, biraz iltifat, biraz “özgürlük” vaadi…

Başka yerlerde yaptıklarımızı Suriye’de de denedik. Oraya hâkim olmak için kullandıklarımız hakkında “Miadı doldu” dedik diye alınma sakın. İlaçların da bir son kullanma tarihleri vardır. Sen ilaç olduğun kadar, elindeki silahınla zehire de dönüşebiliyorsun bir süre sonra. Eee… Bu kadar parayı kendi çıkarlarımızı zehirlemek için mi harcadık? Kusura bakma. 

Sana eski bir dost tavsiyesi, şunu unutma:

Emperyalizmin değişmez bir yasası vardır: Kullan-at. 

Raf ömrün dolduğunda, yerine yenisi gelir.

Senin saadetin kısa sürer.

Ama biz yolumuza devam ederiz.

Sevgilerle,

Sömürgeci

İlgili Konular: #Terör #inanç

Yazarın Son Yazıları

Sömürgecinin mektubu

Sömürgecilik kaba kuvvetle başlamaz. Önce zihinle başlar.

Devamını Oku
28.02.2026
1993’ün faili, bugünün efendisi

Savaşın ve barışın aktörleri, yöntemleri değişir; tarafları aynı kalır.

Devamını Oku
23.02.2026
Bir demokrasi sorunu: Hizbut Tahrir

Köktendinci Hizbut Tahrir’in uzantısı “Köklü Değişim” grubu Ankara’nın dört bir yanına şeriat ve hilafet çağrıları içeren pankartlar astı.

Devamını Oku
11.02.2026
Gazi Kemal, şu feleğin işine bak!

İhraç edilen beş vatansever teğmenimizden biri İzzet Talip Akarsu hakkında Millî Savunma Bakanlığı yeni bir suç duyurusunda bulunmuş.

Devamını Oku
02.02.2026
Saçlarla sözde Kürdistan’ın sınırlarını örmek

Şimdilerde ‘heval’ dostu kadınlar saç örme videolarıyla YPG/SDG’ye yapılan operasyonlara dikkat çekmeye çalışıyor.

Devamını Oku
29.01.2026
‘Doktor, şimdi sıra sende’

Her şey duvarlara yazılan bu cümleyle başlamıştı: “Doktor, şimdi sıra sende.”

Devamını Oku
23.01.2026
Pudra şekeri

İslamcı basında CHP döneminde açılmış “Uyuşturucu Maddeler İnhisarı” kurulmasını eleştiren haberler kaleme alındığında, tarikatlarla örülü muhitlerinin, sözde dindar çocuklarının malum partileri henüz ortaya dökülmemişti.

Devamını Oku
21.01.2026
Varlık içinde yokluk mu? Çok tanıdık!

Petrolü var, kendi petrolüne hakim değil!

Devamını Oku
14.01.2026
İki yaldızlı ‘pek kötü'

Her şeyi tek tek yaşayamayız. Başkalarının deneyimleri de yaşama ilişkin geniş referanslardır.

Devamını Oku
05.01.2026
27 Aralık'ta, Aralık'ta yeniden "Temsil Heyeti"

​Tarihin kırılma anları vardır: Ulusların kendisine biçilen yazgıları, kaftanları, deli gömleklerini, kefenleri yırtıp attığı anlar.

Devamını Oku
30.12.2025
Sarıkamış Felaketinden sözde demokratik açılıma: Dondurulan devlet aklı

Tarihten çıkarılacak dersleri ancak bu derse girenler bilebilir.

Devamını Oku
22.12.2025
Yeni bir tür: ‘Barrack-us’

“Devletler arasındaki çıkarları uzlaştırma sanatı” olarak tarif edilen diplomasiyle ülkeler arası diyalogun yapılandırılmasında; bir devletin kimi, nereye, ne zaman gönderdiği son derece önemlidir.

Devamını Oku
15.12.2025
“Lübnanlaşma”: Bir Ülke Nasıl Parçalanır?

“Lübnanlaşma”: Bir Ülke Nasıl Parçalanır?

Devamını Oku
03.12.2025
Levent Kırca olsaydı, o da dosyaları fırlatırdı

Fatih Altaylı’nın tutukluluğuna karar verildi. Hem de 4 yıl, 2 ay hapis cezası kesilerek… Neden? Cumhurbaşkanını tehdit etmekten. Vicdanları sızlatan, kanatan, herkesin tepkisini çekmesi gereken karar ve gerekçesi bu.

Devamını Oku
28.11.2025