AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan bu hafta, “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisini imzalayanların “millete nefret kustuğunu” ve “ülkeyle aidiyet duygusu” taşımadığını iddia etti; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de, “168 kişinin tamamı bir insan etmez” diyerek bildiriyi imzalayanlara hakaret etti!
Gerçekleri öğrenmek için öncelikle bildiriyi okumak ve anlamak gerekir. Bildirinin tam metni şöyledir:
“Türkiye gerici-şeriatçı bir kuşatma altında!
Ülkemiz ABD ve İsrail planları doğrultusunda bölgemizdeki gelişmelerle birlikte ‘Talibanlaştırma’ baskısı altına girmiş durumda. ABD güdümlü bu gerici saldırı ülkemizin önündeki en yakıcı tehdite dönüşmüştür.
Siyasal İslamcı rejim, ABD ve Trump ipine sarılarak Türkiye’yi adım adım Ortadoğu’nun gerici bataklığına sürüklemektedir.
Laik eğitimi, laik hukuk düzenini ve laik kamusal hayatı adım adım ortadan kaldırmaya yönelik hamleler ivme kazanmıştır.
Bu hamleler toplumdan yükselen laiklik çağrılarına karşı gerici azınlığın provokasyon ve saldırılarını göz ardı etmeye; laik cumhuriyeti savunanların anayasayı hiçe sayarak ‘suçlu’ gibi cezalandırılmasına kadar gelmiştir. Laikliği savunmak suç değildir.
Laikliği birlikte savunuyoruz, şeriatçı dayatmaları reddediyoruz! Karanlığa teslim olmayacağız!”
***
Bu bildiride “din”, “İslam”, “Müslümanlık”, “ramazan” sözcükleri geçmekte midir ve eleştirilmekte midir? Hayır!
Bu bildirinin İslama ve ramazana yönelik olduğunu iddia etmek ve konuyu “yargıya” taşımak için, birisinin, şeriatçılık ve siyasal İslamcılık ile İslam dinini özdeşleştirmiş olması veya şeriatın dinin özündeki vazgeçilmez bir nitelik olduğunu düşünmesi, dindarlık ile dinciliği ayıramıyor olması, laikliğe karşı çıkan köktendinci birisi olması gerekir. Nitekim Erdoğan bildiriyi TBMM grup toplantısında eleştirirken, “Laikliği kaldırın” çağrılarının yapılması da tesadüf değildir!
Oysa şeriatçılık, köktendincilik, teokrasi, anti laiklik ve bunlara göre bir düzen kurmak, anayasanın 2., 14., 24., 42. maddelerine ve Türk Ceza Yasası’nın 309. maddesine aykırıdır ve suçtur; laikliği savunmak ise yasaldır.
AKP’nin yaptığı gibi sadece çoğunluk ölçütü üzerinden değerlendirme yapılırsa da, Türkiye’de nüfusun büyük çoğunluğu hem kendisini Müslüman olarak tanımlamaktadır hem de laiklik ilkesini benimsemektedir, İslamın şeriatçı ve köktendinci yorumlarını reddetmektedir.
Şeriata karşı pankart açan SOL Parti üyelerinin iki aydır gözaltına alınmaları, şeriat propagandası yapanlar hakkında ise hukuki işlemin yapılmaması nedeniyle de SOL Parti yöneticileri tarafından hazırlanan bildirinin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ramazan bildirgesinden sonra ve ramazandan bir gün önce açıklanması nedeniyle, AKP ve MHP, ramazan ile bağlantı kurmaktadır.
Oysa bildirinin hazırlanması ve ilk imzacılara açılması, ramazandan çok önce ve ramazan genelgesinden de önce gerçekleştiği gibi, bildiri ramazanda açıklanmış olsaydı, ramazanda açıklandığı için hedef olacaktı, ramazandan önce açıklandığı için, ramazandan bir gün önce açıklandığı gerekçesiyle hedef oldu!
Kaldı ki ramazandan önce veya ramazanda laiklik bildirisi açıklamakla ilgili bir yasak olmadığına göre, ayrıca ramazan ile ramazan genelgesi de özdeşleştirilemeyeceği gibi, bildiride ramazan ve ramazan genelgesi ile ilgili bir sözcük de yer almadığına göre, AKP’nin ve MHP’nin iddiaları temelsizdir.
***
Bu ülkeye aidiyet duygusuyla bağlı olmak için öncelikle ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Cumhuriyetin kuruluş ilkelerine bağlı olmak gerekir; millete sahip çıkmak için de emperyalizme karşı mücadele etmek gerekir!
Bir insan olmak için de insanlığın ve insanlık için mücadele etmenin ne olduğunu iyi kavramak gerekir!
Anayasayı umursamayanların ramazanda kendilerine en azından şunu sormaları gerekir: İnsanlara iftira atmak, hakaret etmek ve zulüm yapmak İslama uygun mudur, değil midir?