Daha kaç cenaze gerekiyor?
Murat Ağırel
Son Köşe Yazıları

Daha kaç cenaze gerekiyor?

28.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Zonguldak’ın Kilimli ilçesindeki maden ocağında meydana gelen göçükte iki madenci yaşamını yitirdi.

Maden kazasında hayatını kaybeden iki emekçi Ziya Kiret ve Veysel Oruçoğlu’na rahmet diliyorum.

Kimse konuşmadı, hatta unutuldu bile fakat hayatını kaybeden işçi Ziya Kiret 60 yaşında bir emekliydi. İki çocuğunun eğitim masraflarını karşılamak için çalışmaya devam ediyordu. İşçi sendikalarını ve muhalif partileri de anlamakta zorluk çekiyorum, kimse gıkını çıkarmıyor. 

Ancak artık açık konuşmak gerekiyor: Bu ülkede maden kazaları “olağan” bir haber başlığına dönüştürüldü. Birkaç gün konuşuluyor, birkaç taziye mesajı yayımlanıyor, ardından hayat kaldığı yerden devam ediyor. Ta ki bir sonraki göçüğe kadar.

Hatta 301 madencinin hayatını kaybettiği Soma faciasında “kader”, “mukadderat” gibi ifadelerle toplumsal hafıza adeta uyuşturulmaya çalışılmıştı. Demek ki istenen noktaya gelindi. Oysa 301 insanın aynı vardiyada, aynı işletmede, aynı sistematik ihmal zinciri içinde hayatını kaybetmesi kader olabilir mi? Bu ancak ve ancak politik, idari ve ekonomik tercihlerin sonucu olabilir. Üstelik o faciadan sonra “bir daha asla” denileceği, denetimlerin en üst şekilde uygulanacağı sanılmıştı.

Ama hiçbir şey değişmedi.

Maden işçileri öylesine ağır koşullarda çalışıyor ve yaşamak zorunda bırakılıyor ki işçilere özlük hakları bile verilmiyor. Sırf bu yüzden İzmir’in Kınık ilçesinde Polyak Eynez Madencilik’te çalışan 1243 maden işçisi, ödenmeyen maaş ve banka promosyonları ile özlük haklarının güvence altına alınması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebiyle protesto yürüyüşü düzenledi. Haklarını alamadıklarını belirten işçiler, Kınık Meydanı’na yürüyerek seslerini duyurmaya çalıştı.

Bir işçi, “60 gündür maaş alamıyoruz. Çocuklarımızın geleceği için yürüyoruz” derken bir başka işçi “Geçinemiyoruz, susmuyoruz, geri adım atmıyoruz” dedi. Bir madencinin de “Evde tüpüm bitti” sözleri ise yaşanan ekonomik sıkıntının boyutunu ortaya koydu.

Karl Marx, Kapital’in birinci cildinde (Sol Yayınları) emeğin değeriyle ilgili şu tespiti yapıyor: Emek gücünün kullanım değeri kapitaliste her zaman avans olarak verilir. 

Bizim ülkede ise emek gücüne patronlar adeta çöküyor. Çünkü işçilere hak ettikleri maaşları bile verilmiyor.

Madenlerde çalışan emekçilere sonsuz saygım var. Yerin yüzlerce metre altında, karanlığın içinde, yaşamlarını riske atarak evlerine ekmek götürmeye çalışan insanlar onlar. Ancak bir de onların sırtlarından zenginleşenler var. Madencilere insani koşulları sağlamayan, iş güvenliği yatırımlarını maliyet kalemi olarak gören, kaçak maden işleten ve denetim zaaflarından beslenen kişi ve yapılar karşısında da bir o kadar öfkeliyim.

Özellikle Zonguldak’taki kazadan sonra KİT raporlarını yeniden açıp okudum. Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) raporlarında yer alan ifadeler, sorunun münferit değil yapısal olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.

Rapora göre TTK sorumluluk sahasında kaçak ocaklarla mücadele kapsamında 2022 yılında 503 farklı noktada 676; 2023 yılında 534 farklı noktada 706; 2024 yılında ise 495 farklı noktada 636 müdahale yapılmış.

Güzel fakat aynı rapor, yapılan işlemlerin sorunu çözmediğini de itiraf ediyor: Kaçak ocakların girişleri patlatılıyor, betonlanıyor, mühürleniyor ama bir süre sonra aynı ocak yeniden faaliyete geçiyor. Yani ortada süreklilik arz eden bir yasadışılık ve buna rağmen sonuç üretmeyen bir denetim mekanizması var.

Daha çarpıcı olan ise kazalara ilişkin veriler.

TTK genelinde kaçak ocaklarda 2023 yılında 3, 2024 yılında 5 işçi hayatını kaybetmiş. 1992-2024 yılları arasında kaçak ocaklarda meydana gelen kazalarda (kayıtlara giren) 146 işçi; rödovanslı sahalarda ise 155 işçi yaşamını yitirmiş. Üstelik kaçak ocaklardaki yaralanmaların tam sayısı bile tespit edilemiyor.

Bu ne demek?

Bu, devletin kayıtlarına bile tam olarak girmeyen ölümler olduğu anlamına geliyor. Açık açık görmezden geliniyor. Bu, yerin altında yaşananların bir kısmının istatistiklere dahi yansımadığı anlamına geliyor. Bu, görünmeyen bir ölüm ekonomisi olduğu anlamına geliyor.

Hayırdır 1850’lere geri mi döndük? Utanmazsanız çocukları da madene sokalım! 

Üstelik burada özellikle rödovans uygulamasını hatırlatmak gerekiyor.

Soma’da 301 işçinin hayatını kaybettiği maden işletmesinde de rödovans sistemi vardı. Yani kamuya ait bir sahada üretim hakkı özel bir şirkete devrediliyor; şirket belirli bir bedel karşılığında kömür çıkarıyor. Kârlılık baskısı arttıkça maliyetler kısılmaya, maliyetler kısıldıkça iş güvenliği önlemleri “esnetilmeye” başlanıyor. Üretim hedefleri, insan hayatının önüne geçiyor.

Rödovans modeli teorik olarak bir işletme yöntemi olabilir. Ancak denetimin zayıf, yaptırımın caydırıcı olmadığı, kamu otoritesinin etkin olmadığı bir ortamda bu model; iş güvenliğini tali, üretimi asli unsur haline getiriyor. Soma bunun en acı örneğiydi. 301 can bunun bedelini ödedi. Cezasızlığın cezasını işçiler hayatlarıyla ödedi, ödüyor. 

Bugün hâlâ rödovanslı sahalarda yüzlerce ölüm kayda geçmiş durumda. Bu tablo bize şunu söylüyor: Sorun sadece kaçak ocaklar değil. Sorun sadece bireysel ihmal değil. Sorun; denetim zafiyeti, yaptırım eksikliği, siyasi irade yetersizliği ve insan hayatını üretim maliyeti olarak gören anlayıştır.

İncelediği TTK raporunda açıkça ifade ediliyor: Kaçak ocaklarda arama kurtarma çalışmaları TTK tahlisiye ekiplerince zor şartlar altında, güçlükle yürütülüyor. İlkel koşullar, asgari iş güvenliği önlemlerinden yoksun çalışma ortamı... Yani ölümler gerçekleşmeden önce bilinen, görülen, raporlanan bir tablo var.

Bu durumda artık “kaza” kelimesi gerçeği karşılamıyor.

Kaza; öngörülemeyen, engellenemeyen olaydır. Oysa burada sayılar var, raporlar var, tekrar eden müdahaleler var, yıllara yayılan ölümler var. Aynı ocaklara defalarca mühür vuruluyor, aynı sahalarda defalarca cenaze çıkıyor. Bu bir tesadüf zinciri değil; sistematik bir ihmaller zinciridir.

Madencilerin kaderi karanlık olmamalı. Yer altındaki emek, yer üstündeki ihmale kurban edilmemeli. Eğer bir ülkede 30 yılı aşkın sürede yüzlerce insan aynı sektörde benzer koşullarda hayatını kaybediyorsa, orada sorun “talih” değil; yönetim anlayışıdır.

Zonguldak’ta yaşanan son göçük bir istisna değil. Soma bir istisna değildi. Raporlar ortada. Sayılar ortada. Gerçek ortada.

Asıl soru şu: Daha kaç rapor, kaç mühür, kaç müdahale ve daha kaç cenaze gerekiyor?

Yazarın Son Yazıları

Tartışmalı araçlar: Kılıçdaroğlu ve Nafer Bey ilişkisi

CHP ile yatıyoruz, CHP ile kalkıyoruz.

Devamını Oku
30.05.2026
Kılıçdaroğlu'nun 'görevi' ne zaman bitecek

AK Parti’nin 25 yıllık iktidarı boyunca “Bunu da gördük” dediğimiz o kadar olay yaşadık ki ne yaşanırsa yaşansın artık şaşırmayız diyorduk.

Devamını Oku
26.05.2026
Mesele mutlak butlandan çok daha büyük

Cumhuriyet Halk Partisi’nde 38. olağan kurultaya ilişkin verilen “mutlak butlan” kararını herkes konuşuyor.

Devamını Oku
23.05.2026
Rasim Ozan Kütahyalı dosyasından ayrıntılar

Rasim Ozan Kütahyalı’nın ifadesini okudum.

Devamını Oku
19.05.2026
Adana’da neler oluyor: Dev bir KİRLİ ÇARK

Yasadışı bahis ve kumar en az uyuşturucu kadar tehlikelidir.

Devamını Oku
16.05.2026
Hem yoksul hem de yoksun kaldık

Ekonomik anlamda hiç ama hiç iyiye gitmiyoruz.

Devamını Oku
12.05.2026
Yasadışı bahis imparatorluğuna operasyon

Türkiye’de yasadışı bahis soruşturmaları uzun yıllardır sürüyor.

Devamını Oku
09.05.2026
Sazlıdere’den beton dereye: Çılgın proje

Yıl 2011...

Devamını Oku
05.05.2026
Ayaklar baş olursa kıyamet kopmaz

Dün 1 Mayıs’tı.

Devamını Oku
02.05.2026
Doruk Madencilik işçileri ve Latin Amerika benzerliği

Birazdan anlatacaklarım tekil bir “işçi emekçi mağduriyeti” değil; Türkiye’de özelleştirme politikalarının, denetim mekanizmalarının ve siyasal himaye ilişkilerinin nasıl iç içe geçtiğinin çarpıcı bir özeti.

Devamını Oku
28.04.2026
Gaziantep’teki ihaleye şaşırdık mı?

Türkiye’de kamu kaynaklarının kullanımı, özellikle de ihale süreçleri, uzun süredir hem hukuki hem de siyasi tartışmaların merkezinde yer alıyor.

Devamını Oku
25.04.2026
Adalet bir gün herkese lazım olacak

Ankara’da Mansur Yavaş’a yönelik İçişleri Bakanlığı’nca soruşturma izni verilmesi siyaset koridorlarını hareketlendirdi.

Devamını Oku
21.04.2026
Maraş saldırısı ve Horváth’ın kitabı

Neyi nasıl koruyacağımızı artık bilmiyoruz.

Devamını Oku
18.04.2026
Anemurium antik kentinde beton tehdidi

Anemurium antik kentini bilir misiniz?

Devamını Oku
14.04.2026
Belediyelere operasyonlar ve kumpas kültürü

Çok enteresan bir dönemden geçiyoruz.

Devamını Oku
11.04.2026
Akbelen, Tisan, Belgrad Ormanı: Tarafınızı seçin

Ülkedeki gündem her dakika değişiyor.

Devamını Oku
07.04.2026
İBB davasında dekont olayı

Bazen trajikomik olayların memleketin durumunu daha güzel anlattığını düşünüyorum.

Devamını Oku
04.04.2026
Sahte diplomada kritik isim

Sahte diploma operasyonlarını hatırlıyorsunuz değil mi?

Devamını Oku
31.03.2026
Beykoz’daki milyon metrekarelik orman arazisi

Siyasilerin “yeşil”e olan duyarlılığı, sanmayın ki doğanın yeşiline karşı.

Devamını Oku
28.03.2026
Yeter artık!

Gazeteciliğin ne kadar önemli bir meslek olduğunu bir türlü anlayamıyoruz.

Devamını Oku
24.03.2026
'Nerede o eski bayramlar' dememek için...

'Nerede o eski bayramlar' dememek için...

Devamını Oku
21.03.2026
Bu yargılama böyle bitmez

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu, 107’si tutuklu, beşi müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB davasının ikinci haftası İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısındaki 1 No’lu salonda görüldü.

Devamını Oku
17.03.2026
Yargılanan değil yargılayan İmamoğlu

Silivri’nin soğuk rüzgârları yine bir siyasi davaya tanık oluyor.

Devamını Oku
14.03.2026
POS cihazlarında vurgun

Şimdi yazacağım iddianameye göre 2022-2024 arasında toplam işlem hacmi 47.5 milyar TL olan POS cihazı vurgunu var.

Devamını Oku
10.03.2026
Kral Kiros’u ararken Nebukadnezar’ı bulacaklar

Önceki gün Oval Ofis’ten bir görüntü paylaşıldı.

Devamını Oku
07.03.2026
ABD-İsrail kontrolü kaybetti

Uluslararası ilişkiler veyahut strateji uzmanı değilim.

Devamını Oku
03.03.2026
Daha kaç cenaze gerekiyor?

Zonguldak’ın Kilimli ilçesindeki maden ocağında meydana gelen göçükte iki madenci yaşamını yitirdi.

Devamını Oku
28.02.2026
Yasadışı bahsin kara tablosu

Adı: Derkan Başer...

Devamını Oku
24.02.2026
Bu bataklık kurumak zorunda

Yasadışı bahis soruşturması ve futbolda bahis-şike soruşturmaları hız kesmeden devam ediyor.

Devamını Oku
21.02.2026
Dijital çağın vebası: Yasadışı bahis

Biliyorum... Az sonra okuyacağınız satırlardaki konularla ilgili defalarca yazdım.

Devamını Oku
17.02.2026
Gayrimüslimlerin evlerine çöküyorlar

Türkiye, 150 yıl önce gayrimüslimlerin yaşadığı on binlerce ev ve araziye sahip.

Devamını Oku
14.02.2026
Kitabı alamayan elensin mi?

Bir üniversite öğrencisi...

Devamını Oku
10.02.2026
Taş taş üstünde kalmadı ama vicdanlar hâlâ ayakta mı?

Gece saat beşti...

Devamını Oku
07.02.2026
Efes’i nefessiz bırakmayın

Ülkelerin zenginliğini sadece topraktan çıkan değerli madenleri satması ya da yüksek teknoloji ürünleri üretmesi belirlemez.

Devamını Oku
03.02.2026
‘Vergi’ operasyonunda tuz koktu

Türkçemizde çok güzel bir deyim vardır: Tuz koktu.

Devamını Oku
31.01.2026
Umut satmak serbest, hesap vermek zor

Bu köşede sizlere hayatın her alanında gerçeklerle seslenmeye çalışıyorum.

Devamını Oku
27.01.2026
Devlet hastanesinde sahte doktor

Bazen bir haber dosyası gelir; tek bir kişinin hikâyesi gibi görünür ama satır aralarına bakıldığında koca bir sistemin nasıl aksadığını anlatır.

Devamını Oku
24.01.2026
İkinci el araçta bu dolandırıcılığa dikkat

Son dönemde ikinci el araba satış pazarında yaşanan dolandırıcılıkların haddi hesabı yok.

Devamını Oku
20.01.2026
Sahte e-imza ile Hazine arazisi satışı

Sahte belgeler ile kurum bürokratları adına çıkarılan e-imzalar ile yapılanları daha önce yazmıştım.

Devamını Oku
17.01.2026
Küfürlü şarkılar ve çocuklardaki tehlike

Eğer bir çocuk şiddeti ritimle, suçu kafiyeyle, uyuşturucuyu melodilerle öğreniyorsa; bu yalnızca bireysel bir ebeveynlik sorunu değil, toplumsal bir alarmdır. Ve bu alarmı “gençler böyle” diyerek susturamayız.

Devamını Oku
13.01.2026