Çiğdem Toker

12 Eylül

12 Eylül 2016 Pazartesi

Rejim partisi, rövanşizm yürütürken takvim gözetmeyi sever. Kritik nitelikli kimi politika ve icraatın, önceki on yıllarda kırılma yaratmış veya tarihsel kazanım olarak anılan olayların takvimlerine denk düştüğü sır değildir.
26 Ağustos’ta açılışı yapılan 3. köprü yakın örnek.
Malum, “milli irade”, rejim partisi gözünde “eşittir” AKP seçmeni. “Milli ira de” nezdinde güç devşirmeye yarayan
3. köprü açılış için, Malazgirt Zaferi ile Büyük Taarruz yıldönümünün seçilmesi rastlantı değildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın henüz başbakanken partisinin milletvekillerine “Sizler bugün 28 Şubat’ın son izini sildiniz” derken kastettiği 4+4+4 kanunu görüşüldüğü sıralarda, Meclis kulislerinde yasalaşma takviminin “inadına” 28 Şubat olacağı konuşuluyordu. Komisyon çalışmalarının kafa göz yaracak şiddette geçmesi, evdeki hesabı sadece bir ay sarkıttı.

***

12 Eylül 2010 anayasa değişikliği referandumu, AKP’nin takvim rövanşizminin en belirgin ve kalıcı örneği. Takvim rövanşizminin 12 Eylül durağı, AKP’lilerin sevdiği tabirle, hayata muhafazakâr ve din referansıyla bakmayan kesimlerde de muazzam bir “al gı operasyonu” yarattı.
Eşzamanlı yürüyen “tatlandırıcı” ise referandum sonucunda belirleyici rol oynadı. O “tatlandırıcı”nın adı 12 Eylül 1980 darbecilerinin yargılanmasını mümkün kıldığı söylenen düzenleme, yani kaldırılan geçici 15. maddeydi.
O dönem iki generalin yargılanmasının darbeyle hesaplaşmak anlamına gelmeyeceğini söyleyenlerin sesleri cılız kaldı.
Ve 2012 Nisanı’nda Ankara Adliyesi’nde ilk büyük duruşmasını izlediğim dava, 90’lı yaşlarına ulaşmış cuntacı iki generalin, telekonferans aracılığıyla yargılanıp müebbet hapse mahkûm edilmeleriyle sonuçlandı.

***

Bundan 36 yıl önce “başarılı”(!) olmuş bir darbenin mağduru, on binlerce işkence, yargısız infaz, gözaltında kaybetme fiillerinin mağdur yakınları hâlâ adalet bekliyor. Anayasa Mahkemesi’nin “Bireysel başvuru hakkı tanınmadan önce kesinleşmiş işkence dosyalarına bakmam” dediğini iki ay önce İsmail Saymaz haberleştirmişti.
O bireysel başvuru hakkı ki, 12 Eylül 2010 referandumunun ağır toplarından biriydi.
Cezasızlık zaten bu ülkenin en ağır hukuk sorunlarından biriyken, güvenlik güçlerinin işkence iddialarına karşı duyarsızlık bunca yaygınken, yüksek mahkemenin bu kararı, pozisyon açısından işkence yapabilecek konumdaki kamu görevlilerini yüreklendirmekten (!) başka bir anlama gelir mi, belki fikri olan vardır.

***

Allah’tan 12 Eylül referandumunu darbecilerle hesaplaşmak üzerine kurmuş AKP’nin bugünkü karnesi, darbecilerin “başarılı” (!) olması durumunda yapacakları işleri hiç hatırlatmıyor.
Ne akademisyenlerin üniversitedeki görevlerinden uzaklaştırılması,ne öğretmenlerin açığa alınması, ne belediyelere kayyım, ne de tutuklanan yetkin edebiyatçılar ve gazeteci meslektaşlarımız.
Bu işlemlere konu olanların hiçbiri, mesleği hukukçuluk olan AKP Grup Başkanvekili’nin sözünü ettiği “av” gibi hissettmiyordur kendini, eminim.
Hepsi, 12 Eylül referandumu sayesinde ve darbecilerle sonuna kadar hesaplaşılmış bir ülkenin hukuk devletinde, adil soruşturmalar ve kovuşturmalar sonucunda bu bayramı, sevdikleriyle mutluluk içinde geçirecekler!..


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Hoşça kalın 9 Eylül 2018
Bankalara ne oluyor? 2 Eylül 2018