Görünmek neden bu kadar zor?
Deniz Ülkütekin
Son Köşe Yazıları

Görünmek neden bu kadar zor?

14.02.2026 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

Son günlerde sıkça tartışılan bir argüman var: İş dünyasında psikopatların daha başarılı olduğu. Hatta bu iddia bir adım daha ileri taşınıyor; dünyayı yöneten elitlerin önemli bir bölümünün empati yoksunu, soğukkanlı ve gerektiğinde acımasız davranabilen kişiler olduğu öne sürülüyor. Son dönemde ortaya saçılan Epstein belgeleriyle birlikte bu tür iddialar daha yüksek sesle dile getirilmeye başladı.

Bu tartışmalar ilk bakışta uç ve provokatif görünebilir. Ancak asıl dikkat çekici olan, psikopati gibi normalde bireyin toplumsal uyumunu zorlaştıran bir durumun, giderek bir “avantaj” olarak konuşulmaya başlanması. Bu yalnızca o kişilerin özellikleriyle ilgili mi, yoksa “normal” dediğimiz insan davranışının geçirdiği dönüşümle de bağlantılı olabilir mi?

Çünkü bir psikopat, tanımı gereği, yaptığı eylemden utanacak ya da yargılanmaktan çekinecek bir empati geliştirmez. Başkalarının gözünde nasıl göründüğü, onun için belirleyici değildir. Bu, onu yalnızca daha soğukkanlı değil, aynı zamanda daha “rahat” bir özneye de dönüştürür.

Peki ya geri kalanlar? Bugünün “normal” insanı, belki de tarihte hiç olmadığı kadar görünür. Sürekli konuşan, kendini anlatan, paylaşan, açıklayan bir özne… Sosyal medya aracılığıyla hayatının neredeyse her anını bir tür sahneye taşıyan biri. Bu görünürlük, ilk bakışta özgürleştirici gibi durabilir. İnsan artık kendini ifade edebiliyor, sesini duyurabiliyor, kendi hikâyesini anlatabiliyor ama görünür olmak, aynı zamanda yargılanmaya açık olmak demektir.

Belki de bu yüzden modern insan, bir yandan sürekli görünür olmak isterken diğer yandan gerçekten görünmekten kaçınır. Paylaşır ama kontrollü, açılır ama yalnızca kabul göreceğinden emin olduğu kadar. Kendini anlatır ama en çok sakladığı değil, en az riskli olan yerden.

İnsanlar genellikle maddi ya da pratik zararlar karşısında değil, kendileriyle ilgili bir şeyin açığa çıkması karşısında daha derin bir huzursuzluk yaşar. Bir hatanın bilinmesi değil, o hatanın “kim olduğumuza ilişkin bir işaret” olarak okunmasıdır asıl korkutucu olan. Bu yüzden suçluluk ile utanç arasındaki fark burada belirginleşiyor: Suçluluk yaptığımız bir şeyle ilgilidir, utanç ise kim olduğumuzla.

Belki de psikopati tartışmalarını bu kadar ilgi çekici kılan şey tam olarak burasıdır. Empati yoksunluğu yalnızca başkalarına zarar verme potansiyeli değil, aynı zamanda utançtan azade olma olasılığıyla da ilişkilidir. Yani konuşulan yalnızca “acımasız olmak” değil, aynı zamanda “yargılanmaktan etkilenmemek”tir.

Peki insan gerçekten ne kadar utançla yaşamak zorundadır? Toplumsal yaşam büyük ölçüde görünürlük ve denetim üzerine kurulu. Ne söylediğimiz, nasıl davrandığımız, hatta ne hissettiğimiz bile sürekli bir denetim içinde. Bu değerlendirme bazen dışarıdan bazen de içselleştirilmiş bir bakışla, insanın kendi kendine yönelttiği bir yargıya dönüşüyor.

Bu yüzden bugün birçok insan yalnızca başkaları tarafından değil, kendi içinde de sürekli izleniyor gibi hissediyor.

Böyle bir ortamda yakınlık kurmak da zorlaşıyor. Çünkü yakınlık, yalnızca bilgi paylaşımı değil insanın kendisiyle ilgili “gizli ve önemli” gördüğü şeyleri açması anlamına geliyor. Ve bu, beraberinde kırılganlık getiriyor. İnsan, ancak o noktada gerçekten görülebilir hale geliyor.

Tam da bu yüzden, çoğu zaman o noktaya hiç gelinmiyor. İnsanlar birbirlerine çok şey anlatıyor ama kendilerini pek az açıyor. Hikâyeler paylaşılıyor, deneyimler anlatılıyor, hatta acılar bile görünür kılınıyor ama bunların ne kadarı gerçekten o kişinin kim olduğuyla ilgili bir şey söylüyor?

Modern insanın görünmek istiyor ama kaldırabileceği kadar görünmek. Bu çelişki içinde, utanç bir tür düzenleyici mekanizmaya dönüşüyor. İnsan neyi söyleyip neyi saklayacağını, neyi paylaşacağını neyi gizleyeceğini bu duyguyla belirliyor. Ve belki de “normal” dediğimiz davranış, büyük ölçüde bu hassas dengeyi koruyabilme becerisinden ibaret.

Konuya tersten bakmaya çalışalım: Empati eksikliği ve utanç yoksunluğu, gerçekten bir avantaj mı? Yoksa bu tür özelliklerin avantaj gibi görünmesi, aslında geri kalan herkesin giderek daha fazla kendini sansürlediği bir dünyada yaşıyor olmamızdan mı kaynaklanıyor?

İlgili Konular: #insan