Elçin Poyrazlar

Türkiye'yi terk etmek

01 Ekim 2020 Perşembe

Terk edişlerin meşru bir nedeni olmak zorunda değil. Biri sadece canı istediği için doğduğu ve büyüdüğü toprakları terk edebilmeli. Yine de, ülkeyi terk edip başka bir yerde yaşam kurma kararı genellikle ekonomik, siyasi ve gelecek kaygısıyla ilgili. 

En çok da küstürülmüşler, umudu tükenmişler, yalnız bırakılmışlar, aldatılmışlar, fırsat verilmemişler, hakkı yenmişler, düşmanlık görmüşler ve linç edilmişler gitmek istiyor bu topraklardan. 

“Mücadele et, burada değerlisin, vatanı sen kurtar” sloganları bir süre sonra işe yaramıyor. Bezginlik, yılgınlık, dargınlık yüreği aşağı çekiyor. “Ucu karanlık, belirsiz bir yol için kısacık ömrü harcamaya değer mi” sorusu oturuyor akıllara. 

O yakıcı soru zaman içinde karşı konulmaz bir arzuya, bir gıdım huzur arayışına, son umudun çıkışına, ideal bir hayat hayaline dönüşüyor. 

ÖNCE İKNA OLUYORSUNUZ

İnsan başka bir yerin daha iyi olacağına ikna ediyor kendini. Okuduğu kitaplar, izlediği filmler, duyduğu haberler bu ideali besliyor. 

“Nasılsa burada da yalnızız” diyor o ses, “Burada bize ekmek yok, adalet yok, gelecek yok, hayat yok” diye bastırıyor.  “Git. İlk fırsatta git...”  Kimileri gidebiliyor, kimileri o hayalin peşinde hayat tüketiyor. Her iki durumda da gönül ve akıl, insanın fiziksel olarak yaşadığı yere sığmıyor.  Gittiniz diyelim. Huzur, tamam. Güvenlik, tamam. Para, tamam. Ancak o bir türlü kabına sığmayan yüreğiniz ne kadar dizginlemeye çalışsanız da köklerini arıyor. 

Aklınız dönüş yoluna düşüyor. Merakınız, ilginiz, kaygınız arkada kalmak istemiyor. Bu sefer siz arkaya dönüp uzaktan bakıyorsunuz aynı pencereye. 

Başlarda mesafe çok iyi geliyor. Nefes aldığınızı hissediyorsunuz. Kim bilir belki de bir “başarı öyküsü” olduğunuzu düşünüyorsunuz. “Ne güzel” diyorsunuz. “Hayatımı sağlama aldım”.

Oysa her terk ediş, kişisel ve kültürel tarihinizin kuyruğunuza takılması demek.

Ya yeni kötüler?

Hafızanızı iki elle bastırsanız da çıktığınız ilk ağaç, midye dolma, dudaklarınızda ilk şarabın burukluğu, ilk öpücük, dostunuzun kahvesi, sokak kedileri, ana evinin kokusu ve Ege fışkırıyor içinizden. 

Geride bıraktığınızı sandığınız ‘kötü şeyleri’ yaşadığınız yeni ülkenin ‘kötüleriyle’ kıyaslamaya başlıyorsunuz. 

“O kötüler size ait mi? Kendi ‘kötülerinizle’ yaşamak mı aslolan” diye soruyorsunuz. Sorular en çok, eski vatandan kötü haberler aldığınızda aklınıza yapışıyor. 

Evet, gittiniz. Ama arınmış, soyunmuş, geçmişi çözmüş, yepyeni biri olarak mı başladınız o hayatınıza? 

Yoksa size özel, içinizde çalkantılı Türkiyenizi de yanınızda mı götürdünüz?

Siz vatanı terk etmiş olabilirsiniz, ama kabul etmek istemeseniz de vatan bellediğiniz yer sizi terk etmiyor. 

Gitmek ya da dönmek med-cezirinde, geçmiş ile şimdiki zaman arasında bir yerlerde hep onu taşıyorsunuz.


Yazarın Son Yazıları

ABD’den medet ummak 10 Kasım 2020
Depremi unutun 3 Kasım 2020
Fransız kalın 27 Ekim 2020
Sen kimsin? 22 Ekim 2020
Kanamak ya da kanamamak? 17 Eylül 2020
Tetiği çektim Yoongi 7 Eylül 2020
Rejim ve çocuklar 3 Eylül 2020
İpek... 26 Ağustos 2020