Uğur Celasun’u yazmak...

03 Ağustos 2020 Pazartesi

Uğur Celasun’u yazmak, ülkenin geleceği için yazmaktır.

Örgütlü mücadelenin ne olduğunu anlamak için yazmaktır.

Demokrasinin ne olduğunu bilmek için yazmaktır.

Uğur Celasun.

Bizim mücadele tarihimizin sembol öncülerinden.

Ben onu Türk Tabipleri Birliği içinde tanıdım.

Ankara Tabip Odası’nın temsilcileriydi.

Uğur Celasun, Ragıp Çam, Haluk Özbay.

Türk Tabipleri Birliği yeni bir döneme giriyordu.

Göreve geldiğimiz 1965 yılından beri birliğin görevlerini yeniden tanımlıyorduk.

Birinci ilke: Hekim hakları halk sağlığının içindeydi.

İkinci ilke: Halk sağlığı demokratik özgürlüklerle sağlanabilirdi.

Üçüncü ilke: Can güvenliği ve insan sağlığı, insan haklarının en başında yer alıyordu.

Bu görev tanımları ile Türk Tabipleri Birliği yeni haklar, yeni yetkiler istiyor, halk sağlığı mücadelesini üstleniyordu.

Siyasal iktidarı rahatsız eden de buydu.

Her büyük kongrede Sağlık Bakanlığı üst düzey görevlileri gelir, aleyhimizde kulis yapar ve hep kaybederlerdi.

Tam bu dönemde tabip odalarında yaşanan hareketlenme, yeni bir toplumcu gücü Türk Tabipleri Birliği’ne taşıdı.

Ankara’dan Uğur Celasun ve arkadaşları, İzmir’den Ataman Tangör, Oya Tangör, İrfan Asil, Perihan Asil, Ali Ağzıtemiz ve arkadaşları, İstanbul’da Üstün Korugan, Özdemir İlter, Coşkun Özdemir, Gençay Gürsoy ve arkadaşları.

Merkez Konseyi’nde Erdal Atabek, Esat Eşkazan, Şükrü Güner ve arkadaşlarımız görevdeydik.

Şükrü Güner’e ayrı bir yer vermek isterim. Bu dürüst ve çalışkan arkadaşımız birlik çalışmalarının koordinasyonunda büyük bir hizmet vermiştir.

Bütün ülkede Türk Tabipleri Birliği güçlü bir dinamizmle halk sağlığının savunucusu olmuştu.

Bursa’da Prof. Dr. Rahmi Dirican, Eskişehir’de Dr. Mete Tan, Antalya’da, Adana’da, Diyarbakır’da, Trabzon’da Samsun’da, Sivas’ta, Erzurum’da tabip odaları büyük bir etkinlik içine girmişti.

Toplum sağlığını savunmak, ülkede demokratik özgürlüklerin içinde, insan hakları mücadelesinin içinde yer alan bir görevdi.

Uğur Celasun’u bu geniş mücadelenin içinde her zaman güvenilir, her zaman doğruların yanında, aklıyla heyecanını buluşturmuş liderlerden birisi olarak tanıdım.

O dönemdeki bütün mücadele arkadaşlarımı çok severim.

Bizim hayatımızın anlamı budur.

Hayatın anlamı nedir?

Şimdi, insanlar kendilerine soruyor: Hayatın anlamı nedir?

Yanıt vermekte zorlanıyorlar: Acaba hayatın anlamı başarıları mıdır? Öyleyse başarı nedir?

Aldıkları evler midir? Sahip oldukları arabalar mıdır?

Yoksa aileleri midir? Çocukları mıdır?

Bizim bu soruya yanıtımız açıktır:

Bizim hayatımızın anlamı, insanlık için, toplum için verdiğimiz mücadeledir.

Bizim hayatımızın anlamı, bütün insanlık tarihinin bize verdiği sorumluluğun bilincinde olmaktır.

Bizim hayatımızın anlamı, haksız bir güce asla teslim olmamak, sonuna kadar mücadele etmektir.

Uğur Celasun dostumun hayatı işte bu sorunun yanıtıdır:

Öğrenciliğinde Hacettepe Fikir Kulübü yöneticiliği.

Hacettepe Toplum Sağlığı Uzmanlığı.

Prof. Dr. Nusret Fişek’in yetiştirdiği değerlerden biri.

Örgütçülüğüne Ankara Tabip Odası’nda devam ediyor.

Her zaman bizim en dirençli halkamızda.

Sonrasında politikaya girerek ideallerine yeni bir alanda devam etmesi. Sol siyasal kurumlardaki görevleri.

Daha sonrasında yazarlık.

BirGün ve Yurt gazetelerinde yayımlanan yazıları.

Her zaman içtenlikli, her zaman insanlara ulaşan yazıları.

İnsan nedir? İnsanlık nedir ki?

İşte, insan budur, insanlık budur.

İnsan sorumluluktur.

İnsanlık yaşamaktan vazgeçmemektir.

İnsan paylaşmaktır.

İnsanlık, yapıcılıktan bıkmamaktır.

Bu yazı, elbette bir dosta veda yazısı değildir.

Bu yazı, devam edecek bir sürecin belgesi olarak yazıldı.

Geçmişi anmak için değil, geleceği görmek için yazıldı.

Umarım böyle de anlaşılır.

(Adını anamadığım dostlarım bağışlasın. Onları asla unutamam.)

Şarkılarımız dilden dile gezecekse...

Ölüme inanmadığımı söylemeliyim.

Bizim ölüm dediğimiz, bir değişimdir.

Fiziksel varlığımız ölümlüdür ama hayat ölümsüzdür.

Yaşamlarına anlam katanlar ölümsüzdür.

Che Guevara’nın sözleridir:

Eğer, şarkılarımız dilden dile gezecekse, silahlarımız elden ele geçecekse, ölüm hoş geldi, sefa geldi...


Yazarın Son Yazıları

30 Ağustos’u kutlamak... 31 Ağustos 2020
Müjde!... 24 Ağustos 2020
Lider-başkan -yönetici... 17 Ağustos 2020
Uğur Celasun’u yazmak... 3 Ağustos 2020
İşkence... 29 Haziran 2020
Bana düşman lazım... 15 Haziran 2020
Güç zehirlenmesi... 8 Haziran 2020