Şiirin ve acının ülkesi İran
Işıl Özgentürk
Son Köşe Yazıları

Şiirin ve acının ülkesi İran

18.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sevgili okurlarım İran’da aralık ayından bu yana iktidara karşı yapılan protestolar şiddetini artırarak sürüyor. İnternet ulaşımı olmadığından biz de İran’ı pek de sevmeyen Avrupa ve Amerikan basınından bir şeyler öğreniyoruz. Trump da “Ha vurdum vuracağım” diye tehdit ediyor. Şimdi gelelim işin püf noktasına, bazı ülkelere Batı kendi gözlükleriyle bakar. Örneğin bizde bile Mao’nun ülkesi Çin, değersiz mallar üreten, bunları ucuza satan bir ülke olarak bilinir. Oysa teknolojinin getirdiği olanaklarla çöl olan topraklarını bile ağaçlandırdığını, uzayda dolaştırdığı uydularla kendi ülkesinde ve dünyada olup bitenleri izlediğini, ulaşım teknolojisinde Amerika ve Almanya’ya rakip olduğu pek bilmeyiz. İran için de aynı şey geçerlidir. Onun imajı ise karanlık; mollaların şeriat kanunlarıyla yönettikleri, her alanda özgürlüklerin kısıtlandığı, özellikle de kadınların evlere hapsedildiği, neredeyse taşlandığı bir ülke olduğudur. Acaba İran sadece bu mu?

Değildir çünkü İran, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyayı yöneten İngilizlerin kotardığı Irak ve Ürdün gibi bir ülke değildir. Büyük Pers İmparatorluğu’nun bir devamıdır, bu nedenle her ulustan insanların birlikte yaşadığı bir ülkedir. Tıpkı bizim gibi İran’ı da kavramak zordur. Ben İran’a üç kez gittim. Gördüklerimin yaşadıklarımın birazını bugün sizinle paylaşmak istiyorum.

İlk gidişim 1990 yılı. Humeyni devriminin 11. yıldönümüydü. Beni Tahran’da yapılan Uluslararası Film Festivali’ne davet etmişlerdi. Senaryosunu Orhan Kemal’in Murtaza adlı romanından uyarladığım, Ali Özgentürk’ün yönettiği Murtaza filmi festivalde gösterilecekti. O günlerde İran hakkında bilgilerimiz çok azdı. Ortam da çok farklıydı. Öyle ki İstanbul’da çarşaf bulamamıştım ve Şehir Tiyatroları’ndan bir çarşaf edinmiştim. Bildiğim sadece şeriatla idare edilen bir garip cumhuriyet olduğuydu. Öyle cahildim ki İran’da resim yasak sanıyordum ama iner inmez gördüğüm, yüzlerce resim galerisiydi. Üstelik İran hem minyatür hem de cam resminde dünyanın sayılı merkezlerinden biriydi. Tiyatro yasak sanıyordum ama dolu salonlarda oynanan Shakespeare ve Brecht oyunlarını görünce de şaşırdım. Kitapçılarda Nâzım Hikmet’in şiir kitaplarıyla karşılaştım. Gördüklerimi gazetemde yazınca ikinci gün, Işıl İranlılara kaça satılmış?” sorularından bıkan yazı işleri müdürüm yazılarımı yayınlamama kararı verdi. Hayatımdaki tek sansürdür. İlk gidişimde neler gördüm onunla başlayayım:

İslam Cumhuriyeti’nin 11. yıldönümü yüzlerce kişi tarafından sokaklarda kutlanıyordu. Sokakların iki yanını boydan boya kaplayacak şekilde yerleştirilen kocaman televizyonlarda 1979 yılında hiç durmadan yürüyen ve “Azadi” diye haykıran genç yaşlı İranlıların, şaha karşı yaptıkları protestoları gösteren belgeseller oynuyordu. Her yerde Humeyni’nin dev panoları asılıydı. Şaşkındım, evet İran’da resim yapılıyordu. Evet İran’da tiyatro, sinema, müzik yapılıyordu. Evet, İran’da fabrikalarda, mimarlık bürolarında, yayınevlerinde, bankalarda, televizyonda, parlamentoda kadınlar vardı. Ve kadınlar fabrikalarda, TIR kamyonlarının direksiyonunda, tarlalarda, mimarlık bürolarında siyah örtüleriyle yaşamı yeniden kuruyorlardı. Ellerinde kameralar haber peşinde koşuyorlardı. Adeta bir mucize olmuştu Amerika Irak’ı İran’la savaşa zorlamıştı ve bir milyon genç İranlı erkek 10 yıl süren bu savaşta ölmüştü. Tıpkı İkinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere’de olduğu gibi İranlı kadınlar da ülkelerinin kaderini değiştirmek için var güçleriyle işbaşı yapmışlardı.

Evet, İran’da hayat sürüyordu. İran da tıpkı Türkiye gibi büyük bir imparatorluğun tüm kültürel mirasını içinde barındırıyordu. İran’da da Sufi felsefesine gönül verenler, “Gelecekte insanlar bizim acılarımızı çekmemeliler, dünya barış kokmalı” sözünü hiç durmadan yineleyen; kadın sorununu, demokrasi sorununu tartışan genç erkekler ve kadınlar vardı. Brecht’in, Gorki’nin, Beckett’in, Lorca’nın, Ionesco’nun, Gide’in, Cocteau’nun, Nâzım Hikmet’in ve W. Shakespeare’in tüm oyunları oynanıyordu. Sinemalarda Şarlo, Tarkovski, Kurosava, John Huston, Bunuel vardı. Kitapçılarda, sokak sergilerinde tanıdık Batılı ve Latin Amerikalı yazarın kitapları var. Ve her yerde çok iyi bildiğim Sam Amca’nın sivri tırnaklı, kan emen posterleri. Ve gene her yerde hissedilen bir Amerikan düşmanlığı.

Söylemeden geçemem İran’da ilk gidişimde her yerde hiç durmadan yağan karla birlikte sürüp giden bir şiir vardı. Tokalaşmadığınız (çünkü İslami yasalarına göre yasak) ama saatlerce oturup her konuda konuştuğunuz gencecik erkekler sözü hemen şiire getiriyorlar ve hiç çekinmeden ağlıyorlardı. Bütün bu şiirin muhatabı İranlı kadınlar, siyah başörtüsünün daha da belirgin kıldığı gözleriyle insana ait her duyguyu yansıtıyorlardı. Aşk, nefret, sevecenlik, hırs, kaygı, ezilmişlik, yaşam sevinci, şefkat... Ama her şey bir giz perdesinin ardındaydı. Dedim ya, bazı ülkeleri ve insanlarını kavramak zor, İran da bunlardan biri.

Hamiş: Üç sefer gittiğim İran’da Coca Cola yasaktı. Şimdi öğrendim ki bu yasak kalkmış.

Fena canım sıkıldı.

Yazarın Son Yazıları

Şiirin ve acının ülkesi İran

Sevgili okurlarım İran’da aralık ayından bu yana iktidara karşı yapılan protestolar şiddetini artırarak sürüyor.

Devamını Oku
18.01.2026
Emperyalizm haykırıyor: ‘Dünya artık bizim!’

Sevgili okurlarım izin verirseniz, bugün öncelikle fakir emeklilere günde sadece üç simit parası eden yeni zammı nasıl kullanabileceklerini söylemekle başlamak istiyorum.

Devamını Oku
11.01.2026
Yeni bir yıl ve bir düş

Sevgili okurlarım, önümüzde yeni bir yıl uzayıp gidecek ve başka yeni yıllarla buluşacağız.

Devamını Oku
04.01.2026
Cennete gidip gelenler

Sevgili okurlarım, hiç böyle zamanlar yaşamamıştık, “at izinin it izine karıştığı”; her an, her dakika bir lağım pisliğinin üstümüze sıçradığı, bazılarının bu lağım pisliğini dünyanın en güzel kokusu gibi akciğerlerine çekip “Şükür Allah’ıma” dedikleri bir zaman.

Devamını Oku
28.12.2025
Yetti bu uyuşturucu magazini!

Sevgili okurlarım vallahi billahi bana iki şeyden daral geldi.

Devamını Oku
21.12.2025
Hereke yolunda

Sevgili okurlarım sevdiğim tahta heykeller diyarı Değirmendere’ye taşındığımdan beri dostlarım, okurlarım beni hiç yalnız bırakmıyorlar.

Devamını Oku
14.12.2025
Boji’yle dünyayı gezdik!

Sevgili okurlarım, son yazdıklarıma bir göz gezdirdim.

Devamını Oku
07.12.2025
Canım şaka yapmışlardır

Sevgili okurlarım, yıllar önce İspanya’nın Endülüs bölgesinde dolanırken nereden aklıma düştüyse yolda gördüğüm Çağlar Boyu İşkence Aletleri Müzesi’ne girivermiştim.

Devamını Oku
30.11.2025
Denize düşen yılana sarılır

Sevgili okurlarım gerçekten bıktım, neden mi?

Devamını Oku
23.11.2025
Müjde! Ölüm kokan parfümlerim var!

Sevgili okurlarım bir an kendimi bir reklam şirketinde çalışırken buldum.

Devamını Oku
16.11.2025
Dünya unuttuğu bir sözcüğü yeniden anımsadı: Sosyalizm!

Geçtiğimiz hafta, uzun zamandır siyasal ve ekonomik belirsizlik, biri biterken öteki başlayan savaşlar ve giderek şiddetini artıran emek sömürüsü karşısında umutsuzluğa kapılan dünya halkları, uzun zamandır egemen güçler tarafından özellikle unutturulan bir sözcüğü yeniden anımsadı: “Sosyalizm!”

Devamını Oku
09.11.2025
Kraldan çok kralcılar

Sevgili okurlarım tarih bize, ülkelerin çökmesine en çok yardım edenlerin kraldan çok kralcılar olduğunu gösterir.

Devamını Oku
02.11.2025
İmecenin muhteşem gücü

Sevgili okurlarım ülkemin içinde bulunduğu belirsizlik durumu, giderek çoğalan çocuk çetelerinden söz etmek, öldürülen yoldaşların ardından ağıt yakmak, her gün bir kadın cinayetiyle yüz yüze gelmek beni hiç olmadığım kadar umutsuzluğa sürükledi.

Devamını Oku
26.10.2025
Hakan Tosun sen gittin gideli

Sevgili okurlarım bu hafta bir vatanseveri, bir doğa koruyucusunu, işi sadece gerçekleri belgelemek olan bir güzel insanı Hakan Tosun’u toprağa verdik.

Devamını Oku
19.10.2025
Düzenin yeni kurbanları: Katil çocuklar!

Bir avukat İstanbul’da kalabalık bir caddede, ofisi önünde maskeli kişiler tarafından Kalaşnikoflarla taranarak öldürülüyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Ah bu ne sevgi bu ne ıstırap!

Sevgili okurlarım insanın tüylerini ürperten. “Bu kadar da olmaz” dedirten bir fotoğrafa bakıp duruyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Adana’nın yolları taştan sen çıkardın beni baştan!

Sevgili okurlarım hepiniz benim Adana sevgimi bilirsiniz.

Devamını Oku
28.09.2025
Kırmızı elbiseli küçük kız

Onun hiçbir şeyden haberi yoktu.

Devamını Oku
21.09.2025
Vahşetin korkunç sularında

Sevgili okurlarım şimdi gelin İtalya’nın Roma kentinde vahşet resimlerinin sergilendiği bir müzeye girelim.

Devamını Oku
14.09.2025
Bir kitap: ‘Sırlarım İpte Asılı Kaldı Balım’

Sevgili okurlarım bugüne kadar hiçbir kitap beni böylesine acıtmamıştı.

Devamını Oku
07.09.2025
Devlet bir sivil itaatsizlik örgütü müdür?

Sevgili okurlarım, sivil itaatsizlik özellikle yasalardan, yönetimden hoşnut olmayanların başvurduğu bir eylemdir.

Devamını Oku
31.08.2025
Bize kim düşe?

Sevgili okurlarım bugün yazıma Leonard Cohen’in “Herkes biliyor geminin su aldığını./ Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini./ Ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu” şiiriyle başlayayım dedim, herkes biliyor da ben neden böyle doktorun az önce biyopsi yaptığı bir hasta gibi endişeyle bekliyorum.

Devamını Oku
24.08.2025
Ah ah beni belediye başkanı yapmadılar!

Sevgili okurlarım iyice kafa sersemi olduk.

Devamını Oku
17.08.2025
Parayı veren düdüğü çalar!

Sevgili okurlarım bu yaz kendimi büyük bir açık hava tiyatrosunda oyun izliyor gibi hissediyorum.

Devamını Oku
10.08.2025
Şu nitelikli ol ne demek? Biri bana anlatsın!

Sevgili okurlarım bir hafta önce ülkemizde her yer yanıyordu.

Devamını Oku
03.08.2025
‘Kolay ölümler ülkesi’

Sevgili okurlarım başlık benim değil, sosyal medyada gördüm, sahibini aradım, bulamadım ama bu başlığa vuruldum.

Devamını Oku
27.07.2025
Asılacak kadınlar ülkesi

Sevgili okurlarım bu hafta yazar Pınar Kür’ü sonsuza uğurladık.

Devamını Oku
20.07.2025
Kavşaktayız yeni sorular sorma zamanı!

Sevgili okurlarım ne yazık ki kavşağa geldik arabayı ya uçurumdan aşağı süreceğiz ya da hepimiz yepyeni sorular sormaya, çözümler bulmaya çalışacağız.

Devamını Oku
13.07.2025
Topyekûn savaştayız!

Başlığım kimseyi şaşırtmadı değil mi? Evet, bu canım ülkede yepyeni bir savaş deneniyor.

Devamını Oku
06.07.2025
Zeytine ağıt

Sevgili okurlarım şimdilik füzelerle, insansız uçaklarla yapılan savaş bitmiş görünüyor, doğrusu ben bittiğine hiç inanmıyorum. Bir yerlerde gene füzeler uçacak, çocuklar ölecek, ölüyor da. Şimdi gelelim bizdeki asıl savaşa. Evet dostlarım ülkemizin zeytinliklerimizi bitirme savaşı bu.

Devamını Oku
29.06.2025
Dünyanın hali gibi halimiz

Sevgili okurlarım meğer bizim bu kadim ülkemizde ne kadar çok savaş uzmanı varmış.

Devamını Oku
22.06.2025
Yeniden Türkiş Dekameron

Sevgili okurlarım, epey bir zamandır yaklaşık 20 yıldır bu köşede neredeyse aynı sorunları yazmaktan bıktım.

Devamını Oku
15.06.2025
‘Bana denizi göster’

Sevgili okurlarım gene bir bayram günü, üstelik pazar. Açık konuşmayı severim bilirsiniz öyleyse açık konuşayım ben bu bayramı hiç sevmem.

Devamını Oku
08.06.2025
Unutma biz Anadolu’yuz!

Sevgili okurlarım bir kentten başka bir kente taşınmak ne kadar zormuş.

Devamını Oku
01.06.2025
Biraz mevzu değiştirelim

Sevgili okurlarım 50 yıldır yaşadığım İstanbul’u bırakıp Kocaeli’nin Değirmendere Mahallesi’ne taşınıyorum.

Devamını Oku
25.05.2025
Cebinde şiirlerle dolaşan bir film yönetmenini uğurlarken

Sevgili okurlarım 25 yıllık hayat ve iş arkadaşım, kızım Dünya’nın babası cebinde şiirlerle dolaşan tüm hayatı boyunca devrime inanan film yönetmeni Ali Özgentürk’ü sonsuzluğa uğurladık.

Devamını Oku
18.05.2025
Yurdumuz yeniden bizim olmalı!

Yurdumuz yeniden bizim olmalı!

Devamını Oku
11.05.2025
24. yılını kutlayan Afyonkarahisar Klasik Müzik Festivali’nde toplu anılar

24. yılını kutlayan Afyonkarahisar Klasik Müzik Festival

Devamını Oku
04.05.2025
Unutma deprem geliyorum der ve gelir!

Unutma deprem geliyorum der ve gelir!

Devamını Oku
27.04.2025
Analar babalar, çocuklarımıza kıyıyorlar!

Analar babalar, çocuklarımıza kıyıyorlar!

Devamını Oku
20.04.2025