Sadece zorbalık değil, aynı zamanda arsızlık. Göz göre göre Nobel’e de çöktü!
Donald Trump’tan bahsediyorum.
Dünyanın gözleri önünde kameralara karşı, başkasına ait bir Nobel’i ele geçirmenin keyfiyle 32 diş poz verdi. ABD başkanı ile görüşebilmek için ortaçağ krallarının vasalları gibi madalyasını alayı valayla Trump’a takdim eden Venezuela muhalefet lideri Machado da çok mutlu görünüyordu.
Salt iki kişiyi ilgilendirse... “Eh alan memnun, veren memnun” diyeceğiz. Ama öyle değil. Bu, artık yeni dünya düzeninin portresi...
“Ülkeyi özgürlüğe kavuşturan Başkan Trump’ın ilkeli ve kararlı harekatı için, Venezuela halkının şükranlarıyla” ithafı ile çerçevelettiği Nobel madalyasını, ABD başkanına sunan Machado’nun Nobel komitesince tanınmayan absürt hamlesi, sadece Venezuelalılar için değil, dünya adına utanç verici bir an oldu.
Düşünün, askeri operasyonla alınan Venezuela başkanının ardından, muhelefet liderinin de Nobel’ine çökülüyor.
Venezuelalıların petrol ve petrol gelirlerinin iç edilmesi yetmiyor, sözüm ona “özgürlük mücadelesi” adına verilen Nobel de sıfırlanıyor.
Bunun “İstiyorum ve bana lazım!” dayatmasıyla abanılan Grönland vakasından farkı yok. Nobel’e el konmasıyla Grönland saldırganlığı gerçekte aynı madalyonun iki yüzü...
Trump dünya politikasını da aynı arsızlık, aynı pervasızlık, vurdumduymazlık ve küstahlıkla götürüyor.
“Olan biteninin arkasında acaba belli bir dizayn, yeni bir dünya düzenin damgası var mı?”
Herkesin sorduğu soru şimdi bu. Yarın toplanacak “Davos”a da bu arayış iz vuracak.
GAMBOT KAPİTALİZMİNİN DÖNÜŞÜ
Economist’in son sayısı gözler önünde şekillenen bu “uçan kuşa çökme düzeni”ne, “Gambot kapitalizmine dönüş/The return to gunboat capitalism” adını koymuş.
“Gambot” nedir diye baktım: Wikipedia “19. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyılın ilk yarılarına dek emperyalizmin en parlak dönemini yaşadığı 1. Dünya Savaşı öncesinde güç yansıtmanın yaygın yoluydu. Borç tahsil etmeye ve kendi vatandaşlarını korumaya yarıyordu” diyerek tanımlıyor.
Osmanlı’nın özetle son dönemini, “duyunı umumiye”yi, 1918’de İstanbul’a demirlenen büyük güçler donanmalarını düşünebilirsiniz.
Dünya iki yüz yıllık bir geri salınımla, asla geri dönmeyeceğini varsaydığımız çok sert bir emperyalizm kuşağına savruluyor.
Maduro’nun alınmasıyla giderek tırmanan son on beş günlük sürecin arkasında belli bir strateji, yol haritası var mı? Ne amaçlanıyor? Nereye varılmak isteniyor?
Bu sorular karşısında herkes şaşkın çünkü Trump’ın söyledikleriyle yaptıkları arasında sıklıkla kapanmayan bir makas oluşuyor.
İran’da göstericilere; “Dayanın, yardım geliyor!” diyor; 24 saat geçmeden “Mamafih rejim yumuşadı” diyerek geri adım atıyor.
Venezuela’nın petrol kaynaklarına el koyduklarını belirtiyor ama Amerikalı petrol şirketleri arkadan “Bize soran oldu mu? Oraya yatırım yapılmaz” açıklamaları yapıyor.
O halde bu fütursuz saldırganlık, bu afra tafra sıçramasındaki ısrar neden?
Bir görüş: “Mad man theory/ Delidir ne yapsa yeridir teorisi”
Bu teori mucibince “sağı solu belli olmayan lider” şöhretiyle etrafa korku salınıyor ve öyle ya da böyle kayıtsız biat temin ediliyor.
‘SANDIĞA NE GEREK VAR?’
Bir diğer görüş -ki bana çok daha anlamlı geliyor- 2026 Kasım ara seçimlerine hazırlık.
Trump bu ikinci döneminde hızla düşen popülarite ve onay oranları karşısında, tüm tuşlara basmayı tek seçenek görüyor.
“Amerika’yı yeniden şahlandır/ Make America Great Again”, MAGA’cılara rasyonel olsun olmasın, güç gösterisi yapıyor.
Maduro’yu alıyor. “Yaptım, oldu”, operasyonu ardından. Madurosuz Madurocularla hiçbir şey olmamış gibi yola devam ediyor.
“Geldim, geliyorum, rejimi tepeliyorum” salvoları akabinde Tahran’la müzakerelere girişiyor.
Grönland’da yapacakları şimdilik belirsiz.
Muhtemelen orada da el yükseltmek amaçlı “askeri tehdit”i masada tutuyor.
Machado’nun “barış ödülü”ne göz koyuyor; elinde ödülle allem edip kallem edip sonuçta poz veriyor.
Ödül gerçekte ona verilmiş, verilmemiş önemli değil.
Trump açısından kayıtlara geçen o poz dünyaya bedel. Televizyon ve gösteri dünyasından geldiği için “imaj” her tartışmanın üstünde değer taşıyor.
Kamuoyu yoklamalarındaki baş aşağı düşüşün önünü alabilmek için elindeki tek araç, “güç gösterisi”.
Bu amaçla sırf dışarıda değil, içeride de eşzamanlı olarak gerilimi tırmandırıyor.
Trump’ın içeride kurduğu “polis devleti” ile özdeşleştirilen maskeli ve silahlı ICE milislerine karşı yapılan protestolarda sokak ortasında katledilen bir göstericinin ardından, örneğin ICE hız kesmedi.
Devlet erkanının kurban yerine ICE’a sahip çıkmasıyla bilakis büsbütün azgınlaştı.
Başka deyişle dışta “gambot emperyalizmiyle” tam gaz yol alırken içeride de ABD sokaklarında dünyanın gözleri önünde “beyaz Amerika” için bir nevi “etnik temizlik” yapan ICE baskısı artırılıyor.
Hepsi 2026 ara seçimlerinde, MAGA’cıların yeniden iltifatına mazhar olmak için.
Donald Trump öyle ya da böyle bundan böyle seçim kaybetmeyi göze alamıyor.
O kadar ki açıkça “Her şey bunca iyi giderken sandığa gerek var?” diyebiliyor.
Tanrı herkesi taklitlerinden korusun.