Ne müthiş bir ülke burası! Bir yanda “Olamaz”, “Yok artık” dediğimiz her şey olmakta. Öte yanda muhteşem bir dayanışma, olağanüstü bir “Her şey çok güzel olacak” inancı...
Bu ikisi arasında gidip gelirken aman sıkı durun, enseyi karartmayın. Adalet nöbetini, direnme gücünü, hak hukuk arayışını elden bırakmayın.
Geçen hafta içinde SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği’nin “Yılın Kadınları” ödül töreni ve Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’nın “Nâzım Hikmet 124 Yaşında” etkinliği aynı akşama (15 Ocak) rastladı. Aynı anda kentin iki ayrı ucunda olamazdım. Nâzım Hikmet’in yaş gününde görevliydim, oraya gittim. Ama şimdi buradan SES Derneği’nin dinamosu Gülseren Onanç’ı ve bu yıl seçtikleri Saraçhane Öğrenci Hareketi’ni ve Aile Dayanışma Ağı adına Dilek İmamoğlu’nu kutluyorum.
NÂZIM 124 YAŞINDA
Nâzım Hikmet Vakfı’yla Kadıköy Belediyesi’nin Caddebostan Kültür Merkezi’nde düzenlediği, mimarlığını vakıf başkanı Rutkay Aziz’in yaptığı yaş günü kutlamasında salon ağzına dek doluydu. Direnç, coşku ve mücadele gücü doruktaydı. Dinleyicileri salona girerlerken Çellistanbul karşıladı.
Vakıf adına, Özcan Arca ve ben açılış konuşmalarını yaptık. Gecenin sunucusu Ebru Saçar’dı.
Nâzım Hikmet ve vakfımız söz konusu olduğunda bizi hiç yalnız bırakmayan Fazıl Say’ın, Tarık Akan’ın çocukları, Özel Taş Koleji Korosu ve genç solistlerle Nâzım Şarkıları’nı seslendirmesi görülecek, duyulacak bir şeydi.
Mercan Selçuk ve Dans Topluluğu’nun Timur Selçuk şarkıları eşliğinde dansları olağanüstüydü. Hele “İşçi Sınıfına Selam”da uçtuk uçtuk. İki usta sanatçı Vahide Perçin ve Altan Gördüm, şairin dizelerini yorumladı.
Bugün her zamankinden daha yılgın, daha kederli değil, tam tersine isyan bayrağı gibi güzel, olumlu, cesur, mücadeleci, azimli, inatçı olmaya ihtiyacımız var. Şairin “mesele esir düşmekte değil,/ teslim olmamakta bütün mesele!” dizelerinden güç aldık.
İnanıyorum ki Nâzım Hikmet’in dizeleri bize güç vermeyi ilelebet sürdürecek.
CAN ATALAY BELGESELİ
Hafta içindeki en etkileyici olaylardan biri de “Can Atalay Belgeseli”nin Baro Han’da gösterimiydi. Yönetmenliğini Zeynep Erpamir ve Volkan Evcin’in, anlatımını oyuncu Barış Atay’ın, danışmanlığını Nebil Özgentürk’ün üstlendiği; annesi Şükran Atalay, babası Mustafa Atalay, Timur Soykan’ın ve başta Kemal Aytaç, Fikret İlkiz, sayısız meslektaşı ve dostlarının yer aldığı belgesel bence müthiş duyarlı, incelikli, bütüncül, dört dörtlük bir yapımdı. Tekrara düşmeden Can Atalay’ın hem kişiliğini hem mücadelesini yansıtırken aynı zamanda Türkiye’nin son 20 yılına ışık tutabilmek büyük başarıydı.
Haksız hukuksuz yere, anayasa kararları yok sayılarak, hatta anayasa kararlarına karşı çıkarak, Hatay halkının oylarıyla TİP milletvekili seçildiği halde, dokunulmazlığı olduğu halde, defalarca beraat ettiği halde hapiste tutsak edilmeye devam edilmekte Can Atalay.
Bence Can Atalay’ın “asıl suçu”, ne Gezi ne de “Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçuna yardım”. Onun asıl “suçu” mağdurların, hakkı yenenlerin, sesi duyulmayanların, kendileri yok sayılanların yanında her daim yer alması, onların haklarını savunması. Her birimizin demokratik haklarımızı kollaması, savunması. Yoksulun, ezilenin yanında hak ve hukuk aramasıdır. Zaten Gezi’de, Soma’da, Aladağ’da, Çorlu’da ve Hendek’te katliamlara karşı giriştiği mücadele tanığımdır.
MÜCADELE-CESARET-ADALET-UMUT
Belgeseli izlerken gözyaşlarımı tutamıyordum. (Sadece ben değil, birçoğumuz aynı durumdaydık.) Gerçekten ne biçim bir ülke burası!
Belgeseli izlerken haksız yere hapisteyken bile umudunu ve mücadele gücünü hiç ama hiç kaybetmeyen bu insanın “asıl suçu” ortaya çıkıyordu: Onun “asıl suçu”, iyi insan olması, vicdanlı olmasıydı. “Memleketin sorumluluğuna ortak olmak, demokratik bir iklim için mücadele, adaletin yerini bulması hepimizin güncel sorumluluğudur” diyerek mücadeleden asla vazgeçmemesiydi.
Evet Nâzım Hikmet 124 yaşındaydı ve benim canım ülkemde hâlâ hak, hukuk, adalet mücadelesi verenlerin seslerini kısmak, halk iradesini gasp etmek, örgütlü kötülüğü ve zulmü sürdürmek olağandı.
Şairin “mesele esir düşmekte değil,/ teslim olmamakta bütün mesele!” dizeleri hâlâ geçerliydi.
Belgeselde emeği geçenleri, katkıda bulunanları kutlarken bu yazıda adı geçen herkese, “Hepimiz buradayız. Hepimiz yanındayız” diyorum.