Kazananın-kaybedenin ötesinde...
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Kazananın-kaybedenin ötesinde...

23.03.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

ABD ve İsrail’in İran saldırısını değerlendirirken analistlerin çoğu aynı soruyu soruyor: İran mı kazanıyor, ABD mi? Bu soru yanlış değil ama analizi bir ikileme sıkıştırarak savaşın gerçek sorumlularını görmeyi zorlaştırıyor.

‘KARAKUTULAR’ 

Uluslararası ilişkilerin egemen paradigması “realizm”, ülkeleri birer “karakutu” olarak ele alır: İçine değil, dışarıya yansıyan güç kapasitesine, varsayılan çıkarlarına odaklanır. Oysa her ülkenin içinde çatışan çıkarlar, kazananlar, kaybedenler bulunur. İran’ı, ABD’yi veya İsrail’i birer bütünsel aktör (“karakutu”) olarak görürsek savaşın gerçeğini bütünüyle kavramakta zorlanırız.

İran’a yönelik saldırılarda, tek bir füzeyle 204 çocuk, sonra binlerce insan hayatını kaybetti, yaralandı. Bu insanlar için savaşın galibi yok. Müzakereye eğilimli “reformist” Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın temsil ettiği kanat, Umman üzerinden yürütülen görüşmeler kritik bir aşamaya gelirken bombalar düşmeye başlayınca çöktü. Bu gelişmeden en çok zarar gören, değişim isteyen İranlılar oldu. Ocak ayında güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuların aileleri, şimdi kaçınılmaz olarak ulusal onura, tarihi mirasa sahip çıkarak saldırı altındaki totaliter rejimin etrafında safları sıklaştırıyorlar.

İsrail’de Netanyahu açısından savaş yalnızca stratejik değil, varoluşsal: Hakkındaki yolsuzluk davaları askıya alındı, hükümeti düşürecek bütçe oylaması ertelendi, erken seçim tehlikesi uzaklaştı. İsrail’de “Büyük İsrail” inancıyla hareket eden küçük bir yerleşimciler azınlığına dayanan Ben Gvir ve Smotrich, Knesset’teki 120 sandalyeden yalnızca 14’ü ile Netanyahu koalisyonunun anahtarını ellerinde tutuyorlar. Bunlar açısından, Gazze soykırımıyla yerleşimciler için yeni olanaklar yaratıldı, Batı Şeria’nın ilhakı için uluslararası alan açılıyor. İran’ın caydırıcı şemsiyesi zayıflıyor. Bu sırada İsrail halkı, soykırımın sorumluluğunun ve savaşın altında belki de modern Yahudi tarihinin ikinci büyük travmasını yaşıyor.

BİR ACAYİP ZİNCİR 

ABD’de Ulusal Terörle Mücadele Merkezi’nin başkanı Joe Kent, Trump’a sunduğu istifa mektubunda bu savaşın Amerikan çıkarlarına hizmet etmediğine, İran’ın yakın bir saldırı hazırlığında olmadığına ilişkin istihbarat değerlendirmelerini anımsatarak savaşı İsrail’in dayattığını ileri sürdü. Kent, son müzakerelerde anlaşmaya çok az kalmışken savaş kararının alınmasını, Trump’la Netanyahu arasındaki yakın ilişkiye dayandırdı. Kent’in iddiaları, aslında küçük bir yerleşimci nüfusla başlayan bir etki zincirinin Netanyahu üzerinden Trump’a ulaşarak savaşın, ABD’nin Ortadoğu’nun geleceği ve İsrail halkının kaderi üzerinde adeta belirleyici bir etki yaptığını düşündürüyor.

Bazı analistler, Epstein dosyalarının yarısından azının, o da redakte edilmiş biçimde, kamuoyuyla paylaşıldığına, Trump’a ilişkin FBI ifade tutanaklarının ise hem kamuya açık hem de Kongre’nin erişimine sunulan kısmında büyük eksiklikler olduğuna işaret ediyorlar. İsrail istihbaratının Epstein ağıyla belgelenmiş bağlantıları, “Bu eksik dosyalar nerede olabilir” sorusunu akla getiriyor. Eğer bu dosyalar üzerinden Trump’a karşı kullanılabilecek bir “kaldıraç” varsa onu söze dökmek bile gerekmez. Ortak bir sessizlik, bazen en güçlü baskı aracı olabilir.

Bu sırada savunma sanayisi, silah üreticileri, enerji şirketlerinin belirli fraksiyonları bu savaştan çıkar sağlarken savaşın ekonomik, psikolojik ağırlığı Amerikan halkının sırtına yükleniyor. Yakıt ve temel malların fiyatları, üretim maliyetleri, piyasalarda da kırılganlık artarken halkın çocukları, nedeni bir türlü açıklanamayan bir savaşa sürülüyor.

Özetle, bir ayaklanma riski altındaki molla-devrim muhafızları koalisyonu rejimi ve soykırım sorumlusu, yargı kaçkını Netanyahu’nun hayatta kalabilmek için bu savaşa ihtiyaçları vardı. Toprak genişlemesini dini bir emir olarak benimseyen küçük ama bir yerleşimci azınlıkla başlayan etki zincirinin ucundaki, başının üzerinde Epstein kılıcı sallanan Donald Trump da bu savaştan yararlanmayı umdu.

Bu savaşı anlamak istiyorsak ekonomik jeopolitik “büyük resmin” yanı sıra, kazanan-kaybeden ikileminin ötesinde, “karakutunun” içine, karar vericilere ve sorumluluklarına da bakmak gerekiyor.

İlgili Konular: #Köşe yazısı

Yazarın Son Yazıları

Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026
Yaklaşan fırtınaya hazır mıyız?

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

Devamını Oku
11.06.2026
Süper El Nino’ya hazır mıyız?

İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.

Devamını Oku
08.06.2026