Suçla mücadeleyi oyunlaştırmak

18 Şubat 2018 Pazar

“Geleceğe hazır mıyız?” De Telegraaf gazetesine konuşan Hollanda’nın polis şefi Erick Akerboom söze bu tümceyle girmiş. Etkili bir giriş yapmış. Sahiden hazır mıyız geleceğe? Bu soruya yanıt verebilmek için elbette polis şefinin nasıl bir gelecekten söz ettiğini bilmek gerekir.
İklim değişikliği sorununun çözümlendiği bir gelecek hayal ediyorum. Kömür ve nükleer santrallarının kapatıldığı, enerjinin yenilenebilir kaynaklardan sağlandığı, totaliter rejimlerin ortadan kalktığı, demokrasinin, insan haklarının ön plana çıktığı, dünyada gelir dağılımındaki adaletsizliğin düzeldiği, açlığın, savaşların, silahların olmadığı, kapitalizm yerine adil ve insancıl bir ekonomik sistemin geldiği, herkesin iş güç sahibi olduğu, yapay zekânın ve robotların işlerimizi kolaylaştırdığı, çocuklarımızla mutlu mutlu yaşadığımız bir dünya geliyor gözümün önüne...
Eğer polis şefi böyle bir gelecekten söz ediyorsa, o zaman elbette hazırız diyorum içimden. Peki, ya gelir dağılımının daha da bozulduğu, işsizliğin iyice arttığı, yukarıdakilerin tam tersinin gerçekleştiği bir gelecekten söz ediyorsa… Böyle bir geleceğe insan nasıl hazır olabilir ki? Polis şefi söyleşide nasıl bir gelecekten söz ettiğini açıkça dile getirmemiş. Ama bazı ipuçları vermiş.
Akerboom, teknolojinin önemine vurgu yaptıktan sonra özellikle dijital oyunlara değiniyor. Sıradan vatandaşları suç araştırmalarına dahil etmekten söz ediyor. Sonra Pokemon Go benzeri bir yazılım oluşturduklarını anlatıyor. Adını da veriyor: Automon.
Biliyorsunuz, Pokemon Go cep telefonlarına yüklenen bir oyun. 2016 yılında dijital dünyaya hızlı bir giriş yapan oyun, gerçek dünya ile sanal dünyayı bir araya getiriyor. Oyunu cep telefonlarına yükleyenler karşılarında yaşadıkları kentlerin haritalarını görüyorlar. Bu haritalardaki ipuçlarını değerlendirerek değişik mekânlarda gizlenmiş pokemonları avlamaya çalışıyorlar. Pokemonları ancak telefon ekranından görebiliyorlar.
Oyun öylesine ilgi gördü ki, daha ilk hafta milyonlarca insan oyunu cep telefonlarına yükleyip oynamaya başladı. Oyun, onu geliştiren şirkete bir haftada 11 milyar dolar kazandırdı. Oyun dünyası gerçekten milyonlarca insanı kendine bağlıyor.
Hollanda polisinin geliştirdiği yeni yazılımla Hollandalı vatandaşlar sokaklarda çalıntı arabaları arayıp sonuçları polise bildireceklermiş. Polise en çok yardım edenler en çok puanı toplayacakmış. Ayrıca bu yazılımla bir arabanın plaka numarası çekildiğinde, merkezdeki sistem hemen o plakadan, arabanın çalıntı olup olmadığını anlayacakmış.
Suçlu avlama oyunundaki puanlama sistemi konusunda detaylı bilgi yok. Sonra bu puanlarla neler yapabileceği de anlatılmamış. Ancak bu yazılımın ardından, araba plakasının fotoğrafını çekmek yerine, kişilerin videoları ya da fotoğrafları çekildiğinde, onların aranıp aranmadığını saptayacak bir sistemin de geliştirilebileceği belirtiliyor. Hollanda polis şefi “Pokemon tekniğiyle suçlu avı”nı hayata geçirmekle neyi başaracağını düşünüyor acaba? Bu yazılımla polisin işini yurttaşlara yaptırıp polis sayısını iyice azaltmayı mı planlıyor?
Oysa polisin işini yurttaşlara yaptırmaya kalkan, muhbir yurttaşlığı özellikle teşvik eden ülkelerde yakın tarihimizde nelerin yaşandığı ortada. Dünyada pek çok vahim örnek var. Söyleşiyi okuduktan sonra düşündüm. Hollanda polis şefinin zihnindeki gelecek nasıl bir gelecek? Neye hazır olmamızı istiyor? Yurttaşları “Pokemon Go gibi bir oyunla suçlu avına çıkan” bir ülkenin nasıl bir ülke haline gelebileceğini gözümde canlandırmaya çalışıyorum. Komşuların cep telefonlarıyla birbirlerinin görüntülerini çekmeye çalıştığı, herkesin herkesi ihbar ettiği bir ülke düşünün. Kâbus gibi.
Polis şefinin fikirleri Hollanda’da karşılık bulur mu?


Yazarın Son Yazıları

Önce Cumhuriyet! 9 Eylül 2018
İklim için ses ver! 2 Eylül 2018
Özel yaşamın sonu mu? 26 Ağustos 2018
Çatılar boş mu kalacak? 19 Ağustos 2018
Limitleri yine aştık 5 Ağustos 2018
Katil robot uyarısı 22 Temmuz 2018
Normal(!) 15 Temmuz 2018
Ütopyalar zamanı… 1 Temmuz 2018
Çölleşme 17 Haziran 2018
Oyuna sahip çık 10 Haziran 2018
Plastiğe boğulmak… 3 Haziran 2018