Bir kitap çalışması için gazetemizin arşivinde araştırma yaparken yine CHP’nin kriz yaşadığı döneme ilişkin haberlere gözümüz takıldı. CHP’de sürekli bir dejavu yaşandığını görmek hüzün verici.
Aktörler değişse de eylem ve söylemler niyeyse değişmiyor bir türlü.
Deniz Baykal, Altan Öymen’i devirip yeniden CHP genel başkanı olduktan sonra, yıllar önce partiden ayrılıp DSP’den belediye başkanı seçilen Sarıgül’ü ziyaret ederek “kız isteme” esprisiyle partiye davet etti. Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’nu aynı espriyle babasından isteyip İstanbul Belediye başkan adayı yapmasına ne kadar da benziyor.
CHP’ye katılmasının üzerinden iki yıl geçer geçmez Sarıgül, aniden yurdun dört bir yanında mitingler düzenlemeye başladı. Bu durum otoriter genel başkanlık sergileyen Deniz Baykal’ın tahammül edebileceği bir şey değildi.
Bir süre sonra Baykal ve parti yönetimi, Sarıgül’ün hakkındaki yolsuzluk dosyalarından kurtulmak için koruma kalkanı olarak CHP Genel Başkanlığı’na gözünü diktiğini yüksek sesle söylemeye başladı. Hatta bunu bir broşürle kamuoyuna da duyurdu. Yetmedi hakkında parti içinde bir rapor hazırlatarak yolsuzluğa bulaştığını öne sürdü. İçişleri Bakanlığı’nı Sarıgül hakkında işlem yapmamakla suçladı. Bir süre sonra da “Partimiz yolsuzluklardan arınmak zorunda” diyerek Sarıgül’ü ihraç istemiyle yüksek disiplin kuruluna sevk etti.
KARŞILIKLI RÜŞVET SUÇLAMASI
YDK üyelerini bizzat Deniz Baykal seçmişti. Ama YDK daha toplanmadan rüşvet iddiaları havalarda uçuştu. Genel merkezin iddiasına göre Sarıgül, YDK üyelerine rüşvet dağıtmış, hatta Balıkesir’deki bir üyeye, Sarıgül’ü destekleyen Engin Baba ile Cafer Dursun para dolu bir paket bırakmıştı. Balıkesir YDK üyesi Ergün Aydoğan da bunu toplantıda doğrulamıştı. Bu kez Sarıgül’ü destekleyen Cafer Dursun ortaya çıkıp asıl genel merkezin kendilerine rüşvet teklif ettiğini öne sürdü.
Sonunda YDK’nin toplantı günü gelip çattı. Dengeler bıçak sırtıydı. Bir üye hangi tarafa geçerse o tarafın dediği olacaktı. O bir üye de Veli Ağbaba’ydı. O gün YDK toplantısına Veli Ağababa uçağı kaçırdığını söyleyerek gelmeyince Sarıgül’ün ihraç talebi bir oy farkla reddedildi.
DIŞ GÜÇLER DEVREDE İDDİASI
Baykal, bu sonuca haliyle çok öfkelendi ve olağanüstü kurultay çağrısında bulundu. Kurultay kararının gerekçelerini açıklarken Sarıgül’ün arkasında dış güçlerin ve ABD’nin bulunduğunu söyledi:
“ABD’nin İncirlik’le ilgili istemleri ile CHP’nin iç mücadelesi paralel yürütülüyor” dedi. Onun bu sözlerini Aydın il başkanı Bülent Tezcan da benzer cümlelerle onayladı.
Baykal partinin arınması gerektiği konusunda ise “Yolsuzluk bayrağı inecek. Amacım rütşvetin R’sini bile CHP’den uzaklaştırmaktır. CHP bu pisliği temizlemelidir. Olayın merkezinde rüşvet verilmesi gibi her CHP’liyi kahredecek bir durum varken bunun genel başkanlık mücadelesi gibi sunulması haksızlıktır” diyecekti.
Karşılıklı suçlamaların dozu gidererek arttı. Baykal, Sarıgül’ü gizlice Erdoğan’la görüşmekle suçlarken Sarıgül de kendisini suçlayan Baykal’ın gizlice ABD ile görüştüğünü söyledi. Medya da bu suçlamalardan nasibini aldı. Baykal medyanın Sarıgül’ü desteklemesine “Medya-ticaret ilişkileri Türk demokrasisini çürütecek noktaya geldi. Bazı dış güçler muhalefeti dizayn etmek derdinde” dedi.
Parti içinde Baykal’ı da Sarıgül’ü de istemeyen bir üçüncü yolcular çıktı ortaya. Bu üçüncü yolcular her ikisinin de çekilmesini ve üçüncü bir ismin genel başkan olmasını istiyordu.
Sarıgül kurultayı kaybetti ve gidip TDH’yi kurdu. Sonra yeniden CHP’ye girdi.
CHP’nin kaderi bu galiba. Bitmek bilmeyen iç kavgalar, ayrışmalar, bölünmeler, sonra yeniden birleşmeler...