Hikmet Çetinkaya

Akıllı Ol Tuzağa Düşme!..

30 Ocak 2015 Cuma

İnsan yaşayışında duyguların değil bilgilerin arşivinin yer alması, yaşananların aklın süzgecinden geçirilerek bellekte tutulması gerekmez mi?
Sabah gazeteye gelirken bunları düşünüyordum...
Bir ara odama arkadaşım Şükran Soner geldi sohbet etmeye...
Şükran, dün yazısında “Kosova-Kobani” karşılaştırması yapmış, IŞİD kuşatmasının kırılması kutlamalarında, davullar eşliğinde halaya duranları, zılgıt çekenleri anlatırken önemli bir noktaya değinmişti.
Yıllar hızlı akıyordu...
Belleğimiz zayıftı...
Unutkan bir toplumduk çünkü!
Anlatılanlarla yaşamak, yakın tarih sayfalarını karıştırmak işimize gelmiyordu.
Kör bilincin içinde, duyguları, bilinçle, bilgiyle harmanlayarak yaşamak işimize gelmiyordu...
Kosova’da Sırp katliamından kaçan Arnavutların, savaş bittiğinde ABD önderliğinde güvenlik sağlandığı günlerde güle oynaya, şarkılar söyleyerek Kosova’ya döndüklerini anımsadım.

***

Oysa onlar hiçbir zaman mutlu olmayacaklardı, tıpkı bugün gülüp oynayan, zılgıt çekenler gibi...
Ezenler ezecekti onları...
Yoksul yine yoksul kalacak, varsıl daha da varsıllaşacaktı.
Emperyalizm, sömürgecilik, vahşi kapitalizmin güler yüzü küreselleşme bu değil miydi?
Onları ABD kurtarmıştı. Karşılığını alacaktı.
Böl ve yönet!
Musul IŞİD’in elindeydi... Petrol yatakları IŞİD’indi...
Büyük patronun bir elinde havuç, öteki elinde sopa vardı...
Böylece hem Kuzey Irak Kürtlerini hem de IŞİD’i ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa teslim almıştı...
İnsan yapısında duygu, düşünce, mantık önemlidir...
Belleğiyle yaşamak isteyenler kimi zaman duygulanır:
“Ah o eski günler!”
Eski günler geride kaldı ama hâlâ anımsıyoruz...
Beklemeyin geri gelmez, eski sevgililer, çocukluk aşkları gibi...
Toplum bu sefer ülkenin derdine düşer:
“Ne olacak bu memleketin hali?”

***

Ne olduğu karşımızda duruyor!
İnsanın belleğiyle yaşadığını sanmayın, oyuna gelmeyin, en azından komşu Yunanistan’ın yurttaşları gibi gözlerinizi açıp bakın.
Belleğin ne denli güçlü olursa olsun, bir gün önce yediğin yemeği, yazdığın yazıyı anımsamakta zorlanırsın ya da anımsayamazsın.
Sakın olaki anılarla yaşama...
Anılarla yaşamak bir bakıma ölmektir.
Ne demişler:
“Ölüler anılır, ölülerle yaşanmaz.”
Bilgileri belleğine dolduracaksın başta değindiğim gibi, arşivleyeceksin, düzene koyup saklayacaksın...
Birikimi deneyimle tümleştirip yakın tarihin sayfalarını karıştıracaksın, sömürgeci ruhun ne olduğunu öğreneceksin.
Bunun bir başka yolu yok...
Emperyalist devletler bağımsız devlet istemezler...
Küçük, 1.5-2 milyon nüfuslu devlet ister...
Bunu Balkanlar’da başardılar, o ülkeleri emperyalist güçlere bağımlı yoksul ülkeye dönüştürdüler...
Sırada Ortadoğu var, Türkiye var!
Bakın Ortadoğu’ya; neler olup bittiğini, o ateş topunu göreceksiniz.

***

Ortadoğu’ya, Kuzey Afrika’ya baktığında o ateş topunu, katiller, caniler şebekesini göreceksin...
İndir onların maskelerini!
Soyguna, talana, hırsızlara iyi bak!
Sömürgecileri tanı, anılarınla vakit geçirme...
İyi dinle arkadaş:
“Geçmişteki duygulu yaşantın seni daha duyarlı bir kişi yapabilir; yaşanılmış aşkların, sevecenliğini yoğunlaştırır; eski korkuların korkusuzluk için paha biçilmez deneylerdir.”
Anılarımıza gelince...
Geleceği yönlendirmekte eşsiz bir değer olabilir...
Sakın tuzağa düşme!  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Aşklar ve sevinçler... 9 Eylül 2018
Hoşça kal hüzün... 6 Eylül 2018
Bir garip yolcu... 4 Eylül 2018
Sevda düşleri... 2 Eylül 2018