Hikmet Çetinkaya

‘Tarikat Tuzağı...’

08 Mayıs 2018 Salı

Tarihe not düşmek için - 48

İki üniversiteli genç kız...
İkisi de tıp fakültesi öğrencisi...
Biri üçüncü, diğeri dördüncü sınıfta okuyor...
İkisinin de içine kapanık oldukları ilk bakışta anlaşılıyor...
Birincisi:
“Üç yıldır tesettürle dolaşıyordum. Çünkü bu biçimde giyinmeye mecburdum..”
Duraksıyor...
Başını öne eğiyor...
Soruyorum:
“Neden mecburdunuz böyle giyinmeye?”
Yanıt:
“Okumam için ailemin gönderdiği para yetmiyordu. Bir gün Nur cemaatinden birisiyle tanıştım. Bana c¸ok iyi davrandı. O zaman yurtta kalıyordum. Eve taşındım. Bu evlere ‘ışık evi’ denir. Ayda 300 dolar veriyorlardı. Kabul ettim ve kapandım. Sonra Nur eğitimi aldım. Bana on kız öğrenci bulmam söylendi. Buldum, onlar da kapandı...”
Soru:
“Tüm bu anlattıkların kendi isteğinle mi oldu?”
Yanıt:
“Evet!..”
İkincisi:
“Lise son sınıfta öğretmenim kapanmamı istedi. Kapandım. Kurslara gittim. (...) Tıp fakültesini kazandım. Eğer o kurslara gitmeseydim, tıp fakültesine giremezdim. Bana ev buldular, ayda 250 dolar veriyorlardı...”
Soru:
“Baban ne iş yapıyor?”
İkincisi:
“Babam işçi emeklisi, annem ev kadını...”
“Ya senin baban?”
“Memur, annem ev kadını...”
Soru:
“İkinize birden soruyorum: Tarikattan ayrılınca mı tesettürden çıktınız?”
Birincisi:

“Karar verdik ikimiz birden.. çünkü hayatımızla oynuyorlardı. Sizin, bizim tarikatla ilgili yazdıklarınızı okuduk. Kitaplarınızın hepsini inceleyip kendi aramızda tartıştık. Yazdıklarınızın tümü de doğruydu. Sonunda tarikattan ayrıldık...”
İkincisi:
“Evet, öyle yaptık...”
Soru:
“Sizi tehdit etmediler mi?”
İkisi birden:
“Ettiler. Ama direndik. İş bulduk, çalışıyoruz. Bizim için yeni bir yaşam başladı...”

***

FP’li Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Hanım’ı anımsadım birden!..
İki genç kız tesettürden kurtulmuş karşımda oturuyorlar...
Önceki gece televizyonlarda Gül ve eşi soruyorlar:
“Bu ne biçim demokrasi!”
Sevsinler!..
Türkiye’de bir oyun oynanıyor...
Oyunu yönetenler kim?
Din bezirgânları!..
Bakın bir din bezirgânı neler yazıyor: “Çocuklarımız bir yılını kaybedebilir.
Bizler tutuklanıp hapse atılabilir, sürgünlere gönderilebiliriz...
Ya da işkencelere tabi tutulabiliriz.
Bunların hepsi mümkün.
Mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimiz ellerimizden alınabilir.
Ama bir şey mümkün değil. Ne kitabımızı ve yüreğimizdeki imanı size teslim ederiz ve ne de vazgeçeriz mücadelemizden...”
Yazısının başlığı ise şu:
“Yılgınlık yok, direniş var!”
Bak hele şu din bezirgânına!..
Din bezirgânı hızını alamayıp devam ediyor: “Hayır vazgeçmeyeceğiz ve bu mücadele sürecek. Ve sonunda kazanacağız. Yılgınlık yok! Direniş var! Bu mücadele sürecek. Sonuna kadar. On yıl da sürse, bir ömre de mal olsa.. bu direniş sürecek. Ve biz kazanacağız. İnsanlık onuru zulmü yenecek! Unutmayın Allah her şeyi bilip görmektedir. Bu soylu bir imtihandır... O bize zafer vermek istiyor ve bizi şerefli, ömrümüzü bereketli kılmak istiyor. Unutmayalım ki, rızkı veren O! Kaderi yaratan O! Eceli tayin eden O.
O yoktan var edendir. O hüküm sahibidir.
O rahmandır, rahimdir. O ilahdır ve Rab’dir. Ve biz şahadet ederiz ki, O’ndan başka ilah yoktur. O ‘ol’ der ve olur. Allahüekber. Elhamdülillah. İyyake nağbüdü ve iyyake nestain! (Sadece Allah’a ibadet eder ve yalnız ondan yardım isteriz).
Yalnız değilsiniz. Mahzun da olmayacaksınız! Ve’sselamü aleyküm. Dua ile.”

***

İki genç kız...
İkisi de tıp fakültesi öğrencisi...
Birincisi:
“Tesettür giyen, başını başörtüsüyle değil, siyasi ideolojiyle kapatan kız arkadaşlarımızın büyük çoğunluğu tarikatların, yasadışı dinci örgütlerin, onların gazete, dergi, televizyonlarındaki militanlarının esiri haline gelmişlerdir. Ben biliyorum ki işadamı, yazar, politikacı kimliği taşıyanlar bize hep şöyle demişlerdir:
‘Bu bir savaştır, savaşta yılgınlık olmaz..’
Amaçları, laik, demokratik cumhuriyeti yıkmaktır, biz gördük ve yaşadık...”
Cağaloğlu’ndaki Ankara Caddesi...
Saat: 9.30... Tarih: 10 Eylül 1998...
80 AE 920 plakalı beyaz minibüs...
İçinde tesettürlü kızlar...
Aracın önünde, dikiz aynasında Suudi Arabistan bayrağı... Arkasında ilginç bir yazı: “İslam ol, kurtul”... Altındaki yazı da şöyle: “Altınoluk dergisi”...
Evet, burası Türkiye...
Oy avcısı politikacılara, aymaz aydınlara, numaracı cumhuriyetçilere, “Ben laik demokratım” diyen herkese duyurulur!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Aşklar ve sevinçler... 9 Eylül 2018
Hoşça kal hüzün... 6 Eylül 2018
Bir garip yolcu... 4 Eylül 2018
Sevda düşleri... 2 Eylül 2018