Mehmet Ali Güller

İranlı kadınların davası

24 Eylül 2022 Cumartesi

İran’da kadınların rejimin dinci baskısına başkaldırısı devrimcidir.

İran rejiminin ABD emperyalizmine karşı olması ve ABD emperyalizminin de İran rejimini hedef alan kadınların devrimci eylemine destek veriyor olması, bu eylemin haklılığını gölgelemez.

Tersine ABD emperyalizminin ahlaksızlığını, çıkarları için her türlü siyasal pozisyonu alabileceğini gösterir. Unutulmamalı: Irak’ı kışkırtıp silahlandırarak İran’a saldırtan da ABD emperyalizmiydi, savaş uzasın diye İran’a el altından silah satan da!

Şimdiki kadın hareketi, çıkışı bakımından da talepleri bakımından da geçmiş yıllarda patlak veren, dış bağlantıları olan, kritik uluslararası meselelerle uğraşırken İran’ı içeriden zayıflatma amacı taşıyan karışıklıklardan farklıdır.  

BAŞÖRTÜSÜ PROBLEMİ, SINIF PROBLEMİDİR

Bu tablo karşısında asıl düşünmesi gereken İran rejimidir. ABD emperyalizmine karşı daha iyi mücadele etmesinin yolu, halk üzerindeki dinci baskıları kaldırmasından ve halkıyla birleşmesinden geçer.

Rejim karakteri nedeniyle bunu yapabilir mi? İran egemen sınıfı içerisinden dinciliği gemleyerek dindar vatandaşın üzerindeki baskıyı hafifletecek bir siyasi akım çıkabilir mi? Ya da halk hareketlerini siyasi bir güce dönüştürebilecek halkçı bir örgütlenme önümüzdeki süreçte olası mı?

Benzer tartışma, 2000’lerin başında da vardı. Örneğin Tahran Belediye Başkanı Mahmud Ahmedinejad, 2004’teki cumhurbaşkanlığı kampanyası sırasında “kılık kıyafet yönetmelikleri” konusunda daha demokrat bir çizgi izlemişti. TV’de “İnsanların farklı zevkleri var ve hepsine hizmet götürmeliyiz” demişti. Ancak kılık kıyafet baskısının sembolü haline gelecek ahlak polisi niteliğindeki İrşad Devriyesi ise bir yıl sonra onun döneminde resmen kurulmuştu.

Bu örnek bile, İran devlet katındaki güç ilişkilerinin çok boyutluluğunu ortaya koymaktadır.

DEVRİMCİ ÖRGÜT SORUNU

Son tahlilde iş her zaman gelip halka önderlik edebilecek halkçı ve devrimci bir örgütün var olup olmadığına dayanıyor. Bu her yerde böyledir:

Örneğin Mustafa Kemal önce Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini birleştirerek bir örgüt kurmuş, sonra kurtuluşa soyunabilmiştir.

Örneğin Mısır’da, Süveyş Kanalı işçilerinin eylemleri ile başlayan ve dalga dalga grevlerle yayıldıktan sonra Tahrir Meydanı’na dayanarak Hüsnü Mübarek’i alaşağı edebilen halk hareketi, güçlü bir devrimci örgüt kumanda edemediği için örgütlü bir kuvvet olan İhvan tarafından çalınabilmiştir. Arkasından bu kez İhvan’a karşı ortaya çıkan halk hareketini de daha örgütlü kuvvet olan ordu çalmıştır.

Örneğin Gezi, milyonların ayağa kalktığı çok büyük bir halk hareketiydi ve o büyüklükteki bir dalgayı yönlendirebilecek çapta ve olgunlukta bir devrimci karargâh olmadığı için adım adım sönümlendi.

Örneğin Kazakistan’da işçilerin grevleri ve haklı eylemleri, emperyalist işbirlikçisi kuvvetler tarafından saptırılarak bir turuncu darbeye çevrilmeye çalışılmıştı.

Özetle, günümüzde ABD her ülkedeki halk hareketine sızmaya ve onu kendi çıkarlarına uygun biçimde yönlendirmeye çalışır. Bunun önüne geçmenin tek yolu, halk hareketinin antiemperyalist devrimci örgüt tarafından yönetilmesidir. Hareketin başarısı da buna bağlıdır.

HALKIN DEĞİL DEVLETİN SORUMLULUĞU

Emperyalist ABD elbette İran’ın antiemperyalist konumunu zayıflatabilmek için her durumu değerlendirmek ister. Buna, Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan başörtüsü karşıtı özgürlük eylemi de dahildir. Ancak ABD bundan yararlanabilir diye bu özgürlük eylemlerine karşı olunamaz.

ABD’nin bundan yararlanma sorunu, baskı altındaki halkın değil İran devletinin sorumluluğundadır. Kuşkusuz farklı bir perspektiften de halk hareketini devrimci rotada tutma ve dış müdahaleleri engelleme sorumluluğu olan devrimci önderlerin sorunudur.

Sonuç olarak İran’da çözülebilmesi gereken en önemli siyaset denklemi şudur: ABD emperyalizminin İran’ın antiemperyalist konumunu zayıflatacağı bir koz olarak kullanamayacağı şekilde halkın özgürlük ve demokrasi mücadelesini yükseltebilmek...



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları