Korona ile ‘Klorokin’in savaşı

29 Mart 2020 Pazar

Dünyada hiçbir ülke, İspanyol gribinden sonra insanlığın gördüğü en büyük ve yıkıcı salgın olan koronavirüse karşı iyi bir sınav veremiyor. Çok hızlı yayılan hastalığın başlayıp, şimdilik kaydıyla bitirildiği Çin dahil hepsinin hazırlıksız, tıbbi malzemelerin her yerde eksik ya da yetersiz olduğu, önlemlerin yumurta kapıya gelince, el yordamıyla alındığı anlaşılıyor. 

Ardında bıraktığı ekonomik yıkıma bakarak yenilmesi bile pek de zafer sayılmayacak koronavirüs, adeta devletlerin sağlamlığını test ediyor. 

Çin, eksiğini gediğini disiplinli dev nüfusu üzerinde uç önlemler alan baskın devlet sayesinde hızla tamamladı. Keza komşuları da öyle yaptılar. Kuzey Kore diktası ya da despotik Rusya’da neler olup bittiğini bilmiyoruz.  

Ama koronotest, kapitalizmin “para kazandırdığı ölçüde yatırım” diyebileceğimiz verimlilik kuralına göre işleyen ve ABD gibi getirisi olmayan halk sağlığına harcama yapmaktansa sadece satışa dayalı işler peşindeki liberal demokrasileri perişan ediyor.

Müslüman ülkeler, lüpçü muktedirlerin yolsuz iktidarlarını sürdürebilmek için hastaneden çok cami inşasının, bilim insanı ve sağlık personelinden katbekat fazla imam yetiştirmesinin; yani eliyle besleyip büyüttüğü cehaletin bedelini ödüyor koronavirüse. 

Sayısal yalanlar

Türkiye de bu ülkelerden biri. Ancak iki arada, bir derede kalmışlığı var. Eksiği gediği ve yetersizliğiyle hastayı müşteri görüp, hastaneleri verimlilik esasına dayalı işleten diğer kapitalist ülkelerden farklı değil. Ancak demokrat serbest piyasacılar salgın hakkındaki bilgiyi de serbest bırakırken Türkiye tutukluyor ve TÜİK verilerinden farksız korona raporlarıyla despotik devletleri solluyor...

Gerek sağlık sistemi gerekse hastaneleri dünyada örnek olarak gösterilen Fransa da başarılı bir sınav veremedi salgına karşı. 

Özel olsun olmasın tüm hastanelerin kamu sistemine bağlı ve zaten devlet hastanelerinin daha yetkin olduğu ülkedeki ölü sayısı, tedavi altyapısına oranla çok fazla.

Ancak Fransa’nın koronavirüs salgını karşısında uğradığı bozgun, aslında biri idealist, diğeri politikacı iki kallavi tıp otoritesinin çekişmesinden kaynaklanıyor desem, inanır mısınız?

Ucuz ilaç istenmiyor

Halen koronaya karşı Çin’in de deneyip tavsiye ettiği tek ve çok ucuz bir ilaç var: Kırk yıldan beri sıtmaya karşı kullanılıp son yıllarda virütik bazı hastalıklarda da iyi sonuç veren “Klorokin”. Türkiye de bu ilacı kullanıyor. 

Hiçbir ilacı denemeden benimsemeyen Fransa’da; Akdeniz Enfeksiyon Enstitüsü Kurucu Müdürü Prof. Dr. Didier Raoult, bu ilaçla bir antibiyotik karışımı hastalığın başında kullanılınca iyi sonuç alındığını ilan etti. Ama Fransa’nın eski sağlık bakanı Agnes Buzyn, öneriye “Klorokin zehirdir!” diye karşılık verdi. 

Hükümetten ilacın, hastalığın başında değil, sonunda ve sınırlı kullanılmasına izin çıktı. Çünkü Madam Buzyn artık sağlık bakanı değildi ama “Klorokin”i savunan Didier Raoult’tan nefret eden eşi, immünoloji profesörü Yves Levy, Cumhurbaşkanlığı Bilim Kurulu’ndaydı!

Fransa ikiye bölündü. Buzyn ve Levy’nin yanında yer alan medya “Klorokin”i savunan Didier Raoult’u karalarken, sosyal medya Raoult’un yanında saf tuttu ve doktoru, hemşiresi, sade yurttaşıyla bombardımana başladı: Agnes Buzyn, 11 aşıyı zorunlu hale getiren sağlık bakanı değil miydi? Kocası Yves Levy, AIDS aşısı bulup para basacağım diye 8 milyar Avro kamu parasını boşa harcamamış mıydı? Aşı lobisinin elemanlarıydı demek bu çift. Şimdi de “Klorokin” ucuz ilaç diye istemiyor, ilaç lobilerinin pahalı ilaç bulmasını beklerken Fransa’da her gün yüzlerce korona hastasının ölümüne yol açıyorlardı... 

Hastanelerin çoğu, Didier Raoult’un kombinasyonunu sınırlı da olsa denemek istediler. Bir de ne görsünler? Yves Levy’nin etkilediği hükümet, Fransa’da üretilen “Klorokin”in büyük bölümünü Fas’a satmıştı! 

Kıyamet koptu, tabii. 

Dürüstün zaferi

Sonunda hükümet çark etti. Yeni Sağlık Bakanı, geçen cuma sınırlamayı kaldırarak “Klorokin” kullanımını serbest bıraktı. Şimdi ilaç firmaları harıl harıl “ucuz ilaç” “Klorokin” üretiyor. 

Sosyal medyanın “Korona Generali” ilan ettiği Prof. Dr. Didier Raoult ise ilaç lobicilerine karşı kazandığı zaferi, Le Monde gazetesine yazdığı şu satırlarla mühürledi:   

 “Fransa’da tıp ahlakına ilişkin sorunlara cevap verebilmek için etik kurulları yaratıldı. Ancak bu kurullar, yöntem uzmanlarının etkisi altında kaldı ve esası bırakıp usule önem verir oldular. 

Gerçek bir etik kurulu, saydamlık ve çıkar ilişkilerine önem verir. Bilimciler herhangi bir biçimde çıkar ilişkisi içinde oldukları konu ve alanlarda görüş bildirmemelidir, çünkü bu durum çıkar çatışmasına yol açar. Örneğin terapi biçimleri üzerine çalışan biri, teşhiş ya da epidemioloji hakkında görüş bildirebilir; ama üzerinde çalıştığı ilaçları konu edebilecek terapi hakkında fikir yürütemez. 

Yaşadığımız günlerde, sağduyunun ta kendisi olan bu temel kuralı hatırlatmakta yarar var.”


Yazarın Son Yazıları

Bir hâkim anlatıyor 10 Mayıs 2020
Kiralık iktidarlar 19 Nisan 2020
Kahreden çaresizlik 12 Nisan 2020
Despotun ölümü 5 Nisan 2020
Çok mu geç, Valentine? 16 Şubat 2020