Hukukçulara Çağrı...

04 Mayıs 2013 Cumartesi

\n

Nisan ayı ortasından beri özgürlüğü kaybetme korkusunun, özgürlüğü kaybetmekten daha korkunç olabildiğini gösteren örnekler yaşıyoruz.

\n

Ergenekon davasında son \nsavunmaların başlamasıyla birlikte bazı tutuksuz sanıklar da duruşma salonuna geliyorlar. Mahkeme kılı kırk yarıp gerçeği ortaya çıkarmak değil de öngörülen takvimde yapılması gerekenleri tamamlamak kaygısıyla hareket ettiği için, tam olarak uygulanan bir son savunma sıralaması da yok. Örneğin birleştirilen iddianameler kendi içinde bir bütün olarak tamamlanabilirdi. Birbiriyle doğrudan ilgili sanıklar art arda son savunmasını yapabilir, böylece izlemeye gelenler ve davanın tüm tarafları son durumu net olarak görebilirdi.

\n

Bunun yerine hazır olan gelsinyöntemi uygulanıyor. O nedenle de Erzurumdan gelen bir tutuksuz sanık konuşuyor, ardından Danıştay cinayetiyle ilişkilendirilen tutuklu sanık savunma yapıyor. Onu yüzünü ilk kez gördüğümüz bir sivil memurun Genelkurmay bilgisayarları için verdiği savunma izliyor. Devamında stratejist olduğunu söyleyen tutuksuz sanığın ortaya attığı yeni komplolar geliyor.

\n

***

\n

Girişteki konumuza dönelim...

\n

Bir tutuksuz sanık, içinde bulunduğu durumu son savunmasında satır başlarıyla şöyle özetledi:

\n

- Gözaltına alındıktan sonra 3. gün serbest bırakıldım. Ev sahibi çağırdı, derhal evimi terk etdedi.

\n

- Yeni ev buldum ama şehirde tutunamadım. Başka bir şehre taşındım.

\n

- Dava ile ilgili haberler duyuldukça korkum arttı, bir avukat tuttum. Aile bütçem bozuldu. Eşimin altınlarını sattık. Evde huzur kalmadı.

\n

- Polis aile yakınlarından birisine gizli tanıklık teklif etmiş, o da kabul etmiş. Nasıl yaparsın diye kavga ettik. Mahkemelik olduk. Hakaretten ve devamındaki kimi davranışlarımdan 5 yıl hapis cezası aldım.

\n

- Başımı derde sokan kimi telefon konuşmalarım. Bana ne devletten? Ben ne anlarım ülke yönetiminden? Devleti kim yönetiyorsa o benim büyüğümdür.

\n

- Artık hiç huzurum kalmadı. Tek isteğim bir dağ başına gidip insanlardan uzak yaşamaktır.

\n

***

\n

Hukukun, daha doğrusu hukuksuzluğun toplumu sindirme, rejimi değiştirme, tam bir korku imparatorluğu kurma aracı haline getirilmesinin en somut örneği Silivri.

\n

Toplumun önemli bir kesiminin bu korkuyu yendiğini görüyoruz ama, geride kolay kolay silinmeyecek izlerin kaldığı ve hâlâ etkisini koruduğu da ortada.

\n

Silivrideki hukuksuzluğun anlatılması için avukatlar ve onların kurumsal temsilcisi barolar önemli bir işlev üstlendi. İstanbul Barosuna bunun bedeli ödetilmeye çalışılıyor. Bu nedenle 17 Mayısta İstanbul Barosunun yargılanacağı bir başka Silivri davası ayrıca önemli.

\n

Bu noktada Türkiyenin önde gelen hukuk adamlarına bir öneride bulunmak istiyorum. Böylesi dönemlerde bazı insanlar sadece yaptıklarından değil, yapmadıklarından da sorumludur.

\n

Bugün onlardan biri hukukçulardır.

\n

Gelin, Silivride finali sergilenmekte olan hukuksuzluğa, işkenceye dönüşen yargılamaya karşı çıkın. Hukuk gün gelir herkese lazım olur. Adil yargılamanın önemini anlatın. Silivride yargılananları savunmayın, sadece hukuku savunun.

\n

Örneğin nisan başında Boğaziçi, Yıldız Teknik, ODTÜ, İTÜ ve Marmara Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünden 14 öğretim üyesi; Prof. Can Özturan, Prof. Cem Ersoy, Prof. Cem Say, Prof. Coşkun Sönmez, Prof. Emre Harmancı, Prof. Fatih Alagöz, Prof. Fatoş Yarman Vural, Prof. Göktürk Üçoluk, Prof. Lale Akarun, Prof. Bülent Örencik, Prof. Yahya Karslıgil, Prof. Sema Oktuğ, Prof. Bülent Sankur, Doç. Borahan Tümer dijital verilerin hangi koşullarda delil değeri taşıyabileceğine ilişkin ortak bir açıklama yaptılar.

\n

Usulüne uygun elde edilmeyen, güvenilirlik koşulları sağlanmamış dijital verilere dayalı yapılacak yargılamaların yanlışlığına dikkat çektiler.

\n

Özala suikast davası da gösterdi ki gizli tanıklardan sahte delillere kadar Silivri her türlü hukuksuzluğun laboratuvarı, kaynağı haline geldi.

\n

Buna hukukçu yetiştirenler, hocaların hocası olmuş kişiler seyirci kalırsa, kim dur diyecek?

\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları