ABD’nin İran’a bir yıl içinde iki kez saldırıp ardından anlaşma yapma noktasına gelmesi, 21. yüzyıla damgasını vuran Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) ilk büyük yenilgisi olarak değerlendirilebilir.
Fas’tan Afganistan’a uzanan coğrafyada, 18 ülkede sınırları ve rejimleri değiştirmeyi hedefleyen proje, çeyrek yüzyıla yakın süredir bölgeyi allak bullak ediyor.
Libya fiilen parçalandı. Mısır kısa süreli dalgalanmadan sonra ABD yanlısı darbe yönetimine teslim oldu. Afganistan 21. yüzyılın başında 19. yüzyıl iklimine döndü. Irak, Petrol Bakanlığı’nın ABD’ye bağlı çalıştığı bağımsız bir ülke kimliğine büründü.
Suriye, özenle hazırlanan Şara’nın yönetimde olduğu bir Amerikan mandası olarak nereye gidecek, şu aşamada belli değil!
***
Doğusu Afganistan’a, batısı Irak’a sınır olan İran, BOP’un kritik bir halkasıydı. Geçen haziran ayındaki 12 günlük savaşta, ABD-İsrail bir oldu; İran’ı test etti. Asıl hamle için 28 Şubat 2026’yı beklediler. O gün başlayan şok ve dehşet hedefli ikinci saldırıda İran’a dört gün ömür biçilmişti. Her ülkenin kaldıramayacağı çok boyutlu saldırıda 50’den fazla en üst düzey yetkilinin yaşamını yitirmesi İran’ı diz çöktürmeye yetmedi.
Kısa sürede dengeyi sağlayan İran, ABD’yi anlaşma masasına oturmaya mecbur etti. Diplomasiyi Trump’ın seviyesine düşürmedi. ABD gücünün yenilmezliği algısını büyük ölçüde yıktı. Yeni nesil savaş yöntemlerinde var olduğunu gösterdi. 40 bin dolar maliyetli bir dron saldırısında 4 milyar dolarlık ABD savaş uçağının devre dışı kalabildiğini gördük.
Geldik bugüne.
Varılan anlaşmayı CNN’de Amanpour bile, “İran lehine” diye yorumladı. İran, anlaşma elektronik ortamdan ıslak imzaya geçerken bile İsrail’in Lübnan saldırısına gönderme yapıp “Mutabakata uy” dedi.
Anlaşma sonrası genel durum şu:
1- BOP hedeflerinde İran’ın parçalanması vardı. Bunun yerine İsrail-ABD ittifakı yarıldı.
2- Körfez ülkeleri, ABD’nin kendilerini her türlü saldırıdan koruyacak süper güç olduğunu düşünüyordu. Bu inanış çöktü.
3- ABD’nin bölgedeki 20’ye yakın üssü İran saldırılarına uğradı. ABD’nin bölgeyi güvende tutmak bir yana kendini güvende tutacak noktadan uzaklaştığı görüldü.
4- İran, topraklarındaki Kürt kökenli yurttaşlarının ABD tarafından kullanılmasına izin vermeyeceğini, bunun için önlemler aldığını gösterdi. Trump bu konudaki hayal kırıklığını saklayamadı.
5- İran, Irak’ın kuzeyine de ayar verebilecek güçte olduğunu kanıtladı. Savaş sırasında Irak’ın kuzeyine Neçirvan Barzani’nin evini yerle bir edecek kadar yoğun saldırı düzenledi.
***
Yukarıdaki tablodan elbette Türkiye’ye de yansıyanlar var. Bu yansımaları ABD’nin Türkiye büyükelçisi, Irak ve Suriye başkanlık özel temsilcisi Tom Barrack dile getirdi. O hedefler de şu aşamada Tahran önlerinde çökmüş görünüyor.
Barrack’ın Türkiye’ye üç dokunuşu vardı:
1- Ulus devleti gevşet,
2- Laikliği sulandır,
3- Demokrasiyi rafa kaldır.
İlk iki madde usul usul ilerletiliyor. Üçüncü maddenin içinden geçiyoruz. Barrack’ın “merhametli monarşi” diye özetlediği “ideal yönetim” demokrasinin de müzeye kaldırılmasını amaçlıyor.
ABD’nin İran’da durması, durdurulması, bu hedeflerinden vazgeçtiği anlamına gelir mi?
Gelmez!
Şu sözü bu tür durumların değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddesi yapmalıyız:
Emperyalizm araç değiştirir, amaç değiştirmez!
Ancak gelişmeler yeni stratejiler üretmeye zorlayabilir.
Bugün demokrasinin yargı eliyle rafa kaldırılması karşısında yükselen toplumsal refleks çok kıymetli. Millet diyor ki: Türkiye’de planlar sadece T cetveliyle çizilir.
Türkiye cetveliyle!