Yeter ki başarılacağına inanılsın, ülke kuruluşuna dönecektir
Orhan Bursalı
Son Köşe Yazıları

Yeter ki başarılacağına inanılsın, ülke kuruluşuna dönecektir

19.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bugün 19 Mayıs 1919’un yıldönümü. Türkiye Cumhuriyeti için bu kadar anlamlı bir gün zor bulunur. Bir kurtuluşun başlangıcı. Arkasından zafer, daha sonra kuruluş ve Cumhuriyet.

Bu kronolojin öncesinde veya başında belki de Çanakkale Zaferi vardır.

Şu zaferden sonra Atatürk kurtuluşu kafasında ilmek ilmek örmeye başlar. Samsun’a çıkmadan önce İstanbul’da geçirdiği altı ayda bu örgüyü tamamlar (Alev Coşkun’un bu kitabı okunmalıdır). Kafasında kurduğu zaferi ve sonrasını eksikleriyle beraber ama anahatlarıyla adım adım bu süreç içinde tamamlamış.

Sıra 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkışla beraber, kurtuluş ve kurtuluş planlarını hayatın pratiğine geçirmek kalmıştır. Hiçbir ön plan, pratiğe yağdan kıl geçer gibi uygulanmaz. Büyük sorunlar çıkacak ama kurtuluş ve kuruluş planları içinde ortaya çıkan yeni sorunlar akıl ve bilimsel bakış ile bir bir çözülecek, bazen geri çekilecek, bazen ileri atılacak ama hedefe varılacaktır.

KURULUŞ EN ZORU 

Kuruluş başlı başına bir destandır, kurtuluş kadar.

Belki daha da zordur! Uzun solukludur, bir milletin ayağa kalkış mücadelesidir. Eğitim bir nolu sorundur. Yetişkin insan, toplam nüfusun bir avucu kadardır. O insanı yetiştireceksiniz, sonra o insan da çocuklarımızı, gençleri nüfusu yetiştirecek.

Atatürk 1924’te Muallim Mektepleri Birliği’nin Ankara’daki genel kurulunda hedefi koymuştur:

“Öğretmenler, yeni kuşak sizin eseriniz olacaktır. Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür kuşaklar ister.”

Çağdaş uygarlığa ulaşılacaktır.

EN ZORU İNSANI YENİDEN YARATMAK 

Bilim ve teknoloji üretmesi gerekir bu ülkenin. Sayısız mühendise, sayısız bilim insanına, sayısız kültür insanına, ressama, yontucuya, sanatçıya, yazara, çizere, edebiyatçıya, romancıya, şaire, çağdaş tarımcıya ve köylüye, sanayiciye, üreticiye, dünyanın farkında olacak bir topyekün millete, düşünüre, ahlaklı siyasetçiye, felsefeciye, eğitimciye ihtiyacı vardır.

Tabii ki en temelde bir okuryazar bir nüfusa, milletin her kesimi için teknik bilgiye...

Tüm bu saydıklarımız 17 milyon nüfusta ancak numune sayılabilecek sayıdadır.

Bunlar yoksa millet de yoktur, vardır da ayakta duramaz.

Bu amaçla daha Kurtuluş Savaşı kazanılmadan Ata kolları sıvamıştır, cepheden öğretmenlerin toplantılarına katılır. Gelecek nesilleri siz yetiştireceksiniz der.

EĞİTİM DE EĞİTİM

Cumhuriyetin kurucuları dört koldan eğitim için her yöne saldırı halindedir.

Başöğretmenleri Atatürk olan Millet Okullarıyla tüm halkı okuma yazma öğrenmesi için seferber olunur. Halk Evleri, Halk Odaları kurulur. Üniversiteye Alman bilim insanları yerleştirilir.

Dergiler, gazeteler, bilim dergileri, tercüme dergileri...

Bir ulus yaratılıyor.

Köy Enstitüleri... Dünyanın klasik eserleri Türkçeye çevrilir.

Bir avuç insan büyük bir nüfusun önünde koşar.

Dünya ölçeğinde saygın bir Aydınlanma-eğitim seferberliği...

***

Atatürk Cumhuriyeti’nin (1923-1938) son büyük çıkışına Hasan Âli Yücel ve arkadaşları önderlik edecektir.

1946’da bu parlak döneme son nokta konur.

***

Sonra, eğik düzlemde Türkiye yavaş yavaş kaymaya başlayacaktır.

NATO, Amerika’nın NATO’nun savaş cephesinin ülkesi, darbeleriyle, kalkınma iradesini terk etmesiyle yoksulluğun ve demokratiksizliğin kapıları açılır.

1950’den itibaren 19 ekonomik çöküş, İMF’siz ama İMF programıyla bugün 20’nci en büyük çöküş dönemi.

Ve eğik düzlemde, bu iktidar döneminde, başta eğitim olmak üzere her alanda çok daha büyük bir hızla aşağı doğru kayma...

***

Atatürk dönemi şüphesiz biteli çok oldu.

Ama o kadar sağlam temeller atıldı ki bu millet her an silkinip ayağa kalkmaya ve nerede kalmıştık diyerek kuruluş kulvarında koşmaya hazır.

Ne bugünkü baskılar ne büyük yoksulluklar ne otoriterliğin otokrasiye dönüş sancıları, bu ülkeye ve bu millete sonunda vız gelecektir.

Yeter ki başarılacağına inanılsın, güvenilsin.

***

Yaşasın 19 Mayıs, yaşasın gençlik!