Erdoğan, İstanbul’daki Uluslararası Adalet Zirvesi’nde, 9 Ekim 2026’da, adalet ile ilgili şöyle demiş:
1) “Vicdan ve hakkaniyetin terk edildiği yerde adalet olmaz.”
2) “Kanun önünde eşitliğin göz ardı edildiği bir hukuk sisteminde adalet olmaz.”
3) “Aynı şekilde mükafat ve mücazat dengesinin iyi kurulmadığı, hak ve özgürlüklerin giderek aşındığı bir ortamda adalet, kendisine yer bulamaz.”
Türkiye’de “Adalet” arayanlara duyurulur!
***
Erdoğan, BM’nin 5 daimi üyesinin veto imtiyazını eleştirirken de “Odadaki fil” ifadesini kullanmış:
“BM çatısı altındaki 190’dan fazla ülkenin iradesinin, veto imtiyazına sahip sadece beş üyenin kararlarına bağlı olduğu bir yapının adil ve sağlıklı olmadığının hepimiz bilincindeyiz.
Birileri odadaki fili görmemekte ısrar etse de mevcut sistemin hakkaniyetli olmadığını artık herkes biliyor.
Uluslararası hukuk neredeyse askıya alınmış durumda.”
Türkiye’de “Hukuk” arayanlara duyurulur!
***
“Odadaki fil” (Elephant in the room) deyimi:
Herkesin, çok net gördüğü, bildiği, etkilendiği, çok büyük ve çok önemli olan, ancak egemenleri rahatsız ettiği veya varlığından utanıldığı ya da hakkında konuşmak tehlikeli olduğu için teşhis etmekten, çözüm aramaktan korktuğu, kasıtlı olarak görmezden geldiği, konuşmaktan kaçındığı, büyük bir sorunu ifade etmek için kullanılır.
Uluslararası sistemin, Emperyalizmin etkisi altında olduğunda kuşku yok...
“Odamızdaki fil”lerden birisi elbette o...
Keşke sadece o olsa!
***
Bir ülkenin bu Emperyalist düzende bağımsız, özgür ve istikrarlı olarak yaşayabilmesi için ekonomik, askeri, siyasal ve hukuksal açılardan güçlü olması gerek.
İstikrar ve güçlülük için de ülkedeki iktidarın, ulusal ve uluslararası meşruiyet ilkelerine göre, her ortamda, saygın ve kabul edilir olması zorunlu bir koşul.
Fakat ülkemiz, son zamanlarda, demokratik, hukuksal ve insani değerlere ilişkin uluslararası gelişme endekslerinde liste sonlarında yer alan bir görüntü vermekte.
Üstelik son yerel seçimde ana muhalefet partisi de iktidar partisini geçti ve birinci oldu.
AİHM ve AYM kararlarını uygulamayarak hem uluslararası hem ulusal hukuk açısından meşruiyetini zedeleyen İktidar, seçimi de yitirince çare olarak etnikçilik yapmaya, sömürüyü ve soygunu derinleştirmeye, sansürü koyulaştırmaya, yasakları artırmaya, gazetecileri, kamuoyu liderlerini, belediye başkanlarını ve çalışanlarını hapsetmeye, seçilmiş politikacıları transfer etmeye başladı.
***
“Odamızdaki fillerin” sorumlu olduğu bu süreci, herkes izliyor, görüyor, yaşıyor ve etkileniyor.
Sanıyorum bu etkilenme, önümüzdeki seçimleri belirleyecek...
Ve “Odamızdaki filler” de görünür olacak!