Yine ve Yeniden "Ethem" Meselesi - Prof. Dr. Şaduman HALICI
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Yine ve Yeniden "Ethem" Meselesi - Prof. Dr. Şaduman HALICI

13.09.2021 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ethem, yine ve yeniden bir ziyaretle kamuoyunun gündemine alındı. Yine ve yeniden iade-i itibarı istendi ve yine siyasetin malzemesi olarak kullanıldı. Tıpkı Milli Mücadele günlerinde olduğu gibi hep kullanılan olmayı sürdürüyor. Kuşkusuz bu onun kökeni ile anılmasından kaynaklanıyor. Bunda ise tarihçilerin, gazetecilerin, siyasetçilerin velhasıl onu “Çerkes Ethem” diye anan herkesin payı var. Oysa bir hainin milliyeti, dini, mezhebi yoktur. Hain haindir.

Yine de konuyu gündeme taşıyarak bana bu yazıyı yazma gerekçesi yaratanlara teşekkür ederim. Zira yılmadan gelecek kuşaklarımıza Ethem gibi hainleri anlatmalıyız ki ihaneti yaşamadan önlemini alabilelim. İnönü’nün dediği gibi “Eğer bir memlekette erbabı namus, laakal eşirra kadar sabur olmazsa o memleket behemehal batar”.

GELELİM ETHEM VE İHANETİNE…

Şunu hemen vurgulayayım. Bu cümleleri yazarken ve bundan sonra yazacaklarımda belgelerim Türk istihbarat görevlilerinin o günlerde tuttuğu notlar, sürgünde Ethem’in çevresinde yaşayan ancak Türkiye’ye muhbirlik yapan firariler ile bizzat Ethem’in dostlarına yazdığı mektuplardır.

Ethem cahildir. Cehaletle yan yana yaşayan kaba kuvveti daha ortaokul yıllarında kullanmaya başlamıştır. Bu nedenle okuldan atılmış, liseyi bile bitirememiştir. Gençliğe adım attığı yıllarda ağabeyleri sayesinde Teşkilat-ı Mahsusa bünyesinde Birinci Dünya Savaşı’na katılmış, sonra memleketi Bandırma’ya dönmüş yağma, gasp, soygun olaylarına karışarak eşkıya olarak tanınmış, hükümet tarafından takibe alınmıştır. Onu bu durumdan kurtaran Milli Mücadele’nin başlaması olmuştur. Kâzım Özalp, Bekir Sami Günsav ve Rauf Orbay’ın girişimleriyle bu onurlu mücadeleye katılarak aklanmıştır. Aklanmıştır ama uslanmamıştır.

Salihli’de cephesini kurduğunda Yunan’la savaşmak yerine bölgedeki diğer komutanları sindirip kendi egemenliğini kurma mücadelesi vermiştir. Anzavur İsyanı başlayınca da bu isyanı bastırmak bahanesi ile Salihli’den uzaklaştırılmıştır.

Bu uzaklaştırma aslında Ethem’in kahramanlığa yürüyüşünün ilk adımı olmuştur. Gerçekten 1919 yılı sonundan 1920 yılı eylül ayına değin çıkan hatta Ankara’yı bile tehdit eden ayaklanmaları ardı ardına bastırarak kahraman sıfatının içini doldurmuştur. Bu başarıları o gün olduğu gibi bugün de inkâr edilmemektedir. Ancak bu başarıların gerisinde Ethem’in karanlık bir yüzü ve yaptığı kritik hatalar vardır. 

KAHRAMANLIKTAN ASİLİĞE

İlki, daha Mayıs 1920’de TBMM’nin kararlarını yok sayan bir tutumla İstanbul hükümetine, işgal komutanlarına ve padişaha yazdığı ancak Ali Fuat Paşa’nın devreye girmesiyle Mustafa Kemal’den bile saklanan mektuplarıdır. Düşünün bir kere bu günlerde TBMM İstanbul ile her türlü haberleşmeyi kesmiştir. Haberleşenleri de vatan haini sayacağını ilan etmiştir.

Padişaha yazılan mektup önemlidir. Padişaha sadakatinden bahsetmektedir ki aynı günlerde Damat Ferit Milli Mücadele’ye katılımları önlemek için sivil ve askerlere “sadakatname” adını verdiği yemin metinlerini göndermiştir.

İkincisi, Yozgat İsyanı’nı bastırması istendiğinde nazlanması, o yoklukta milislerinin atlı arabalarla sevkinde diretmesidir.

Üçüncüsü, isyan ertesinde Yahya Galip (Kargı) Bey’i idam etmek istemesi, Mustafa Kemal reddedince şiddetini ona yöneltmesidir.

Dördüncüsü, düzenli orduya katılmak istemediği için sırf bir ara formül olarak bulunan ve milislerine muvazzaf askerlerden bile daha fazla maaş ve ayrıcalık öngören seyyar jandarma olmaya karşı çıkmasıdır.

Beşincisi, Albay Fahrettin (Altay) ve Albay Refet’in (Bele) komutanlıktan alınmasını istemesidir. Bilinenin aksine Ethem’in hedefinde başlangıçta Albay İsmet yoktur. Onunla mücadelesi Kasım 1920’de başlayacaktır.

Altıncısı ve kanımca en önemlisi düzenli ordunun kuruluş çalışmaları sürerken yapılan Gediz Muharebesi’dir. Albay İsmet ve Mustafa Kemal Paşa’nın karşı çıkmalarına rağmen Ethem, Ali Fuat Paşa’yı ikna etmiş, o da ısrar edince Gediz’deki Yunan tümenini atmak için saldırı onaylanmıştır. Ne var ki Ethem ve Kuvayı Seyyare’si muharebede üzerine düşen görevi yapmadığı gibi Ethem ortadan kaybolmuştur. Amacı kurulmakta olan düzenli ordunun hiçbir işe yaramadığını göstermektir.

Elimizdeki belgeler Ethem’in daha o günlerde Yunan tarafı ile de görüşmeye başladığı konusunda ipuçları vermektedir. Ali Fuat Paşa’nın cephe komutanlığından alınıp sessiz sedasız elçiliği kabul ederek Moskova’ya gitmesi de Gediz’de yaşananlar yüzündendir. 

BU GİRİŞİMLER ETHEM’İ HAİN YAPAR MI?

Hayır! Gediz de dahil 1920 yılı sonuna değin Ethem’in bu tavırları yalnızca isyan olarak nitelendirilebilir. Eğer uzlaşmış olsalardı belki aktif olarak mücadelede değerlendirilmeyebilirlerdi ancak ortadan kaldırılmaları gibi bir durum da söz konusu olmazdı. Zira Mustafa Kemal Paşa onlara bu sözü vermişti. Ethem’in isyana sürüklediği Demirci Mehmet Efe, Parti Pehlivan, Kaplan Naci ve Karakeçili Müfrezesi isyan ettikleri hatta düzenli orduya kurşun sıktıkları halde affedileceklerdi. Ethem bu aşamada henüz kardeşlerine kurşun da sıkmamıştı.

Ne var ki belgeler onun bu hazırlık içinde olduğunu da gösteriyordu. Biz bu belgelere bugün ulaşıyoruz. Ama o günlerde Ethem ve ağabeylerinin yaptığı hazırlıktan Mustafa Kemal’in de Albay İsmet’in de bölgedeki komutanların da haberleri vardır.

Buna karşın Kütahya’ya üst üste gönderilen heyetlerle sorun barışçıl yolla çözümlenmek istenmiş ancak Ethem her uzatılan eli geri çevirmiş, yetinmemiş 29 Aralık 1920 günü TBMM’ye çektiği telgrafla TBMM’ye de hakaret etmiştir. 

ETHEM BU GÜCÜ NEREDEN ALMIŞTIR?

Yunan’dan almıştır. Zira tahtına oturan yeni Kral Konstantin müttefiklerine kendini kanıtlamak için taarruz hazırlığındadır. Ethem de Mustafa Kemal’e karşı harekete geçeceğini İzmir’de Yunan Yüksek Komiseri Stergiadis’e ve Uşak’taki Yunan komutanlara iletmiş, protokolü 2 Ocak 1921’de Reşit imzalamış, protokol gereğince yapılacak harekâtın harita üzerinde işaretlenmesi de aynı gün Ethem’in Yaveri Yüzbaşı Sami ile Yunanlar tarafından belirlenmiştir.

Spridonos, Kannellopoulos, Kontoules gibi “Küçük Asya Harekâtı”nın önemli komutanları da bu bilgileri doğrulamaktadır. Böylece Ethem, Türk ordusunu Yunan’la kıskaca alıp iki ateş arasında imha etme planının bir parçası olmuştur. Planı bozan Albay İsmet, Birinci İnönü zaferini Türk tarihine kazandırırken Albay İzzettin (Çalışlar) ve Albay Refet’in (Bele) çabaları sonucunda Ethem 28 Ocak’ta Yunanlara sığınmıştır. Albay İsmet o günden itibaren Ethem’i “Yorgi” sıfatı ile anmıştır.

ETHEM İZMİR’DE USLU USLU OTURMUŞ MUDUR?

Ethem Yunan Yüksek Komiserliği binasında, kendisi için dayanıp döşenen odada kalmıştır. Gazetelere verdiği beyanatlarla Stergiadis’i, Papulas’ı övmüş, Yunan yönetiminin uygar olduğunu, Müslümanlara adaletli davrandığını söylemekle kalmamış bir de bu nedenle onlara teşekkür etmiştir. Yaralı olduğu için Yunan işgal bölgesinden geçiş izni alarak Almanya’ya gittiği ise tam bir kurgudur. Ethem önce İnönü önlerine yapılan ikinci harekâtta Yunan’a lojistik destek vermiş, ayrıca beyannameler kaleme almıştır. Milislerinin bir kısmı da Yunan ordusu ile Söke-Selçuk-Kuşadası bölgesinde Türklere karşı çarpışmıştır.

Çerkes ırkçılığı yapmaya da bu günlerde başlamıştır. Önce İzmit’te ardından Midilli’de örgütlenip 1921 yılında İzmir’de kongresini yapan Yakındoğu Çerkeslerinin Hukukunu Sağlama Cemiyeti içinde yer almış, liderlik yarışına girmiş, bu amaçla tehdit ve baskı uygulamış ancak Çerkesler onu lider yapmamıştır. Ethem 1922 yılının eylül ayına kadar İzmir’de kalmış, Yunan ordusu ile İzmir’den ayrılmış, Midilli’ye geçmiş, buradan da Kuşçubaşı Eşref ile Almanya’ya gitmiştir. Almanya’ya gidiş amacı da tedavi falan değildir. Amaç, izini kaybettirip İsviçre’ye geçmek, Lozan Barış Görüşmelerine katılan İsmet Paşa’ya suikast düzenlemektir.

Bu amaçla Ermenilerle de işbirliği yapmıştır. İsviçre makamlarının uyanıklığı sonucunda başarılı olamayınca Avrupa’da bir süre dolaşmış, sonra Atina’ya dönmüştür. Burada Yunanlar tarafından kendilerine geniş olanaklar sağlandığını, yüklü miktarda maaş da bağlandığını hatırlatmak isterim. 1925 yılına kadar kaldığı Yunanistan’da özellikle Batı Trakya’dan ve adalardan Türkiye’ye adam geçirerek türlü türlü suikast girişimleri planlamış ama hiçbirinde başarılı olamamıştır. 1925 yılında çıkan Şeyh Sait İsyanı onu birdenbire Kürtçü yapmış, birkaç yoldaşı ile Kürt ayaklanmasına destek vermek üzere Ortadoğu’ya geçmiştir. Böylece Midilli’de İngilizlerle başlayan işbirliğinin etkisi de gün yüzüne çıkmıştır.

ETHEM’İN İHANETİ ORTADOĞU’DA KATLANARAK SÜRMÜŞTÜR

Ortadoğu ayağı Ethem’in lider olma arzusunu gemleyemediğinin örnekleriyle doludur. Kürtçülerle, Kürtçü cemiyetlerle, Taşnak Ermenilerle diyalog halinde olmuş, onların örgütlerine katılmış, Hoybun’u desteklemiştir. 1926-1930 yılları arasında Doğu Anadolu’yu kasıp kavuran ve Ağrı isyanları olarak anılan ayaklanma dalgasında Ethem başaktörlerdendir. İngilizlerle işbirliği gün gibi açıktır. Ortadoğu’da güç mücadelesine giren devletler Ethem’deki liderlik arzusunu görmüşler ve onu kullanmışlardır.

Türkiye’yi hedef alan eylemleri çok yönlüdür. Beyannameleriyle Türk vatandaşlarını özellikle de Çerkesleri Kemalist Türkiye’ye karşı kışkırtmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ü öldürmek için suikastlar planlamıştır. 1927 Hacı Sami ve 1935 suikast girişimlerinin ardında o vardır. Cumhuriyet’in onuncu yılında kaleme aldığı ve Türk ordusuna “sabık ve sadık bir silah arkadaşınız” sıfatıyla seslendiğini vurguladığı “orduya beyannamesi” ise ihanetin doruk noktasıdır. Türk ordusunu parçalamak istemiş, orduyu darbe yapmaya çağırmıştır.

Aslında çok fazla söze gerek yok. Emperyalizm Ethem aracılığıyla 2016 yılının 83 yıl önceki versiyonunu tezgâhlamak istemiştir. Nihayet Ethem 1937’de Dersim’de patlak veren isyanı da yalnızca beyannameleriyle değil bizzat savaşarak desteklemiştir. Onu destekleyen ülkeler İkinci Dünya Savaşı’nın girdabına düşerken Ethem yalnız kalmış, güçten düşmüş ve 1942 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nden af dileyerek ülkeye dönüş izni istemiştir. Türkiye izin vermemiştir çünkü Türk istihbarat elemanları bu başvurunun iyi niyetli olmadığını belirlemiştir.

Zira Hoybun Cemiyeti ile Taşnak Ermeniler bağımsız bir Kürdistan ve bağımsız bir Ermenistan için yeniden hareketlenmiştir. Nitekim Ethem, içeri giremeyince dışarıda çalışmalarını sürdürmüştür. 5 Nisan 1944 tarihli istihbarat raporuna göre ünlü İngiliz casusu Lawrens’in yetiştirdiği Glob Paşa, 500 İngiliz lirası verdiği Ethem’den, “Kürdistan’da çalışmaya hazırlanmasını” istemiş, Ethem de 21 Eylül 1948’de Amman’da yaşamını yitirinceye değin bu uğurda çalışmıştır.

Saygıdeğer okuyucular, kanımca Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde belli etnik temellere dayanarak örgütlenenlerin, kendi isimlerini duyurmak, kendilerini var edebilmek ve duygusal (!) çıkarlarını sürdürebilmek için bir ulusun birlikte yaşama istencini törpülemeye, köreltmeye yeltenebilmesi, üzerinde dikkatle durulması gereken bir olgudur. Tarihimiz bunun örnekleriyle doludur. Tıpkı 1920’li yıllarda Batı Trakya’da yaşayan Türklerin karşılaştığı güçlükler gibi.

O gün Yunanistan tıpkı Ethem gibi Milli Mücadele’de Yunan ordusuna hizmet edenleri Batı Trakya’ya yerleştirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devrimlerle çağdaş bir devlet kurma çabası içindeyken Batı Trakya’daki Türkler de Kemalist Türkiye’nin izinden gitmiştir. Ne var ki kendilerini muhafazakâr olarak tanımlayan ama aslında Yunanistan’ın besleyip önemli mevkilere, özellikle Cemaat-i İslamiye gibi vakıfları ellerinde bulunduran örgütlenmelere, eğitim kurumlarına yerleştirdiği bu isimler Batı Trakya Türklerinin haklarını da gasp etmişlerdir.

Hatırlar mısınız, 15 Nisan 2021 günü Yunan Dışişleri Bakanı Dendias basın toplantısında ülkemiz ve ulusumuz adına kabul edilemez açıklamalar yapmıştı. Ertesinde Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan haklı olarak Batı Trakya’daki müftülerin seçimle değil, Yunan hükümetinin atamasıyla işbaşına geldiklerine dikkat çekmiş ve uluslararası ilişkilerde karşılıklılık ilkesini vurgulamıştı. Oysa müftülerin atama ile gelmesi mücadelesini verenlerin başını Yunan’ın beslediği Mustafa Sabri çekmiş, Yunan meclisine on maddelik bir dilekçe bile vermişti. O Mustafa Sabri bugün Türkiye’de eğitim kurumlarının isimlerinde yaşatılmaya çalışılıyor.

Neden? Çünkü tarihimizi bilmiyoruz. Bilmediğimiz için aldanıyoruz, aldandığımız için vatanımızı ve milletimizi ihanet oklarına açık bırakıyoruz. Atatürk’ün vurguladığı gibi “En büyük savaş cahilliğe karşı yapılan savaştır”. Atatürk 19 Ocak 1923 günü İzmit’te yaptığı konuşmada da bugünlere ışık olmuştur:

“Bir arkadaşımız bu memlekete milli mücadelelerimiz esnasında ihanet edenler affa mazhar olabilecekler midir, buyurdular. Hayır efendiler, bu gibi caniler affolunmayacaktır.”

PROF. DR. ŞADUMAN HALICI

Yazarın Son Yazıları

Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti mi? - Erol Türk

Devlet, faaliyetlerini yürütmek için birtakım araçlara muhtaçtır.

Devamını Oku
10.10.2026
Mücadeleyi büyütebilmek… - Hüseyin Özkahraman

İstemeye istemeye de olsa Türkiye’nin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nde derin bir siyasi ayrışma ve ayrılıklar yaşandı.

Devamını Oku
10.10.2026
Çürümeye alışmak - Mehmet Utku Şentürk

Şükrü Erbaş birkaç dizeyle bazen sayfalar dolusu sosyoloji metninin anlatamadığını anlatıyor.

Devamını Oku
09.10.2026
Nispi temsil ve geri çağırma hakkı - Yüksel Işık

İlk değildi Cemil Tugay, belki son da olmayacak.

Devamını Oku
09.10.2026
Türkiye, ABD ve ‘stratejik ortaklık’ - Doğu Silahçıoğlu

Türk-ABD ilişkilerinde politik altyapı oluşturmak ve kamuoyu desteği sağlamak amacıyla siyasi çevrelerce sıklıkla “stratejik ortak” tanımı kullanılmaktadır.

Devamını Oku
08.10.2026
Endüstriyel demokrasi - Engin Ünsal

Yurttaşların seçmen olarak ülkenin yönetimine katılmasına siyasal demokrasi, işçilerin sendikaları aracılığı ile işyerlerinde ve ülke çapında ekonomik ve sosyal politikaların belirlenmesine katılmalarına endüstriyel demokrasi diyoruz.

Devamını Oku
08.10.2026
Birlikte yaşamın hukukunu kurmak - Cem Alptekin

Toplumsal yaşamda düşünce, inanç ve dünya görüşü farklılıklarının bulunması yaşamın doğal bir sonucudur.

Devamını Oku
07.10.2026
Bir devrin inceliği: Göksel Arsoy - Aybars Kuday

Bazı sanatçılar, oynadıkları rollerin ötesinde bir dönemin belleğinde yer edinir.

Devamını Oku
07.10.2026
Türkiye’nin Ezopları - Ülkü Sarıtaş

“Türkiye’nin Ezopları”nın sonuncusu İoanna Kuçuradi’ydi.

Devamını Oku
07.10.2026
'İyi ana' İoanna Kuçuradi - Mucize Özünal

İoanna Kuçuradi’nin adını anarken insan olmanın onuru ve sorumluluğunun bilgisiyle insanı insan etmeye adanmış bir ömürden söz etmeliyiz.

Devamını Oku
06.10.2026
İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşu - Atilla Can Akarcalı

30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonrası yurdumuz işgal edilmiş, işgallere karşılık çok geçmeden bölgesel direniş örgütleri kurulmuştu.

Devamını Oku
06.10.2026
Planlı ekonomiden ‘nas ekonomisi’ne - Mehmet Tomanbay

Cumhuriyetle şekillenen ekonomi yönetimi anlayışı; bilimin ve aklın yol göstericiliğinde, kamunun rolünü ve planlamayı önemseyen, güçlü kurumlara ve hukuka dayanan, yaratılan refahın toplum kesimleri arasında adil paylaşılmasını amaçlayan kurumsal bir yapıya dayanıyordu

Devamını Oku
05.10.2026
Londra yeniden Avrupa’ya mı dönüyor? - Göktürk Tüysüzoğlu

İngiltere Başbakanı Andy Burnham geçen temmuz ayında Keir Starmer’ın yerine geçtiğinde Brexit tartışmasının yeniden alevleneceği öngörülebiliyordu.

Devamını Oku
05.10.2026
Kimi koruyor, kimi yok ediyoruz? - Gülay Ertürk

Yarın 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü.

Devamını Oku
03.10.2026
Bir zihniyetin iflası - Ayşe Atalay

Günlerdir tüm Türkiye’yi derinden sarsan fon krizi aslında bir zihniyetin, bir dünya görüşünün iflasıdır.

Devamını Oku
02.10.2026
Mekke Anlaşması - Cihangir Dumanlı

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos’ta Riyad’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması basında ve kamuoyunda gereken ilgiyi görmemiş, yeteri kadar tartışılmamıştır.

Devamını Oku
02.10.2026
Çocuklar iş cinayetlerinde neden ölüyor? - Özgür Hüseyin Akış

Aslında başlıktaki sorunun kendisi bile başlı başına bir toplumsal itirazdır.

Devamını Oku
02.10.2026
Çin’in silahı: Zaman - Nejat Eslen

Çin’in siyasetini uzun vadeli, küresel jeopolitik vizyonu yönlendirir.

Devamını Oku
01.10.2026
İş kazasının görünmeyen ortakları - Mehmet Altınkaynak

Bir iş kazası olduğunda ilk yaptığımız şey genellikle bir neden aramak oluyor.

Devamını Oku
01.10.2026
Eriyen bütçenin faturası vatandaşa... - Mehmet Özdağ

Bütçe açığının asıl kaynağı halka verilen enerji desteği değil faiz ödemeleridir; çözüm faturaya yeni zam yapmakta değil, enerji verimliliğinde aranmalıdır.

Devamını Oku
30.09.2026
Siyasetin sonu mu? - Utku Yapıcı

Siyasetin sonunun geldiği iddiası, ilk duyduğunuzda kulağa gerçeklikle açıkça çelişen bir iddia olarak gelebilir.

Devamını Oku
30.09.2026
Bilgiyi koruyan kim? - Ömür Tanyel

2001’de ortaya çıkan Vikipedi’nin fikri cesurdu...

Devamını Oku
30.09.2026
Sosyal devlet olmayınca... - Şafak Yüca

Sabah 6’da çıkıyorlar yola.

Devamını Oku
29.09.2026
Dünya Kuduz Günü - Gülay Ertürk

Kuduzdan insan ölümü kader değildir.

Devamını Oku
28.09.2026
Kavganın da hukuku var - Abdullah Dörtlemez

İnsanların aynı şeyi düşünmesi, aynı şeyi istemesi, aynı yerden bakması beklenebilir mi?

Devamını Oku
28.09.2026
Yapay zekâ eylem planı ne söylüyor? - Tayfun İşbilen

18 Ağustos 2026’da Resmi Gazete’de yayımlanan bir genelgeyle Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026- 2030) yürürlüğe girdi

Devamını Oku
26.09.2026
Kapitalizmin sonsuz sonu- Kaan Eroğuz

İngiltere’de tarımsal üretim ilişkilerinin dönüşmesi ve kırsal alandaki nüfusun geçimini sağlamak için pazara bağımlı (market dependence) duruma gelmesiyle ortaya çıkan kapitalizm, genel itibarıyla 16. yüzyıldan bu yana ekonomik, siyasal ve sosyal yaşantımızı şekillendirmektedir.

Devamını Oku
25.09.2026
Siyaset sahnesi ve Özgür Özel - Gani Aşık

Özgür Özel’in parti genel başkanı olarak siyaset sahnesine çıktığı dönem, siyasal İslamcı iktidarın 24 yıldan bu yana Atatürk Cumhuriyeti’nin burçlarına ortaçağ topları ile saldırdığı, temellerini Vahdettin salvoları ile sarstığı bir devreye denk geldi.

Devamını Oku
25.09.2026
Okulda şiddet tırmanıyor - İsmail Doğan

Son yıllarda toplum olarak içimizi yakan olaylara tanıklık ediyoruz.

Devamını Oku
24.09.2026
Sanatın metalaşması - Hüseyin Yıldırım

İş dünyası veya yerel yönetimlerin “konaklama ve ağırlama” karşılığında eser toplama modeli giderek yaygınlaşıyor.

Devamını Oku
24.09.2026
Dil, tarih, eğitim ve ‘Kürtçe’ - Ahmet Küçükşahin

Kürtlerin dili “Kürtçe” midir?

Devamını Oku
23.09.2026
Türkiye’de sosyal politikaların aşınması - Halit Payza

Sosyal devlet kavramı, yurttaşlarına asgari bir yaşam standardı sağlamayı, gelir eşitsizliklerini azaltmayı ve eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere herkesin ulaşabilmesini amaçlayan bir anlayışı ifade eder.

Devamını Oku
23.09.2026
Siyasal projeler ve Aleviler - Mahmut Aslan

Türkiye, 40 yıla yayılan Kürt meselesini çözme olanağını arıyor.

Devamını Oku
22.09.2026
İmamoğlu’na hapis ve siyasi yasak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) 19 Mart 2025’ten bu yana kanıtlanmamış birtakım suçlamalarla tutuklu olan, o nedenle İçişleri Bakanlığı’nca anayasanın 127., Belediye Kanunu’nun 47. maddesi uyarınca “geçici bir tedbir olarak” görevinden uzaklaştırılan başkanı Ekrem İmamoğlu, 25 Ekim 2022 günü Tuzla İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi 3. Kademesi’nin açılışında Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın yaptığı konuşma üzerine kendi konuşmasında “kamu görevlisine hakaret” ettiği iddiasıyla yargılandığı İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nde iki kez beraat ettikten sonra istinaf yoluyla başvurulan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi, bozma kararıyla dosyayı yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderdi.

Devamını Oku
21.09.2026
‘Sanayinin musikisi’ susarken... - İbrahim Berksoy

Cumhuriyetin iktisadi kalkınmaya dayalı “atılım dönemi”nin ilk yıllarından beri ülkemizde dokuma sanayisi öncelikli sektörlerin başında gelmiştir.

Devamını Oku
19.09.2026
Birleşik Krallık’ta ayrılık sınavı - Göktürk Tüysüzoğlu

İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki bağımsızlık yanlısı siyasi liderlerin Cardiff’te imzaladığı mutabakat zaptı, Birleşik Krallık’ın anayasal mimarisini yeniden tartışmaya açtı.

Devamını Oku
19.09.2026
Kıbrıs’ta değişmeyen denklem - Ahmet Göksan

Kıbrıs adasının uluslararası gündemden hiç düşmemesinin temelinde, adanın iki halkı arasındaki siyasi anlaşmazlığın yanı sıra, 1960’ta kurulan ortaklık düzeninin kısa sürede bozulması ve bugün de devam eden statü tartışması bulunuyor.

Devamını Oku
18.09.2026
Emeklinin örgütlenme hakkı ve sendika - Musa Kocaman

Emekli olmak, toplumdan emekli olmak değildir.

Devamını Oku
18.09.2026
Yargı kurumlarının anayasayı ihlali - Doğan Soyaslan

Anayasaların temel amaçlarından bir kişinin hak ve özgürlüklerini devlet iktidarı karşısında korumaktır.

Devamını Oku
17.09.2026
Cam tavanları kırmak - Suna Türkoğlu

A Milli Kadın Voleybol Takımı bir kez daha başardı ve 2023’ten sonra 6 Eylül’de tarihinde üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu olarak hepimize çok büyük bir gurur ve mutluluk yaşattı.

Devamını Oku
17.09.2026