Muhalefetin kanun yoluyla yeniden tanzimi - Su Erbaş
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Muhalefetin kanun yoluyla yeniden tanzimi - Su Erbaş

26.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Çağdaş otoriterleşmenin ayırt edici özelliği, açık baskı yerine kurumların hukuk diliyle araçsallaştırılmasıdır. Levitsky ve Way’in rekabetçi otoriterlik kavramı, seçimlerin sürdüğü fakat oyun alanının iktidar lehine sistematik biçimde eğildiği melez rejimleri tanımlar. Bu eğimin temel aracı, Landau’nun suiistimalci anayasacılık ve Scheppele’nin otokratik legalizm kavramlarıyla kuramsallaştırdığı olguyu, yani biçimsel hukukiliğin korunduğu, ancak normların muhalefeti zayıflatmak için yeniden kurgulandığı bir düzeni ifade eder.

Türkiye’de 2017–2026 arasındaki belirli süreçler, bu literatürün öngördüğü kalıba, yani yargı, idare ve seçim yönetiminin muhalefeti “dizayn etme” işlevinde buluşması tezine uyar. İktidarın resmi anlatısı, söz konusu işlemlerin bağımsız yargının yürüttüğü olağan yolsuzluk ve parti-içi hukuk uyuşmazlıkları olduğu yönündedir; ancak akademik dürüstlük bu anlatının çürütülmesini gerektirir.

19 MART’A GİDEN SÜREÇ 

Süreç, 16 Nisan 2017 referandumunda Yüksek Seçim Kurulu’nun, sayım sürerken 298 sayılı Kanun’un emredici hükümlerine rağmen mühürsüz oy ve zarfları geçerli saymasıyla başlamıştır. Burada belirleyici olan, kuralın değiştirilmesinden çok, dönemin muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu “usul ihlâlini” etkili bir hukuki-siyasi mücadeleye dönüştürememesidir. Hatta sonucun olağanlaştırılması, seçim yönetiminin sınırlarının nereye kadar esnetilebileceğine dair bir emsal işlevi görmüştür.

Bu emsal sayesinde 2019’da İBB seçimini kazanıp mazbatasını alan İmamoğlu’nun seçimi biçimsel gerekçelerle iptal edilmiştir; ne var ki yenilenen seçimde fark on binlerden yüz binlere çıkmıştır. Bu iki uğrak, idarîyargısal mekanizmaların seçim sonuçlarını yeniden biçimlendirmek için kullanılabilirliğini gösteren erken örneklerdir.

19 Mart 2025 sürecine giden yolu anlamak için bunlar çok önemlidir. İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla başlayan dalga, yüzlerce belediye bürokratı ve seçilmiş başkanı kapsayan bir soruşturmalar zincirine dönüşmüştür. Hukuki açıdan en dikkat çekici unsur, iddianamenin, meşru bir yerel yönetimi bir “çıkar amaçlı suç örgütü” olarak nitelemesi ve bu örgütün “temel amacını” doğrudan siyasi bir amaca; “CHP’yi ele geçirmek ve İmamoğlu’nu cumhurbaşkanı adayı yapmak” üzerine kurmasıdır.

Siyasi rekabetin olağan hedefinin, yani İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığının bir suç örgütünün amacı olarak kodlanması, ceza hukukunun siyasi mücadeleyi tanımlama aracına dönüştüğü iddiasının somut kanıtıdır. Paralel bir iddianame, etkin pişmanlık beyanları üzerinden çok sayıda CHP’li belediye başkanını aynı şemaya eklemiş; Esenyurt gibi yerlerde tutuklamayı kayyum atamaları izlemiştir. Böylece seçmen iradesiyle oluşan yerel iktidar, idari ve cezai erkin birlikte kullanımıyla yeniden düzenlenmiştir.

YARGILAMANIN PERFORMATİF BOYUTU

Sürecin gösterişe dönük (performatif) boyutu, Silivri’deki cezaevi yerleşkesi içinde inşa edilmekte olan dev duruşma salonunda görselleşmektedir. Binlerce kişilik kapasitesi, sanıkların “dışarıdan görülmeden” naklini sağlayan tünel sistemi ve yerleşke içi konumuyla bu yapı, yalnızca lojistik bir tedbir değil, aynı zamanda iktidarın baskı gücünü kamuoyuna sergileyen sembolik bir sahnedir. Oysa ceza muhakemesinin aleniyet (açıklık) ilkesi, yargılamanın kamusal denetime açık, erişilebilir bir mekanda yapılmasını gerektirir. Mahkemenin fiziki olarak cezaevinin içine taşınması ve çevresinde toplanma yasakları ilan edilmesi, adil yargılanma hakkının görünürlük ve kamusallık boyutunu zayıflatır. Mekanın kendisi, kriminalize edici anlatıyı maddileştiren bir konsolidasyon aracı işlevi görür.

İRADEYE YARGISAL MÜDAHALE

İktidarın muhalefet tasarımında en ileri aşaması, muhalefet partisinin liderliğinin bizzat mahkeme kararıyla belirlenmesidir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin Kasım 2023 olağan kurultayını ve onu izleyen tüm kurultayları “mutlak butlan” nedeniyle başından geçersiz sayarak Özgür Özel yönetimini görevden uzaklaştırmış ve Kemal Kılıçdaroğlu ile önceki organları tedbiren göreve iade etmiştir.

Mutlak butlan kararında tartışılması gereken daha yaşamsal bir konu vardır. Siyasi partilerin kurultay ve kongrelerinde gerçekleştirilen seçimlere ilişkin uyuşmazlıklar, kanun koyucu tarafından özel olarak düzenlenmiştir. Nitekim Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesi, bu seçimlere karşı yapılacak itirazların usul ve merciini belirlemekte olup, konu hakkında özel bir hukuki rejim öngörmektedir. Bu sebeple, dernek genel kurul kararlarının iptaline ilişkin Türk Medeni Kanunu hükümlerinin siyasi parti kongrelerine kıyasen uygulanması hukuken mümkün değildir. Özel kanun hükümlerinin genel hükümlere üstünlüğü ilkesi gereğince, kurultay veya il kongresi seçimlerinin geçerliliğinin hukuk mahkemeleri önünde tartışılması mümkün olmayıp, bu yönde açılan davaların görev yönünden incelenmeksizin reddedilmesi gerekmektedir.

‘HUKUKUN RENGİNE BÜRÜNMÜŞ...’

Kısacası, sebep olunan bu durum parti genel kurullarına ilişkin istikrar ilkesini esnetmekte ve mahkemeye, partinin kim tarafından yönetileceğine, üstelik karar kesinleşmeden, tedbir yoluyla, hükmetme olanağı tanımıştır. Bu, parti içi demokrasiye dışarıdan müdahalenin en saf biçimini oluşturur. Yani muhalefetin iç iradesi, yargısal bir kararla yeniden tanımlanmıştır.

Bu kalıp Türkiye’ye özgü değildir. Venezuela ve Macaristan örnekleri ya da Rusya’da Navalnıy yargı yoluyla siyasetten dışlanması ile benzerlikler taşır. Ortak mekanizma, açık darbe yerine “hukukun rengine bürünmüş” müdahaledir. Yani biçimsel meşruiyet korunurken işlevsel sonuç, muhalefetin manevra alanını daraltmaktadır.

Bütün bu uğraklar tek bir analitik çerçevede birleştirildiğinde ortaya çıkan tablo şudur: 20 yılı aşan iktidar yıpranması, ekonomik kriz ve özellikle Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP’nin 1977’den bu yana ilk kez ülke genelinde birinci parti olması, iktidarın seçim sandığındaki rekabet gücünü sınamış görünmektedir. İktidarın bu tükenmişliği sandıkta demokratik bir seçimle değil, muhalefetin yapısını yeniden tasarlayarak, en güçlü figürü tutuklayarak, belediyelerini idarî-cezaî araçlarla zayıflatarak ve rakip partinin liderliğini yargı yoluyla belirleyerek telafi etmeye çalışmasıdır.

Bu okuma, rekabetçi otoriterleşme literatürünün öngördüğü kalıpla tutarlıdır. Asıl mesele, biçimsel hukukilik korunurken demokratik rekabetin özünün, yani belirsiz sonuçlu, açık bir yarışın korunup korunmadığı meselesidir. Bu durum, iktidarda bu demokratik cesaretin olmadığını kanıtlamaktan öteye gidememiştir.

AV. SU ERBAŞ

SORBONNE ÜNİVERSİTESİ ARAŞTIRMA VE ÖĞRETİM GÖREVLİSİ

Yazarın Son Yazıları

Futbol baştan kokar - Meriç Erdağlı

2026 FIFA Dünya Kupası’ndan hezimetle ayrılan Türk milli futbol takımı, vatandaşların beklentilerini yerine getiremedi.

Devamını Oku
26.06.2026
Muhalefetin kanun yoluyla yeniden tanzimi - Su Erbaş

Çağdaş otoriterleşmenin ayırt edici özelliği, açık baskı yerine kurumların hukuk diliyle araçsallaştırılmasıdır

Devamını Oku
26.06.2026
Kamu hukukunun lağv edilmesi - Doğan Erkan

Ana muhalefet partisinin olağan genel kurul organında seçilen meşru yönetim ve merkez organlarının, Türkiye siyasal partiler tarihinde eşi görülmemiş bir biçimde asliye mahkemesinin istinaf hâkimleri eliyle mutlak butlan ve tedbir uygulamasıyla görevlerinden el çektirildiği, bu Kafkaesk “yargısal” kararın siyasallaşmış kolluk marifetiyle uygulandığı bir evreyi şaşırarak gözlemliyoruz.

Devamını Oku
25.06.2026
Dünya Denizciler Günü - Hakan Ercan

Uygarlık tarihi büyük ölçüde nehirlerin ve denizlerin tarihi olarak da değerlendirilebilir.

Devamını Oku
25.06.2026
Türkiye’nin engebeli yolu - Erol Ertuğrul

DEM Parti yöneticileri sözde barış süreci ile ilgili, terör örgütü üyelerinin bağışlanmaları amacıyla bir yasa çıkmasını bekliyorlar.

Devamını Oku
24.06.2026
Kimlik siyaseti mi, Cumhuriyet yurttaşlığı mı? - Utku Yapıcı

Son yıllarda popüler kimlik tasarımlarından bir haline gelen yeni Osmanlıcılık, Atatürk’ün Türk milleti tasavvuru ile aynı kategoride bir yaklaşım değil.

Devamını Oku
24.06.2026