İkinci Dünya Savaşı’nda, fabrikaları devletin yönetimine alarak güdümlü bir ekonomi modeli uygulamak zorunda kalan vahşi kapitalizmin kalesi ABD ancak Hollywood platolarında zafer kazanabildiği Vietnam savaşının yarattığı bunalımı henüz atlatmaya çalışırken karşılaştığı “1973 büyük petrol krizi” ile bir kez daha sarsılmıştı.
Yıllık maliyeti 30 milyar doları bulan ve 1965-1973 yılları arasında Vietnam’a karşı doğrudan yapılan askeri müdahaleler sonucu ortaya çıkan yüksek enflasyonun hemen ardından, Mısır ve Suriye ile İsrail arasında çıkan Yom Kippur savaşında, İsrail’e destek veren ülkelere OPEC tarafından getirilen ihracat yasağı, ABD’nin bunalımına bir de durgunluğu ekledi. Benzin kuyrukları, artan işsizlik ve küçülen ekonomi, ABD’nin Ortadoğu petrolüne olan bağımlılığını iyiden iyiye açığa çıkardı. Ortadoğu’da yıllardır süregelen kanlı tezgâhın altyapısı daha o yıllarda, bu nedenle hazırlandı.
SERBEST PİYASA EKONOMİSİNE GEÇİŞ
Silah gücüyle, milletler ve toprakları üzerine yaptığı her saldırıda yenilgiye uğrayan ABD emperyalizmi, dünya ekonomisinde derin yaralar açarken Türkiye de bu dalgaların altında kalmaktan kurtulamadı.
Petrol gereksiniminin neredeyse yüzde 90’ını ithal eden Türkiye’de fiyatların artmasıyla benzin kuyrukları başladı, sanayi durma noktasına geldi, döviz rezervleri eridi, bütçe açığını kapatmak için aşırı para basılmasıyla enflasyon fırladı, karaborsa oluştu. Ekmek, yağ, şeker gibi temel besin maddelerinde tedarik sorunu yaşandı. İşsizlik arttı, halk yoksullukla mücadele etmek zorunda kaldı. Sonrasında ise bugünün neoliberal garabetinin yolu açılarak, 24 Ocak 1980 kararlarıyla serbest piyasa ekonomisine geçildi.
YÜKSELEN DALGALAR
Geldiğimiz noktada, artık o eski günlerin bir daha yaşanmayacağına ilişkin genel bir görüş hâkim olsa da bunalımlar şekil değiştirerek karşımıza çıkmaya devam ediyor. Geçmiş yıllarda yüzde 15- 20 üstünde bir enflasyon oranı felaket olarak yorumlanırken bugün yüzde 50 ve üstü oranlar yaşamın olağan akışı içinde kabul görüyor. Oysa İran-ABD/ İsrail savaşının ilk günlerinden itibaren oluşan rakamlar, yükselmesi olası dalgaları şimdiden işaret ediyor!
Savaşın başladığı 28 Şubat 2026 tarihinden itibaren Brent petrol 73 dolar seviyesinden 114 dolar seviyesine kadar sert bir tırmanış sergiledi. Bu kırılganlık stoklarla giderilmeye çalışılsa da henüz ateş yeterince söndürülemedi, petrolde savaş öncesi fiyatlara dönüş sağlanamadı. Şu ana kadar döviz rezervlerinde erime 20 milyar doları aştı! Hazine’nin borç yükü artarken resmi rezerv varlıkları yüzde 9.8 azaldı!
KORKULU RÜYA
Petroldeki sert yükselişin devam etmesi ya da bulunduğu seviyelerdeki kalıcı etkileri üretim maliyetlerinde ve aynı zamanda tüketici fiyatlarında ciddi artışlara neden olmakta. Enflasyon, ekonominin işleyişini en iyi gösteren ve her kesimi doğrudan etkileyen bir olgudur. Bu nedenle merkez bankalarının korkulu rüyasıdır. TCMB de kuşkusuz, bu korkuyu en derinden hisseden kurumların başında gelmektedir.
Ekonomi yönetimiyle eşgüdümlü bir politika izleyerek enflasyonla mücadele etmeye çalışan, fakat hedeflenen seviyenin çok uzağında kalan TCMB, 2026 yılının ilk enflasyon raporu sunumunda, önceden 62 dolar olarak öngördüğü petrol fiyatını 60.9’a revize ederek enflasyon tahmininde bulunmuştu. Oysa toplantı sırasında Brent petrol 70 dolar seviyelerinde seyretmekteydi. Anlam veremediğimiz ama sunumdan yaptığımız çıkarıma göre TCMB, petrolde ciddi bir düşüş beklemekteydi. Fakat zirveden dönerek hafif düşüşler gerçekleşse bile petrolün an itibarıyla TCMB hedefinin neredeyse yüzde 90 kadar üstünde fiyatlandığını izlemekteyiz.
Petroldeki her yüzde 10’luk artışın enflasyon üzerinde yüzde 1.50 oranında etki yaptığı düşünüldüğünde, önümüzdeki toplantılarda enflasyon hedefinin yukarı yönde değiştirileceğini öngörmek mümkün. Her ne kadar bu oranın bir kısmı, akaryakıtta “eşel mobil sistemi” ile dengelenmeye çalışılsa da sistemin sürdürülebilirliği konusunda şüpheler de yok değil. Uygulamanın sürdürülmesi durumunda ise mali bütçe ve disiplinde ciddi sapmalar yaşanacağını biliyoruz!
FAİZDE GERİ ADIM
Özellikle ücretli ve emeklilere ağır bedeller ödetilerek çıkılan enflasyonla mücadele yolunda, bir önceki toplantıda beklentinin altında gelen kararla, faiz patikasında vites küçültülmüştü... TCMB, 12 Mart 2026 tarihinde düzenlediği Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini (yüzde 37) değiştirmeyerek pas geçmiş olmasına karşın, bugünlerde yüzde 44 seviyesini aşan aktif tahvil ve mevduat faiz oranlarından da anlaşıldığı gibi örtülü artışlarına devam etmektedir.
Yaklaşık 21 milyon varil petrol sevkıyatının yapıldığı Hürmüz Boğazı’nda şimdiden 14 geminin saldırıya uğraması, yıllık 25 milyon ton azotlu gübre sevkıyatını da sekteye uğrattı! Küresel gıda krizine neden olabilecek bu durum, gıda enflasyonunun zaten zirvelerde olduğu Türkiye’de yeni bir bunalımın da habercisidir. Yükselen petrol fiyatları, örtülü faiz artışları, topraklarımıza düşen füze parçaları, Kürecik radar üssüne konuşlandırılan patriot hava savunma sistemi ve benzeri tüm gelişmelerin ekonomiye olumsuz yansımalarının olacağını görmek artık hiç de zor değil. Altın, gümüş benzeri değerli madenlerdeki oynaklık ve 20’li seviyelerin altında olması gereken endişe endeksinin (VIX) 35’li seviyeleri görmesi de işin cabası...
AYDIN ÖNCEL
EKONOMİST